Gerginlikten uzak, iddiaları az, insan ruhunu hafifleten, dinlendiren ve mutlu eden, güzellikleri öne çıkaran yazılar yazmayı ne kadar çok isterdim. Böylece okuyucularımın zihninde ve gönlünde “güzel adam, yazıları insana ilaç gibi gelen yazar” şeklinde izler bırakabilir; daha sevimli bir profil çizebilirim. Ancak ülkemizin içinde bulunduğu durum bunma izin vermiyor.

Her duyarlı insanı olduğu gibi yazarları da ülke gündemi etkisi altına alıyor. Yazdıklarını biçimlendiriyor. Lale Devrinin edebi ürünleri ile Kurtuluş Savaşı yıllarının yazılı eserlerinin tema ve içerik yönünden benzer olmadığını hepimiz biliyoruz. “Gidelim serv-i revânım yürü Sa'd-âbâd'a  / Gülelim eğlenelim kâm alalım dünyadan” diyen Nedim ile Kurtuluş Savaşı yıllarında Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” veya “Vurun Kahpeye” eserlerindeki tema, içerik ve konu tamamen birbirine tezattır. Birinde eğlence, neşe ve zevkten bahsedilirken, diğerlerinde acılar, zorluklar ve savaşlar ele alınmaktadır. Bu da sosyolojik olarak gayet normaldir.

Bizleri de günün şartları, ülkenin içinde bulunduğu durum etkilemekte, yazdığımız yazıların içeriği buna göre oluşmaktadır. Son yıllarda ülkemiz uluslararası emperyal güçlerle çok ciddi bir savaşa tutuşmuştur. Yani yaşadığımız süreç güllük gülistanlık bir dönem değil, içinde acı, kan, terör, darbe ve gözyaşını bulunduran günlerdir. Bu nedenle hiçbir şey yokmuş gibi habersiz ve duyarsız olmak, ülkesini ve milletini seven yazar çizerlerin işi değildir. Gerçi vatanını satıp düşman ülkelere sığınarak Türkiye aleyhine ihanet kampanyaları yapanlar da yok değildir. Üstelik bu tür ihanetler Osmanlı’dan beri Anadolu’nun ve Türk Milleti’nin hep kaderi olagelmiştir.

Elbette Türkiye’de güzel işler de yapılıyor, buna bağlı olarak içimizde yeni umutlar yeşeriyor; alt yapı yatırımları, tüneller, köprüler, dev hastaneler, enerji yatırımları, hava alanları gibi; tank, uçak, helikopter, hızlı tren, yerli otomobil gibi; sosyal devlet politikaları, en önemlisi de ithal alışkanlığı yerine yerli üretimi artırmak ve çeşitlendirmek benimsemek gibi. Daha da önemlisi yüz elli yıllık prangayı ve kuşatmayı kaldırma ve tam bağımsız bir ülke olma mücadelesi gibi.

Bizi asıl tedirgin eden içimizdeki ayrılıklardır, nifaklardır. Bizi endişelendiren, ülkemizdeki bazı zihniyetlerin umutlarını ve beklentilerini düşman kuvvetlere bağlamış görüntüsü vermesi, yani bir tür mandacılık anlayışının ortaya çıkmış olmasıdır. Buna bağlı olarak şekillenen ve bizi karamsarlığa iten bu anlayışın, siyasi linç hevesleridir; öldürücü, iş bitirici zannettikleri ve her seferinde boşa çıkartılan darbe hamleleri(!)dir.

Oysa milli olmak, milli duruş sergilemek; kurtuluş mücadelesini içerideki yerel kuvvetlerle birlikte vermek gerekir. Bu büyük millet tarih boyunca kendi geleceği ile ilgili kararı hep kendisi vermiş, kararının arkasında durmuş, bu yolda her şeyini feda etmiştir. Misak-ı Milli kararları da milletin kararı olmuştur; cephelerde millet gereğini yapmıştır ama daha sonra masa başında maalesef bu kararların arkasında durulamamıştır. O nedenle milletin kararını millete sormak, gücünü milletten almak, milletin yanında olmak gerekir.

Sivas Kongresi’nde alınan kararların şu iki maddesini hatırlamakta yarar görüyorum: 4. Madde:  Kuva-yı Milliye'yi tek kuvvet tanımak ve milli iradeyi hâkim kılmak temel esastır. 5. Madde: Manda ve himaye kabul edilemez.

Yani milli kuvvetler tek güç olarak tanınacak, başka güçler düşman kabul edilecek, her türlü yabancı destekten umut kesilecek, milli irade hakim kılınacak; manda ve himaye anlamına gelebilecek her türlü destek, üst akıl, bilgi, belge kabul edilmeyecektir.

Ulusalcılık, milliyetçilik, vatanseverlik bunu gerektirir. Her şeye rağmen gelecek yıllar bu milletin altın yılları olacaktır. Bundan zerre kadar şüphemiz yoktur.

      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner37