Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Bağrına Taş Basan Defne Ağacı

Bağrına Taş Basan Defne Ağacı

Antik kentteki defne ağacını görmeseydim aklıma gelmeyecekti. Hani ara ara kullandığımız bir deyim var ya… “Bağrına taş basmak” diye… Onca sıkıntıya katlanırız. Dilimizin ucuna kadar gelir de söyleyemeyiz. Üstümüzden bir çığ gibi gelir geçer zaman fakat ölümüne direniriz. Her şeyi göze alır, büyünün bozulmasına da izin vermeyiz. Bağrımıza taş basarız yani. Bu, öyle bir şeydir ki felaketlerin sayısı arttığında yorulduğumuzu bittiğimizi sanırız ama aslında bize bir şeyler olmuştur, bizim bile anlayamadığımız…

***

Kazı çalışmaları sırasında adeta iğne ile kuyu kazıldığına pek çoğumuz tanık olmuşuzdur.  Alt katmanlara doğru inildikçe defne ağacının köklerindeki taşları görenlerin gözleri fal taşı gibi açılmış olmalı… Defne ağacı, taşları bağrına basa basa yükselmiş, nasıl olmuşsa daha da güçlü olmuş diğerlerinden. Çevresindeki taşlar temizlenirken, ağaç artık kendisinin bir parçası olan taşları bırakmamış. Arkeoloji ve doğal hayata saygı açısından da özellikle korunmaya çalışılmış. Defne büyüdükçe, yukarıya doğru dal budak saldıkça bağrındaki taşların arasında eşine ender rastlanır yeni bir gövde oluşturmuş.  Aslında bugüne kadar hiç böyle düşünmemiştim, böyle bakmamıştım. “Bağrına taş basmak daha da güçlü kılıyormuş insanı, sert rüzgârlara karşı da dik tutuyormuş.

***

Bağrına taş basan defne, “beni yaz” diyordu adeta... Fotoğrafını çekerken bağrına bastığı taşlardan çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Hemen bitişikteki evde oturan ve ağaçla ilgilendiğimizi gören hanımefendi “kazı çalışmaları sırasında çok emek verildi bu ağaca, aşağıya doğru inildikçe taşlarla sarılmış kökleri gövde gibi ortaya çıktı” diyerek durumu açıklamaya çalıştı.

***  

Mitolojiyle ilgili olanlar bilirler, en hüzünlü hikâyelerden birini saklar defneler. Zeus’un oğlu Apollon, güzeller güzeli Su Perisi Defne’ye âşık olmuştur.  Defne, bu aşka karşılık vermez ve içine atar her şeyi fakat Apollon büyülenmiştir, vazgeçmeye de niyeti yoktur.  Apollon kovalar, Defne kaçar ve sonunda daha fazla dayanamayacağını anlar Defne çünkü Apollon onu yakalamak üzeredir.                                                           Tanrılardan yardım ister, dileği kabul edilen genç kızın vücudu ağırlaşır, ayakları toprağa kök salmaya başlar. Kolları dallara, saçları da yapraklara dönüşmektedir.                                              

Apollon, Defne’ye sarılmak üzereyken onun bir ağaca dönüştüğünü görür ve çok üzülür. Âşık olduğu Defne’yi sonsuza dek yaşatmak ister. Kendine özgü kokusuyla kahramanlara takılan taçlar, Defne’den adını alan ağacın yapraklarından yapılır ve Akdeniz’den tüm dünyaya yayılır. Romalı Şair Ovidius; “Benim ağacım ol, yaprakların çelenk olsun kahramanlara” diye bitirir ‘Apollon ve Daphne’ adlı şiirini. Antik kentte bulunan defne ağacının çevresi arkeologlar tarafından kazıldıkça bağrındaki taşların ortaya çıkması bu yüzden galiba…  Yapraklarının, saçlara iyi gelmesi de…

***

Bu aralar “bağrına taş basan defne ağacı” gibiyiz. Efsane, milyonlarca masum insanın göçe zorlandığı… Halep gibi Guta gibi yerle bir edilmesine ramak kaldığı İdlib’in yanı başında… Antakya’nın Harbiye semtinde geçince… İnsanlık da Irak’ta, Yemen’de ve Libya’da ölünce… Suriye’de ortalıkta pek görünmeyince… Defne’nin gözyaşlarının şelaleye dönüşmesini anlayabiliyoruz.