Geçtiğimiz haftadan devam…

Mehmet Akif milletine seslenir ve bilhassa din anlayışlarını tenkit eder. Dönemin toplumunun yani bizim İslâm anlayışımızı sorgulayan Akif, toplumun İslâm’a uyacağı yerde İslâm’ın topluma uydurulduğunu söyler:

“Çalış!’ dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun

Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!

Sonunda bir de ‘tevekkül’ sokuşturup araya

Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!”

Bunun sonucunda ortaya tembel, aciz, sefil, geri kalmış, kaderci bir toplum çıkar. Akif bu toplumu sarsarak ne olduğunun farkına vardırmaya çalışır.

“Bakın ne hâle getirmiş ki cehlimiz dini:

Hurafeler bürümüş en temiz menabi’ini.

Yıkıp şeriatı bambaşka bir bina kurduk:

Nebi’ye atf ile binlerce herze uydurduk!”

Burada son dizeye dikkat çekmek gerekir. Akif, Peygamber’e atfen uydurulan sözde hadisleri kast ederek “herze” demektedir. Yüzyıllar içinde siyasî, taassubî gerekçelerle bağnazlar tarafından Peygamber’e iftira atılarak uydurulan hadisler Kuran’ın öne çıkardığı aklı da bilimi de bir kenara atar. Dinden dönenin öldürülmesi, kadınların aşağılanması, insanların diri diri taşla recmedilmesi gibi Kuran’a aykırı birçok zulmün kaynağının “uydurma hadisler” olduğu gerçeğini gizlemeyen Akif yine başka şiirinde

“Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun

Yıktın da din-i mübini yeni bir din kurdun.” der.

Mehmet Akif’in tasavvuf düşüncesini de eleştirdiği görülür. Safahat’ın altıncı kitabı “Asım”da şairlikle ilgili olumsuz yaklaşımları Köse İmam ağzından ele alır. Divan Edebiyatı’nı ve tasavvufu eleştiren ve “şairlikle” ilgili olumsuzlukları bu noktaya yükler. Şairliğin aslında kötü olmadığını ancak “din perdesi” altında edebiyata edepsizlik sokulduğunu şöyle anlatır:

“Ben de tarih okudum âlemi az çok bilirim.

«Şuara» dendi mi, birdenbire oynar sinirim.

İyi gün dostu herifler, o ne yardakçı gürûh,

O ne müstekreh adamlar! Hani bakmak mekruh.

Dalkavukluktaki idmanları sermayeleri...

Onlar azdırdı, evet, başlıca pespayeleri.

Bu sıkılmazlara «medh et!» diye, mangır sunarak,

Ne erazil adam olmuş, oku tarihi de bak!

Edebiyata edepsizliği onlar soktu,

Yoksa din perdesi altında bu isyan yoktu:

Sürdüler Türk’e «tasavvuf» diye olgun şırayı;

Muttasıl şimdi «hakikat» kusuyor Sıdkı Dayı!

Bu cihan boş, yalınız bir rakı hak, bir de şarab;

Kıble: Tezgâh başı, meyhaneci oğlan: Mihrab.

Git o «divan» mı ne kar’n’ağrısıdır, aç da onu,

Kokla bir kerre, kokar mis gibi «Sandıkburnu!»”

O, İslâm adıyla Batı’ya körü körüne düşmanlık da beslemez. Batı Medeniyeti’nin ikiyüzlülüğünü bilir, söyler ama gelişmişliğini takip etmemiz gerektiğini vurgular:

“Sade Garb’ın yalınız ilmine dönsün yüzünüz.

O çocuklarla beraber, gece gündüz, didinin;

Giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner88

banner37