Dedi: Televizyonda bir politikacı, “17/25 Aralık Madem darbeydi!.. AK Parti FETÖ ile niçin doğru dürüst mücadele etmedi de 15 Temmuz’a gelindi?” diye soruyor. Sizce nasıl izah edilebilir.

Dedim: Birincisi; O sözün sahibi politikacı bile 17/25 Aralık’ın bir darbe girişimi olduğuna inanmadı. Ona göre 17/25 yolsuzluklarla mücadele operasyonuydu. Ve hep FETÖ’yü korudular. O süreçte ‘Paralel Yapı’ şeklinde ifade edilerek mücadele başlatıldı. Ama Paralel Yapı gerçeğine CHP’de MHP’de ve hatta AK Parti’de inanmadı. Daha önemlisi normal hukukla FETÖ gibi bir örgütle mücadele edilemezdi. Yapının polis ve hukuk ayağı kırıldı ama tasfiye edilemedi. Zaten onun içindir ki 15 Temmuz’da bir kez daha ve silahlı darbeyi denediler.

Dedi: Yani FETÖ, kadrolarını kurtarmak için 15 Temmuz’a başvurdu.

Dedim: Hayır, FETÖ bir tetikçi örgüt. Darbeye başvuranlar ABD ve Almanya. Sadece bir tek amaç var. Tayyip Erdoğan’ı tasfiye ederek Türkiye’yi yine eski uydu ülke haline getirmek. Ortadoğu’daki yeni şekillenmelere direnen Türkiye’yi önce pasifize etmek ardından bölmek. Lakin daha önemlisi ve en önemlisi dinamik bir güç haline gelen demokratik İslâm’ı FETÖ eliyle tahrif etmek.

Dedi: İslâm’ı nasıl tahrif edeceklerdi. Darbe başarılı olsaydı neler olurdu?

Dedim: Darbe başarılı olsaydı önce Tayyip Erdoğan’ı hedef alacaklardı. Zaten dikkat ederseniz, Özel Birlikleri gerektiğinde ‘öldürün’ emriyle yalnızca Tayyip Erdoğan’a yollamışlardı. Tayyip Erdoğan’ın olmadığı bir ülkede bakın neler yapacaklardı.

1- FETÖ’nün icad ettiği ‘Yeni İslâm, projesini hayata geçireceklerdi. Hristiyanları ve Yahudileri de cennete yollayan ve kardeş sayan tahrif edilmiş ‘Yeni İslâm, projesini uygulayacaklardı. Buna karşı çıkan ve Kur’an da yüzlerce ayeti hatırlatanları İran yanlısı ‘Radikâl İslâmcı örgüt üyesi, ilan edeceklerdi. Tıpkı güç ellerindeyken uydurdukları ‘Selam Tevhid örgütü’ gibi.

2-Güneydoğuyu da içine alan ve devlet kurma arzusundaki PKK-PYD’ye izin vereceklerdi.

3-Bütün mega yatırımları durdurup AB’nin tüm şartlarına ‘evet’ diyerek Türkiye’yi Almanya’nın kucağına teslim edeceklerdi. Ekonomisiyle, yeni eğitim sistemiyle tıpkı Bulgaristan, Macaristan, Romanya, İtalya türü emirle yönetilen bir Türkiye oluşacaktı. Türk’ün bir daha dirilme ve bağımsız olabilme keyfiyetini yok edeceklerdi. AB’ye girerken Kıbrıs’ı belki Güneydoğu’yu da arkada bırakmamızı isteyeceklerdi.

4- FETÖ başarılı olsaydı OHAL ilan edip, hapishaneleri sivil itirazcılarla dolduracaklardı. Acımasız, vicdansız davranacak, ihanet eden bir yüreğin ne denli şerefsiz olduğunu göstereceklerdi. Bugün Türkiye’de OHAL’e karşı çıkan ABD ve Almanya o gün OHAL’i zaruret ilan edecek, destekleyecekti. Tıpkı Sisi darbesini destekledikleri gibi.

Dedi: Tayyip Erdoğan’sız bir Türkiye bugün bu tabloya mı işaret ediyor?

Dedim: Almanya’nın açıktan ve doğrudan, ABD’nin yarı açık ve dolaylı olarak yürüttüğü bugünkü süreç ne yazık ki yukarıdaki tabloyu hedefliyor. İçerdekilerin ne istediği çok önemli olmayacak. Varmak istedikleri noktaya varacaklar. Mesele iç siyaseti, başkanlık sistemini ve daha bilmem neyi çoktan aştı. Mesele memleket ve bağımsızlık meselesi…Hâlâ anlamadın mı?

***

Altuğ Atalay’a mini cevap!..

Günebakış spor müdürü Rahman Turan’ın yerine TRT’de programa başlayan

Spor gazetecisi Altuğ Atalay, TRT Radyosu’nda program yapması iptal edilince önce tafralandı!.. Ayetlerden göndermelere kalkıştı. Hafta sonunda da bir yazı yazdı.

“Bir işi elde etmek için araya kimseyi koymam” diyor!..” İnsanın gülesi geliyor. Beşiktaş’a basın direktörü veya her neyse ve ne olmak istediyse!.. Onun gibi mi? Yoksa Altuğ’u reddeden Beşiktaş yönetimi tıpkı TRT gibi önce çağırdı da sonra vaz mı geçti? Araya kimseyi koymamış öyle mi?

Evet…17 yıl önce ‘Sen olmasaydın belki de bu gazeteyi kurmazdım’ diyecek kadar güvendiğim Altuğ Atalay’ın günün birinde ideolojik bir kararla dönemin CHP’li eski İl Başkanı ve Trabzonspor Başkanının  adına ve Trabzonspor’da görev almak uğruna günebakış’tan nasıl ayrıldığına girmiyoruz. Yine de ayrılmak diyoruz. Belki yanıldık diyerek 15 yıl sonra tekrar ve sadece yazı yazdırdığımızda ise bu kez THKP-C’nin alt ayağı gibi duran Kolektif Hareketini yazı yazdığı gazeteye karşı nasıl savunduğunu da biz biliriz.

Hani diyor ya! Ali Öztürk eskiyi bilir diye. Doğru söylüyor. İyi biliyorum. Yaşadıklarımızdan öğrendik ne denli siyasi bir düşmanlıkla dolu olduğunu gözlemledik. Şimdi de not düşüyoruz.

Ha unutmadan… Rahman Turan’ın TRT programcılığı ile daha önce oynayanlar olduğundan ve onlara karşı izin verilmediğinden ve hatta baskı yapıldığından bahsediyor. İçyüzünü anlatırsak baskı yaptığımız iddialarından utanır mı acaba?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.