Millî Eğitim Bakanlığının uzun süredir üzerinde çalıştığı eğitim müfredatıyla ilgili değişiklikler kamuoyuna yansıtıldı. Yaygın basında yayımlanan haberlere göre yeni müfredat eleştiri ve öneriler için bir aylığına askıda kalacak. Böyle bir “öneri-eleştiri” süresi tanınması oldukça önemli. Umarız bu sürecin sonunda yapılan eleştirilere kulak verilir ve gerekli düzeltmelere gidilir. Bu düzeltmeleri konusunda uzman bilim adamlarının yapması da ayrıca önemlidir.

Yeni müfredata göre yakın tarih konuları ders kitaplarına girerken evrim konu başlığının müfredattan çıkarıldığı iddia edildi. Lise son sınıf müfredatında yer alan “Hayatın Başlangıcı ve Evrim” başlıklı ünitenin çıkarılarak yerine “Canlılar ve Çevre” başlıklı bir ünite getirildiği kaydedildi. Bu ünitede öğrencilere çevre şartlarının genetik değişimlerin sürekliliğine olan etkisi açıklanacak ancak evrim teorisine değinilip değinilmeyeceği henüz bilinmiyor.

Bu bilgi üzerinden genel ağda fırtınalar koparılıyor. Eleştiriler birbiri ardına geliyor… Ancak bu kadarcık kısa bilgiden bile biz evrim konusunun bir kenara atıldığını düşünmüyoruz. Zira evrim de çevre şartlarının genetik değişimlerin sürekliliğini ele alır.

Hem neden evrim çıkarılsın ki?

Evrime din adına karşı çıkanlar ve bu perdeden düşmanlık edenleri gözlemliyoruz. Ünitedeki değişimi de bu perdeden ele almaya çalışıyorlar. Şu kesin olarak bilinmelidir ki evrim doğrudan dinin konusu değildir. Evrim bilimin konusudur ve bilim kendi içerisinde bu konuyla ilgili tartışmalarını, araştırmalarını sürdürmektedir.

Evrim teorisi sanıldığı gibi ilk olarak 19. yüzyılda Darwin tarafından ortaya atılmış bir tez de değildir.  Evrimi din adına eleştirenler bu ayrıntıyı kaçırıyorlar. Evrim veya Müslüman bilim adamlarının tanımlamalarıyla tekâmül (olgunlaşma, gelişim) veya istihale (başkalaşma) Darwin’den bin yıl önce İslâm dünyasında ortaya çıkarıldı. İbn Miskeveyh ve Erzurumlu İbrahim Hakkı tekâmülü ilk olarak işleyenlerden…

İbn Miskeveyh’e göre “Yüksek âlemden inen nefis (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekâmül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmiştir. Ruh bitkiden sürüngen hayvanlara, oradan maymunlara ve insanlık mertebesine kadar yükselmiştir.”

Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya göre ise “Varın yok olması, yoğun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok da daima yoktur. Fakat var bir mertebeden diğer mertebeye, bir hâlden diğer hâle geçebilir. Allah’ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur (eleman), istihale ile birbirine karışmış, unsurların izdivacından (karışımından) önce madenler, ondan bitkiler, ondan hayvanlar vücuda gelmiş ve hayvan kemalini bulunca insan meydana gelmiştir.”

Batı’daki bilim düşmanı kilise ilk olarak Müslümanlardan çıkan bu teze “Muhammedîlerin düşüncesi” diyerek karşı çıkmış ve bu karşı çıkışını yüzyıllardır sürdürmüştür. Ancak bugün bilim karşısında karşı çıkışını sürdüremeyeceğini ve bilime karşı yenileceğini anlayan kilise geri adım atmaya başlamıştır.

Bir bilgi: Darwin kendi kitabını yazmadan önce bu teoriyi çeşitli bölgelerde yaptığı beş yıllık yolculuk ve gözlem sonucunda kanıtlar ortaya koyarak geliştirmişti.

Bir ayet: “Yeryüzünde dolaşın da yaratılışın nasıl başladığına bir bakın. İleride Allah öteki oluşmaya da vücut verecektir. Allah’ın gücü her şeye yeter…” 29/20

Saygılarımla…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.