Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Her insanın bir köyü olmalı

Her insanın bir köyü olmalı

Bir başkadır köy hayatı. Sessiz sakin hayat, doğal ürünler, stresten uzak yaşam, temiz hava... Üçü bir arada hayat iksiridir bunlar. Ömrü uzatır… İnsanın bir gün dönüp gelebileceği bir evi olmalı. Bir köyü, bir mahallesi, eşi dostu, çocukluğunu birlikte geçirdiği arkadaşları, kapısını teklifsiz çalabileceği komşuları... Elinden su içtiği, evinde yemek yediği komşu teyzeleri, hacı anneleri olmalı insanın... Bir aya yakın bir zaman oldu şehir hayatından uzaklaşalı, zamanın nasıl geçtiğini anlamadım köyde, sayılı günlerden midir yoksa köyün huzur veren gece-gündüzünden bilmiyorum ama zamanın nasıl akıp geçtiğini anlayamadım. Hayat keşmekeşliğinin insanı sardığı çekilmez bir hal aldığı zamanda, gide gide bir duvara dayandığında, içinde kocaman bir boşluk hissedip kendisini sarıp sarmalayacak bir anne kucağına ihtiyaç duyduğunda, komşularıyla bir bardak çay içip iki hasbihal edeceği, Dünyanın bütün derdini kapının dışında bırakıp huzurlu bir uykuya dalmak istediğinde, çalacak bir kapısı olmalı insanın. Çocukluğunun geçtiği Sokaklarında, çamurlu yollarında yürüdüğü her adımında bir şeyleri yeniden bulmanın, gecenin karanlığında yalnızlığına arkadaşlık eden yıldızlı gecelerin hazzını duyacağı, rastladığı herkesten emin olacağı, her nesnenin, duyulan her sesin, kurdun kuşun, börtü böceğin tanıdık olduğu bir yeri köyü olmalı insanın. Çocukluğunda bir ağaç ile tanışmalı orada. Çocukluğundan kalan anıları silemeyecek, her gittiğinde o ağacın gölgesinde durup dinlenecek ve “biz çocukken bu ağaca nasıl da tırmanırdık ve bu ağacın gövdesine salıncak kurar sallanırdık " diyeceği anılarını anlatacağı köyü olmalı insanın. Köyde yaşam inanılmaz güzeldir. Ağustos ayının ortasında soğuktan sobayı yakarsınız, karşısına geçip oturunca inanılmaz bir keyif alırsınız, sonra da şehrin bunaltıcı sıcağını düşündükçe sobaya sarılasınız gelir. Kuşburnular kıpkırmızı olmuştur tam bir c vitamini deposudur, zahmetlide olsa toplayıp marmelatını yaparsınız kışa hazırlık olarak. Yaban armudu, erik, elma keza aynı şekilde. Akşamları bir kaç komşu ile bir araya gelerek hoş sohbetler eşliğinde yufkalar, sironlar, açmak köy fırınında ekmek yapmak huzur verir insana. Ve sonra rabbine nimet olarak verdiklerinden dolayı şükretmek ayrı bir haz yaşatır. Gidecek bir köyü bile olmayan insanların ne kadar çok olduğunu düşündükçe kendimi şanslı görüyorum. Her gidişimde içimdeki gurbetin sustuğunu hissediyorum. Bir yere ait olmanın huzurunu ve birilerinin beni beklediğini görmekten mutlu olduğunu bilmenin sevincini yaşıyorum. Bu yılki köy hasretini bitirerek yine mecburen çocuklarımızın eğitim ve işlerimizden dolayı beton yığınlarıyla örülmüş bunaltıcı sıcağı ve kimsenin kimseyi tanımadığı şehirlerimize dönüyoruz.

Hüsnü Ekizceli'nin birkaç mısrası köy hayatını ne de güzel anlatıyor:

Her insanın bir köyü, orda evi olmalı,

Şehirden sıkılınca; kaçıp rahatlamalı,

Birkaç gün dahi olsa, biraz huzur bulmalı

Otel, pansiyon değil; köyüne gideceksin

Medeniyetten uzak, bir gün geçireceksin.

Şehir hayatı artık, bunaltıyor insanı

Gürültü ile stres, mahvediyor hayatı

Öyle gün geliyor ki, istemiyor rahatı

İnsan özlüyor bazen, huzurlu yaşamayı

Ciğerlerine çekmek, tertemiz bir havayı,

Bir köyü olmalı insanın, dağ başı da olsa

Yol olmaz, kervan geçmez, uzakta bile olsa

Yokluğa rağmen orda, huzurunda olursa

Gerisini boş ver sen, tadını almaya bak

Mutluluğa giden yol, işte budur yaşamak.

Gelecek yazı iple çekmeye başlamanın heyecanıyla...

Kalın sağlıcakla.