Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
28 Şubat’ın 21. yılında darbeyi yorumlamak

28 Şubat’ın 21. yılında darbeyi yorumlamak

BUGÜN 28 Şubat... Her 28 Şubat bize 20 yıl önce yaşadığımız o kabus günlerini hatırlatıyor. 28 Şubat, muhafazakârların mağdur edildiği, dışlandığı ve yalnız Allah’a sığındığı bir post modern darbe dönemini hatırlatıyor.

28 Şubat 1997 yılında Gökkuşağı Radyo Televizyonu’nun başındaydık. Bir yandan RTÜK baskısı, diğer yandan Tugay Komutanlığından yapılan baskılar tarihe “duanın silahlı baskıya direnişi” olarak geçecektir. Toplumun her kesimi baskıdan bunalmış ve açık darbe beklendiği günlerdi. Yaşadıklarımızdan bir bölüm nakledelim...

Gökkuşağı Radyo TV Yönetim Kurulu Başkanı olarak o süreçte kurulan ‘ALO RTÜK’ hattı ile hemen her gün kasıtlı ihbar telefonlarının RTÜK üzerinden baskılarıyla karşılaşıyorduk. Bir yayın kuruluşu yılmadan ve kıvırmadan, sonuçlarına hazırlanarak darbeye nasıl direnirse öylesine direndik. RTÜK denetimi dışında haftada asgari 2 kez 28 Şubat savcılarına ifade vermeye gittik. Kimi zaman serbest kalıyor, kimi zaman tutuklanma talebiyle hâkime sevk ediliyorduk. Tutuklanmadık ama sonunda Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesine sevk edildik.

Reklam veren esnaf ve iş adamlarının reklamlarını kestiği, ortaklarımızın Tugay Komutanlığına çağrılıp tehdit edildiği ve açık darbeyi beklediğimiz günlerdi. Emniyeti emniyet müdürü değil Batı Çalışma Grubu’na bağlı bir şube müdürü yönetiyordu. Şube müdürü farklı mahfillerde raporlar düzenleyip doğrudan savcılara gönderiyordu.

Başörtüsü özgürlüğünü savunduğumuz bir yazının ardından tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edildik. Erzurum DGM’ye uzanan dava sürecinde hakkımızda düzenlenen ilginç bir raporla yüzleştik. Emniyet müdürlüğünün antetli kâğıdına işlenen rapor, altında şube müdürü imzasıyla savcılığa gönderilmişti. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığımızda soluğu dönemin valisi merhum İsmet Gürbüz Civelek’in yanında aldık. Yalan ve iftiralarla dolu raporu Vali Bey’in önüne koyarak bir şube müdürünün tek başına nasıl böyle bir rapor tutabileceğini ve bunun savcılar tarafından nasıl dikkate alınabileceğini sorgulayıp o şube müdürü hakkında soruşturma açılmasını istedik.

Valilik makamının arka odasında gerçekleşen görüşmede rahmetli Civelek bize, “Ali Bey... Muhtemelen aynı kişi benim hakkımda da rapor düzenlemişti. Devleti artık siyaset yönetmiyor. Asker yönetiyor. Tüm kamu birimleri, savcı ve hâkimler teslim oldu. Post modern bir darbe yaşıyoruz. Ne yazık ki bir şey yapamayız.” demişti.

Büyükler kaygılı, gençler ve çocuklar direnişten yanaydı. Üniversitelerde ve imam hatip liselerinde kız öğrenciler direniyordu. En erken pes edenler veliler oldu. Çocuklarını imam hatiplerden aldılar ve kızlarına ‘açın başınızı’ diye baskı yaptılar. İstisnalar kaideyi bozmaz ama kızlar sonuna kadar direndiler. 28 Şubat’ı kızlarımız yendi.

İmam hatiplerde idareler erken teslim oldu. Ama çocuklar olmadı. Veliler tepki için sabah namazı eylemleri başlattı ama 1 hafta sürmedi. İmam hatiplerin önlerini kestiler, kızlarımızı yerlerde süründürdüler, okullarımızı kapatıp davalar açtılar. 28 Şubat’ın bin yıl süreceğini ilan edip yüreklere korku saldılar. 28 Şubat, sabrın ve duanın darbeyi yendiği keyfiyettir. Duanın galip geldiği dönemdir. 28 Şubat, başörtüsünün post modern darbeye başkaldırısının ve zaferinin tarihe not düştüğü gündür. Aradan geçen 20 yıllık süreçte biçilen çiçekler daha gür büyüdü. Sabır ve dua silahı yendi. “Bin yıl sürecek.” denen darbe süreci, 15 Temmuz’la birlikte tarihe gömüldü.

Bugün geri dönüp baktığımızda bir ABD ve NATO projesi olduğuna inandığımız 28 Şubat’ın, samimi dindarları sosyal hayattan uzaklaştırarak FETÖ’nün önünü açmak için yapıldığını söyleyebiliriz. Dindarların birebir kuşatıldığı ve tehdit altında dışlandığı bir süreçte başörtüsünün şanlı mücadelesini ‘teferruat’ ilan eden FETÖ hiç sorgulanmamıştı. Hattâ yaklaşımlarıyla direnişi önemli ölçüde zayıflatmıştı. Şimdi daha iyi anlıyoruz ki 28 Şubat esasen bizdeki çapsız, ufuksuz, Kemalist subaylara FETÖ’nün önünü açmak için yaptırıldı. Sonra Ergenekon, soruşturmalarıyla Kemalist subaylar tasfiye edilecek ve 15 Temmuz’un önü açılacaktı. 15 Temmuz ise NATO ile yarım kalan tarihi bir hesaplaşma günüydü. 15 Temmuz Türk Milletinin 28 Şubat’ta sabır ve dua ile yarım bıraktığı direnişin ve hesaplaşmanın tamamlandığı gündü. 15 Temmuz, Milletin egemenliğini NATO’nun elinden aldığı tarihtir. §r.