Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Mehmet Akif Ersoy’un İslâm Düşüncesi - 1

Mehmet Akif Ersoy’un İslâm Düşüncesi - 1

Geçtiğimiz aralık ayının 27’sinde İstiklâl Marşımızın büyük şairi Mehmet Akif Ersoy’un ölüm yıl dönümünü geçirdik. Yurdun dört yanını geziniz. Akif’in adını bilmeyen yoktur. Ancak buna karşın onun “aydın” fikirlerini bilen/anlayanların sayısı çok çok azdır. Onun adının en çok anıldığı İslâm dini konusundaki bizlere yol gösteren düşüncelerini ise anlayana pek az rast gelinecektir. Birkaç haftalık yazı dizisi hâlinde merhum Mehmet Akif’in İslâm düşüncesini ele alacağız.

1.Giriş

Mesleği baytar olan Mehmet Akif bununla beraber bir fikir, mücadele ve aksiyon adamı idi. Akif, Kuran’dan aldığı ilhamla fikir ve düşüncelerini ortaya koyar. Millî Mücadele yıllarında halkı birlik ve beraberlik konusunda aydınlatır. Camilerde vaaz ederek tebliğ görevini yerine getirir. Mehmet Akif devrinin toplum sorunları karşısındaki çıkışları, feryadı ve uyarılarının yanında İslâmî duyarlılığıyla anılır. Akif, İslâm’la anılan ve bütünleşen bir şairdir. Bugün de “İslâm Şairi” olarak anılan Akif’e verilen bu paye yeni değildir. Millî Mücadele’ye destek için 1920 yılında Ankara’ya gidişi Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “İslâm Şairi” olarak zikredilerek “Pek hassas ve ulvî İslâm Şairi Mehmet Akif Bey dahi İstanbul’dan çıkarak bir gün evvel Ankara’ya muvasalat eylemiştir. […] Milletin giriştiği mücadele-i vatanperverane İslâm Şairi Mehmet Akif Bey’in himmet-i hamiyyetkârından pek çok feyz ve kuvvet alacaktır.” denilmiştir.

2.Mehmet Akif Ersoy’un İslâm Düşüncesi

Mehmet Akif inandığı dinin bulunduğu durumu bir türlü kabullenemez, tarihe yön vermiş bir geçmişin özlemini çeker, inanç gerekliklerinin yerine getirilmeyişinden üzüntü duyar. Bunun için geçmişe gider, İslâm tarihini bir bütün olarak ele alır, tarihten seçtiği bazı örnek olayları ve isimleri yeri geldiğinde anarak millî bilinci uyanık tutmaya çalışır. İbn-i Teymiye’nin “uydurulan ve indirilen din” ayrımında “indirilen din”in tarafında olan Akif, Maturidî gibi Allah’ın varlığının akılla bilinebileceğini,  Farabî gibi akılla dinin buluşturulması gerektiğini düşünür.

Mehmet Akif’in İslâm düşüncesini Kuran’la tanımlamak en doğru yaklaşım biçimi olacaktır. Akif, Kuran’ı tıpkı 73. surenin 4. ayetinde söz edildiği gibi “düşüne düşüne okuyarak” anlar. Bir yandan tarikatların, bir yandan mezheplerin, bir yandan tasavvufun, bir yandan Peygamber adına uydurulan sözde hadislerle kıskaca alınmış İslâm’ın Kuran’ı merkez alarak kurtulacağına inanan Mehmet Akif

“Doğrudan doğruya Kuran’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” der.

Akif, bu dizelerinde doğrudan Kuran’ı kaynak alıp çağa uygun bir şekilde yorumlanması gerektiğini ifade eder. Gelenek kalıplarının ölülere, birtakım mistik alışkanlıklara ve Arapçaya sıkıştırdığı Kuran’ın idrakine varan Akif “Kuran’a Hitap” şiirinde Kuran’ın amacının ne olmadığını şöyle anlatır:

“İbret alınmaz her gün okuruz ezbere de

Bir ibret aranmaz mı ayetlerde?

Ya okur geçeriz bir ölünün toprağına

Ya açar bakarız nazm-ı celilin yaprağına

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne teze mezara okunmak ne fal bakmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne duvarlara asılmak ne el sürülmemek için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne tezhip ne sülüs ne hat yazmak için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne tapınak, ne nutuk, ne vaaz dini için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne meslek kaygıları ne kariyer hesapları için

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne erkeği yüceltmek ne kadını aşağılamak için

Ne Araba paye vermek, ne Acemi hor görmek için”