Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Bence bu yazıyı okumayın

Bence bu yazıyı okumayın

Basın sektöründe çalışan binlerce emekçi var. Gazete, radyo, televizyon, internet haberciliği, dergi, vs.

Basının özgür ve yansız olmadığı bir ülkede demokrasi ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir. Basının özgür konumunu gölgeleyen ve temel işlevinden uzaklaştıran baskı ve siyasi güç, halkın çıkarlarının savunulmasını ve özgür düşüncenin gelişmesini engellemektedir. Maalesef basının ekseriyeti bu güce boyun eğmek zorunda kalmaktadır.

Türkiye'de 80 li yıllardan sonra teknolojik gelişmelerin etkisi ile basın sektörü büyük bir ekonomik sektör haline gelmiştir. İşin içine paranın girmesi ile sektör; toplumu bilgilendirmek ve olaylardan haberdar etmek, sağlıklı bir kamuoyunun oluşturulmasına katkıda bulunmak, toplumun boş zamanlarını en iyi şekilde değerlendirmek yerine paranın peşinde 4.güç olma konumunu tek güç haline getirmiştir.

Basın mensuplarının büyük çoğunluğu kamuoyunun düşüncelerini, isteklerini ve eleştirilerini yöneticilere ulaştırmak, yöneticilerin de mesajlarını kamuoyuna iletmek yerine, yaşamlarını sürdürme mücadelesi vermek zorunda kalmıştır. Bu mücadele mesleğin onlara yüklemiş olduğu sorumluluğu ve itibarlarını ikinci plana atma ile şekillenerek yeni bir basın anlayışı ortaya çıkmıştır.

Basın artık özgür değil, özgürlüğünü istismar eden onlarca tehdit ile muhataptır. Bunların en başında para ve ekonomi gelmektedir. Bu sistem meslek ahlakını ortadan kaldıran ağır bir sonuç doğurmaktadır.

Aslında meslek ahlakı konusu ve sorunu, ilk çağlardan günümüze kadar hemen hemen her toplumda ve her meslekte görülen bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Demokraside, kamuoyunu yönlendiren ve toplumu bilgilendirme görevi olan basın, bu görevini yaparken her şeyden önce toplumun güvenine sahip olmalıdır. Basının sahip olduğu gücün; demokrasi, hukuk devleti, kişi hak ve hürriyetleri ve toplum yararına kullanılması gerekir. Bu gücün kötüye kullanılmasının önüne geçilmelidir. Bu nedenle basın, kendi içinde çeşitli mesleki ilkeler oluşturarak mensuplarının bu ilkelere uymasına sağlamaya çalışmıştır. Meslek ilkelerinin geçerli ve etkili olabilmesi için öncelikle basın mensuplarının maddi çıkarlara alet olmamaları gerekmektedir. Ahlak yasaları; onur yasaları, basın yasaları, gazetecinin haklarına ve yükümlülüklerine ilişkin bildirgeler, gazetecilik kuralları gibi farklı isimler altında birçok ülkede mevcuttur. Ne kadar yasa çıkarılsa bile, vicdana girmeyen yasanın hiç bir hükmü yoktur.

Özellikle Batı’da, meslek örgütlerinin herhangi bir yaptırıma başvurmamasına rağmen kendi ahlak kurallarını saptamış gazetelerin bu kurallara uymayan muhabirlerini işten çıkarmakta tereddüt etmedikleri gözlenmektedir. Ahlak kuralları ile ilgili başka bir nokta ise bu kuralların sadece muhabirleri değil; köşe yazarı, yazı işleri sorumluları ve işvereni de bağlamasının gerekliliğidir.

Haberi oluşturan en temel unsur, kamu yararıdır. Haberin hazırlanmasında ve sunulmasında, halkın haber alma ve bilgi edinme hakkına geçerlilik kazandıran "kamu yararı" gözetilmemiş; bunun yerine ticari kaygılar, sübjektif ve konjonktürel etkiler ön plana çıkmışsa haberin temel unsuru olan "kamu yararı" yok sayılmış demektir. Habere konu olan bazı olaylarda, kişilik haklarına saldırıda bulunulmuş olsa dahi kişinin hakları feda edilebilir. Yani kamu yararı, kişilik haklarından daha üstün tutulabilir. Bu tercihin en önemli koşul, haberin verilmesinde bir kamu yararı bulunmasıdır. Kamu yararı yoksa gazeteci için "haber verme hakkından” söz edilemez. Haber, kamunun ilgisini çekecek nitelik taşımalıdır. Bilinmesinde kamu yararı olmayan bir haber, kamunun ilgisini ya da merakını çekse bile haber verme hakkının şartı sayılmayabilir.

Zaman zaman bazı basın mensupları, kişisel menfaatleri için basın ahlak kurallarına ve dürüstlüğe aykırı tutumlar içine girebilmektedir. Basının ekonomik besleyicilerinin de bu aykırı durumdaki paylarını da görmemesizlikten gelemeyiz.

Gazeteci, haberlerini tarafsız yazmak zorundadır ancak köşe yazarlarının tarafsız olması beklenemez. Köşe yazarlarının da köşelerini kişisel çıkarları için meslek ahlakına aykırı bir şekilde kullanmamaları gerekir.

Basının tarafsızlığı; toplumun doğru, güvenilir şekilde bilgilendirilmesi ve kamuoyunun sağlıklı oluşması açısından büyük önem taşımaktadır.

Şimdi herkes takip ettiği basın organını ve basın mensubunu tekrar gözden geçirsin. Basının sorumluluklarını yerine getirdiğini kim iddia edebilir. Kuvvetler ayırımı prensibinin bir gereği olan yasama, yürütme ve yargı gücünün denetlenmesi amacıyla ortaya çıkan basın kuvveti, gelinen bu noktada hem ekonomik hem de sosyolojik sorumluluklarından çok daha geniş bir etki alanı elde ettiği için baş edilemez bir yıkıcı gibi ortalığı toz dumana katmaktadır. Eleştiri konusunda kendisini tek otorite konumuna koyan basın, maalesef iş kendisine geldiği zaman, eleştirinin anlamını unutmaktadır.

Eğer demokratik bir sistem içerisinde, kamu yararını gözeten bir yayıncılık anlayışını sürdürme konusunda basın kendi sınırlarına dönmezse, kendi elleriyle özgür yayın yapma hakkını sona erdirecektir...

Buna inanmıyorsanız eğer, son dönemde yaşanan toplumsal ve siyasal sorunlarda basının izlediği tutumu gözden geçirmeniz yeterlidir. Bakalım basın iğneyi kendine batırmayı öğrenebilecek öz güvene sahip mi?