Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Avrupa Birliği VE Akif

Avrupa Birliği VE Akif

“Oku” sistematiği üzerine kurulu inancının doğrultusunda, gelişmeyi Batı’da gören Akif,  ülkesinin kurtarıcısı gözüyle baktığı Asım’ın nesline şöyle seslenir yıllar önce:
“Fen diyarında sızan namütenahi (sonsuz) pınarı,
Hem için, hem getirin yurda o nâfi (faydalı) suları.
Aynı menbaları ihya için artık burada.
Kafanız işlesin, oğlum, kanal olsun arada.”

İşte, bugün genç beyinlerimiz, milletimizin susuzluğunu gidermek için Batı’ya gide-cekler. Batı ile Doğu arasında bilimin geçiş yaptığı bir köprü vazifesini göreceklerdir. Anadolu insanının yıllarca çektiği çile, artık sona erecektir. Öyleyse gençler hemen yola çıkmalıdırlar. Nitekim şair, “Bir gün evvel gidiniz, bir saat evvel dönünüz.”  de-mekle olayın bizim için ne denli hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır. Bu millet o kadar acı çekmiştir ki, bir gün, bir saat daha çekmeye takati yoktur. Nasıl olsun ki, yoksulluk sınırında cenazeden farkı olmayan canlar, çamurdan harabe evlerde ya-şamakta. İnsanca yaşama hayalindeki bu insanların derbeder hükümetleri de dilen-cilikle yaşamaktadır. Yönetim her alanda Batı’ya el açmakta:
“İşimiz düştü mü tersaneye, yahut denize,
Mutlaka, adetimizdir, koşarız İngiliz’e,
Bir yıkık köprü için Belçika’dan kalfa gelir;
Hekimin uzmanı bilmem nereden getirilir.”

Biz böyle zilletteyken, Batı  olduğuyla yetinmemiş; “maddenin zerresindeki güç”le sonsuz güce ulaşmanın peşinde koşmuş. Ona ulaştığı an dünyaya hakim olacaktır.
Üstat, Teşkilat-ı Mahsusa ( MİT ) tarafından Müslüman esirlerin durumunu yerinde görmek, onları Osmanlının içinde yer aldığı ittifaka karşı savaşmamaları konusunda uyarmak için Berlin’e gönderilir. Bu arada Avrupa hayatını tanıma imkanı elde eder:
Kahvenin önünden geçerken:
“Bu kahve… Öyle mi? Yahu! Nedir bu? Vay canına!
Bizim Duyun-ı Ümumiyye ( Borçlar İdaresi)’den de heybetli!
diyerek şaşkınlığını gösterir. Birden gözünün önüne İstanbul’daki kahve gelir:
“Çamurlu bir kapı, üstünde bir değirmi delik;
Önünde tahta mı, toprak mı? Sorma, pis bir eşik.”
Karşılaştırma canını sıkar, içi burkulur ama heyhat gerçek bu.
“Latife ber-taraf amma, adam değil yalınız,
Odun da isteriz artık yakında Avrupa’dan!”
Şair böyle deyince “Sen bizi maskara ettin!” diye ona serzenişte bulunurlar. O ise, “Ben bizi değil, maskaralıklarımızı maskara ediyorum.” şeklinde karşılık verir. Onun derdi şu mısralarda:
“Bir baksan a… Gökler uyanık, yer uyanıktır.
Dünya uyanıkken uyumak maskaralıktır.”
Çözüm Batı’ya açılmaktan geçiyor. Ancak madalyonun arka yüzünü de görmeli:
“Evet, ulumunu asrın (çağın bilimlerini) şebaba (gençliğe) öğretelim;
Mukaddesata, fakat, çokça ihtiram (hürmet) edelim.”

Sözün sonunda bize önemli bir konuda  daha yol gösteren  üstadı, vefatının 81. yılında rahmetle anıyoruz.