İstiklâl Savaşımızın iki lideri Akif ve Atatürk’tür hiç şüphesiz. Biri manevi mimarıdır kurtuluşun diğeri maddi. Akif halka mücadelenin kutsallığını anlatmış, vatan sevgisini onların kalplerine nakşetmiş ve güçlü bir inançla halkı topyekûn cepheye koşturmuştur. Atatürk de cephede onları büyük bir yetenekle sevk ve idare etmiş. Neticede Allah’ın verdiği vaat, zaferle gelmiştir.

Mehmet Akif, Taceddin Dergâhında ve başka mekânlarda milletvekillerini ve kanaat önderlerini sürekli teyakkuzda tutmuş, bu arada isyanları bastırmış ardından, “Mustafa Kemal’e ve onun askerliğine güvenim tamdır; ordumuz düşmana galebe çalacaktır.” diyerek Atatürk’e bütün millet nazarında güven mektubunu sunmuştur. Bu da halkta, Mustafa Kemal’e karşı büyük bir inanç doğurmuştur. Kaldı ki Mustafa Kemal, Akif’in gücünü daha o İstanbul’da iken fark etmiş, onu Ankara’ya, “Yardımınıza ihtiyacımız var.” diye davet etmişti. Akif’in zaman zaman cephelere gidip Mustafa Kemal’e destek verdiği de bir gerçektir.

İstiklâl Marşımızın bestelenmesi aşamasında yine Akif ile Atatürk birlikte olur. Birileri  “marşın iki dörtlüğü bestelenecek” kararı ardından son dize ”Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin İstiklâl”in çıkarılmasını düşünür. Atatürk olayı duyunca komisyon başkanı İ. Habib Sevük’ü çağırır ve ona tüm zamanlarda etkisini gösterecek okkalı bir şamar atar.” Bu dizeler bana Türk milletini anlatır, burada bütün milleti bulurum. Bu dizeleri siz çıkarmayı mı düşünüyorsunuz?” Kur’an’ı referans alan bu dize evvel Allah sonra Atatürk sayesinde İstiklâl Marşımızda kalır.

Bir defasında Atatürk bir mealde okuduğu anlama itiraz eder. “Allah böyle demiş olamaz.” der. “Bu meal yanlıştır. Bunun doğrusunu bilen uzman birini bulalım.” En yetkin olarak Akif bulunur. Ayeti çevirir, Atatürk, ”İşte der, Allah bunu demiştir.”

Akif’e Diyanet tarafından meal hazırlaması görevi verilir. Eseri bitirir ancak mükemmeliyetçi olduğundan Diyanete göndermez. Tam bu sırada bazıları namazın Türkçe kılınmasını, meal olarak da dini çevrelerin güvenini almış olan Akif’in eserinin kullanılmasını düşünür. Akif, bundan çok korkar, “Benim kalemim Allah’ın kelamını çevirmeye yetmez. Böyle bir vahim hatanın içinde olamam.”  korkusu içindeyken, İstanbul’da Türkçe namaz kıldırılır. Ancak imam sağa selam verdiğinde sağda, sola verdiğinde solda kimseyi göremez. Atatürk hemen uygulamayı sonlandırır. Bu emriyle de Akif’le  tekrar beraberdir. Rabb-ül âlemîn necip millete kurtarıcı olarak bu iki şahsiyeti birlikte göndermiş. Onlar da “Yalnızca Hakk’a tapan” milleti bağımsızlığa kavuşturmuştur. İstiklâl Savaşımızın bu İki büyük liderini bir kez daha rahmetle anıyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner108