Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Kurşun Kalem

Kurşun Kalem

Hiç aklıma gelmemişti.

Kurşun kalemle kurşunun bir ilgisi var mı” diye…

Biri, ortaya çıkışından itibaren uygarlığın daha da ileri taşınmasını sağlıyor.

Diğeri ise zehir, ölüm ve ağırlığı çağrıştırıyor.

Şekilden şekile girse de kurşun kalem tahtını koruyor.

Yazdıkça azalıyor, mum gibi bir şey aslında…

Bir düşünsenize ne ilginç hatıralarımız vardır kalemlerle…

İyice küçülmüş olanlarıyla “kalem almaca” diyerek yarışırdık teneffüslerde…                                                                                                    

Bu yüzden küçükleri önlük ceplerimizde, büyükleri ise çantalarımızda bulunurdu.

***

Uygarlık, daha çok yazalım diye nasıl da üretiyor?                                                           

Kurşun kalemin yolculuğunu anlatan videoyu izleyince…  

Masamızın üzerinde, defterimizin arasında, kulağımızın arkasında, kalemliğimizde bulunan çağın en değerli objesinin de hikâyesini öğrenmiş olduk.

Tabletlerle başlayıp papirüsler sayesinde yazma işini biraz daha geliştiren insanoğlu, hayvan derilerinden sonra kâğıt ve mürekkeple devam ettiriyor yolculuğu…

Yeniden başa dönmesini de anlayabiliyoruz, tablete…

***

Ve kurşun kalem…

Onlarca maddenin karışımıyla elde ediliyor, ana maddesi ‘grafit’…

Bu arada, ülkemizde yeterince bulunmayan grafiti ithal etmek zorunda kaldığımızı da öğreniyoruz.

İyi de kurşundan yapılmayan ‘kurşun kalem’ için bu yanlış isimlendirme nasıl ortaya çıkmış?

Grafiti bulan bilim adamının, onu bir tür kurşun elementi sandığı için böyle isimlendirdiği ve adının da öyle kaldığı söyleniyor. Uygarlığın olmazsa olmazına bu açıdan baktığımızda zehir, ölüm ve ağırlığı düşünmüyoruz bile…

Yazdıklarımız, bazen kurşundan daha zehirli, daha ağır ve öldürücü olmuyor mu?

Aslında ‘kurşun kalem’ ifadesinin yanlışlıkla verildiği söylense de yanlışlığı yapana bir teşekkür borçluyuz çünkü kalemin ne kadar tehlikeli olabileceğini hatırlatıyor bize…

En sivri kelimeleri kullanarak muhataplarına acı verenler bir tür savaşçıya dönüşüyorlar. Saldırganlıkta sınır tanımayanlar teşkilatı gibi bir şey… 

Ellerine silah verseniz bu denli ölümcül olamayacakları kesin.

***

Yazı yazan, proje çizen, beste yapan insanlar için kalem, sıradan bir ürün değil.                          

O, duygu ve düşüncelerimizin aktığı bir nehir gibi dolaşır durur sayfalarda, elimizde, cebimizde, çantamızda, damarlarımızda…  

Bir nokta kadar küçüldüğüne aldanmayın, yatağına sığmadığı anlar da olur.

Güzel fikirler sabaha karşı gelir, başucunuzda mutlaka kalem kâğıt bulundurun.”

Günümüz teknolojisi her şeyi kolaylaştırdı ama geçmişte bir cümleyi hatırlamak için sanatçıların kendileriyle nasıl mücadele ettiklerini düşünelim.                                                                                                            

 Bir kelimeyi, notayı, formülü nasıl aradıklarını?                                                                                

 O anda yoksa bir kalem yanlarında...

Belki de sırf bu yüzden pek çok problem çözülemedi, pek çok roman yazılamadı, şarkılar bestelenemedi, projeler çizilemedi…

Makaleler yarım kaldı, şiirler, oyunlar, hikâyeler…

Aşklar…

***

Biz, kalem erbabı…

Bazen içimizdeki zehir, kurşunla birleşince tanınmaz hale geliyoruz.

Dünyanın, kalemin ucunda olduğunu yaşayarak öğrendik.

Kâğıda dokunan kalemin, kibritten daha çok yangın çıkardığını da…