Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Mehmet Akif Ersoy’un İslâm Düşüncesi - 3

Mehmet Akif Ersoy’un İslâm Düşüncesi - 3

Geçtiğimiz haftadan devam…

Mehmet Akif Ersoy’un İslâmcılığı ve İslâm Birliği Düşüncesi

Yoğun fikir gelişmelerinin yaşandığı II. Meşrutiyet döneminin sonrasında ortaya çıkan fikir akımlarından İslâmcılığı benimseyen Akif, yaşamının sonuna kadar bu çizgiden ayrılmaz. 19. ve 20. yüzyılda İslâm dünyasının içinde bulunduğu durumdan kurtulup yeniden hâkim konuma gelebilmesi için İslam’ın siyaset, bilim, kültür, toplum bakımdan yeterli donanımlara haiz bir din olduğunu savunur. Müslümanların din anlayışlarının, sosyal yapılarının değişmesini öngören ve bütün Müslümanların birleşmelerini amaçlayan bir fikir akımı olarak ortaya çıkan İslâmcılık, Mehmet Akif’in düşüncelerinin ana çizgisini oluşturur.  İslâm Birliği düşüncesine de sahip olan Mehmet Akif, her şeyden önce Müslümanların temiz bir tevhit inancına sahip olmalarının gerektiğini savunur. İslam dünyasının birleşmesi için Müslümanların birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerektiğini ifade eder.

Mehmet Akif Ersoy’un Kuran Tercümesi

Samimi bir Kuran mümini olan Mehmet Akif Ersoy hayatı boyunca sürdürdüğü Kuran’la ilişkisini uzun süre Sırat-ı Müstakim ve Sebilü’r-Reşad dergilerinde Kuran ayetlerine tefsirler yazarak sürdürür. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Türkçe Kuran çalışması için görev alan Mehmet Akif Kuran tercümesine başlar. Fatiha’dan başlayıp Bakara’nın 252’nci ayetine kadar tercüme eden Akif daha sonrasında “bu işe ehil olmadığını” düşünerek yarıda bırakır. Akif tercüme ettiği bölümü daha sonradan TBMM tarafından görevlendirilen Elmalılı Hamdi Yazır’a gönderir.

Sonuç

Mehmet Akif hurafelerden arınmış, akılcı dinin gerçek İslâm olduğunu savunur. Toplumdaki özellikle din eksenli sorunların üzerine yoğunlaşır ve bunları tenkit ederek doğruya sevk eder. Batı’nın ilminin takip edilmesi gerektiğinin ifade ettiğini ve İslâm Birliği düşüncesinin hayata geçmesi durumunda Müslümanların daha güçlü olacağını dile getirir.  Sözün sonunda ayrıca ifade etmek ve dikkat çekmek istediğimiz bir konu vardır. Bugün Mehmet Akif Ersoy’a sözde “din” veya “İslâm” adına çirkince saldırılarla karşılaşmaktayız. Başlarda “sanki” iyi niyetliymişçesine başlayan sözde eleştiriler sonradan ahlâksız saldırılara dönüşür. Oysa tarih mutlaka hakikati açığa çıkarır ve hakikate de yalnızca doğru söz ile ulaşılır. Akif aleyhine konuşanlar bu bakımdan sözün doğrusuyla hareket etmediklerinden tarihe kör gözlerle bakmaktadır. Sarığın, fesin, cübbenin ardına gizlenerek saldıranların asıl gayelerinin Akif’in Türklüğü de İslâm’ı da aydınlatacak düşünceleridir. Akif bugünün saldırganlarına o günlerden şöyle yanıt verir:

“Sofuluk satıyorsun,

Elinde boy boy tespih,

Çevrende dalkavuklar,

Tapınır gibi la-teşbih!

Sarık, cübbe ve şalvar,

Hepsi istismar, riya,

Şekil yönünden sanki

Ömer'in devri güya!

Herkes namaz, oruçta,

Hepsi sözünü dinler,

Zikir, Kur'an sesinden,

Yerler ve gökler inler!

Ha bu din, iman, takva,

İnan ki hepsi yalan,

Sen onları kendine,

Taptırırsın vesselam!

Derdin davan sadece,

Hep nefsi saltanatın,

Bunların putu sensin,

Tapılan menfaatin!

Hey kukla kafalı adam,

Dinle sözümü tut,

Senin dilinde var hak,

Ama kalbin dolu put!”

Merhum Akif din bezirgânlarının tezgâhına çomak sokar ve onları toplum önünde deşifre eder. Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk gibi… Ondandır ki Mehmet Akif yazdığı bir mektubunda Mustafa Kemal için “…Mısır’da 11 yıl kaldım fakat 11 saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye’de, milliyetçilik de Türkiye’de, Müslümanlık da Türkiye’de, hürriyetçilik de Türkiye’de. Eğer varsa Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal’e versin.” der. Mehmet Akif’i duyarsak aydınlanırız. Yeter ki Akif’in aydın düşüncelerine kulak verelim.

Saygılarımla…

Bitti.