Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Bizimkisi köye dönüş hikâyesi

Bizimkisi köye dönüş hikâyesi

Son elli yılda köy ve kent nüfusu yer değiştirince…

Nasıl da arada kalakaldık?

Bedenimiz asfaltta, ruhumuz patikada…

Eğer gözlerinizi köyde açtıysanız iflah olmaz bir derdin pençesinde kıvranıp durursunuz.

Rüyalarınıza girer, uykularınızı kaçırır.

Köy çağırır. Hele bir de emekli olmuşsanız. Köye değil de çocukluğunuza dönersiniz sanki.

Oysa hiçbir şey bıraktığınız gibi değildir. Bir solukta gidip geldiğiniz yollar uzamış…

Kazma kürek daha da ağırlaşmış, orakla baltayı kavrayan ellerinize bi haller olmuştur.

Fakat ne olursa olsun yok köy gibisi... Bir gün kavuşmak üzere ayrıldığınız cennet, anne şefkatiyle bağrına basmak için bıkmadan usanmadan bekler sizi…  

***

Teşvikler projeler… Her şey çoluk çocuk köylere dönülsün diye…

Tarım ve hayvancılık canlansın, ülke yeniden kendine yetsin diye…

Şehirde açılan gözleri köyde güldürmek öyle sanıldığı gibi çok kolay olmayacak.

Tek avantajımız, şehirde ne varsa köyde de olması…

Yolu, suyu, elektriği, iletişimi… Hem kira derdi de yok, işe gidiş geliş curcunası…

Her gün kendini tatilde hissedebileceğin o kadar ayrıntı var ki…

Ferdi Tayfur’a kulak vermenin zamanıdır: “Hadi gel köyümüze geri dönelim.”

‘Köyümüze dönelim’ derken doğal olarak Karadeniz gelir aklımıza…

Şana’dan sonra her dönemeci ezberimize sinen…

Bir yol ki tepelere doğru kıvrıla kıvrıla yükselen…

Asfalt, beton ve yer yer toprakla adeta yamalı bohçaya dönen…

***

Bir zamanlar yüz elli öğrencinin okuduğu ilkokulumuz kapalı…

Harmancık’ta çelik çomak oynamıyor çocuklar.

Yine de köylerde yaşayanlar mutlu, yamaçlarda dört mevsimi karşılayanlar…

Kış geldiğinde dumanı tüten evler…  

Fakat buralara “köy” demeye bin şahit ister.

Ahırları var, inekleri yok. Kümesleri var, tavukları yok. Öbek öbek tarlalar da sizlere ömür…

***

Sebze kamyonlarının geçeceği saatler belli… Balıkçının, çöp arabasının…

Tatil köylerine dönmüş koca Karadeniz. Bölge insanı kendine özgü espriyle açıklıyor.

Patatesi Erzurum’da ektik. Domates, biber ve patlıcanı Çukurova’da…”

Ümidimiz emekliler... Her ne kadar ağır işlere girişmiyorlarsa da köylere bir canlılık getirmişler. Küçük bahçeler hayat bulmuş ellerinde…

Uzun yıllar ayrı kalmanın acısını çıkarırcasına işe sarılmışlar.

İçlerinde inek bakanları bile var, keçi alanları, arıcılık yapanları…  

Meyve fidanı dikiyorlar sağa sola, evlerinin önüyle bahçe kenarlarına renk renk çiçek…

Köye dönüş” başlamış Karadeniz’de ama “tadımlık” gibi...

Bu arada…

Peyzaj Mimarlığını bitirenlere aynı zamanda ‘Ziraat Mühendisi’ unvanı da verildiğinden…

Köylerde kasabalarda yaşayanlara çevre düzenleme konusunda proje hazırlaması ve yol göstermesi için her ilçeye bir peyzaj mimarı atanmasının zamanı geldi galiba…

Köylerimiz değişsin, köylülerimiz… Balkonlarımız bahçelerimiz…

Umarız dikkat çeker ve uygulanır bu önerimiz.  

***

Araziler bölünebildiği kadar bölünmüş, bu yüzden işleri çok zor çobanların…

Daha önceleri öyle miydi? Bir kişi “he” dedi mi dereden tepeye ‘yaylım’ sayılırdı.

Karşılığında kuzu verilir ya da parasıyla, bahar gelinceye kadar otlatılırdı.

Yaylacılık?” ‘Kelif’lerin çoğu direnememiş zamana, soğuğa rüzgâra…

Torunların da böyle bir derdi olmayınca… Yayla turizmi diye bir şey çıkmış ortaya…

Kat kat yükselmiş binalar, yöresel mimari unutulmuş.

Yine de yazları boş bırakılmamış, kışın bile zaman zaman uğranılmış.

***

Fındık? Çayla birlikte bölgenin amiral gemisi… Odunu, yaprağı, zulufu, kabuğu, çubuğu…

Bir ürün bu kadar mı değerlidir? Fakat gel gör ki durum vahim.

Bir dokun, bin ah işit” misali… Köylüler pek çok bahçeye girmiyor bile…

Dikenler yavaş yavaş sarıyor her yanı…

Bu yüzden yeni ürünler denemenin, köylere dönmenin tam zamanı…

***

Biliriz ki karar vermenin yanında adım atmak da önemli, küçük bir dokunuş...

Hani ‘inek’ deseniz, zordur bakımı… Otu, küspesi pahalı…

Fakat bu kadar mı bıraktık kendimizi?

Yumurtamız, gezemeyen tavuklardan…

Marul, maydanoz, nane, lahana ve pırasa manavdan ya da sebze kamyonundan…

Soran olursa “köyde yaşıyorum” diyoruz. Tek faydası havasından suyundan...

Turşu kurmasını, pestil yapmasını bilmiyoruz.

Ihlamur çiçekleri dalında kuruyor.

Kekik ve papatya cennetindeyiz.

‘Kıran’lar kuşburnu dolu, muşmula, kocayemiş…

Belki de tek suçlu matematik…

Elma ile armutları toplamıyoruz.

Erikleri ise saymıyorum.

Dünyanın en nefis üzümleri külleniyor, göremiyoruz.

Yıllar önce Kayahan hatırlatmıştı ama bizimkisi bordo mavi, yeşil beyaz biraz…

Bizimkisi köye dönüş hikâyesi…