Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Makam aşkı&aşk makamı

Makam aşkı&aşk makamı


Ünlü şairimiz Sezai Karakoç'un "Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır" sözünden esinlenerek "Sakın makam deme, makamın üstünde bir makam vardır" diyebiliriz.
'Aşk Makamı' derler adına ve bugüne kadar anlatıla anlatıla bitirilememiştir.
Yazıla çizile...
"Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin, bilememişim. Oyalanmışım, kalakalmışım" demiş Şems-i Tebrizî.
Ne şiirler, ne şarkılar, ne romanlar, ne programlar, ne nutuklar...
Ne acılar, gözyaşları...
Tarifsiz mutluluklar...
Ve TV dizileri...
Hepsi de aşk makamı kıvamında gibi görünse de aslında insanların içlerinde büyüttükler​i makam aşkını görmezden gelemeyiz.
Kendilerini tanınmaz hale getiren, gözlerini karartan hırsı...
Oysa 'Makam-ı Aşk' bambaşka bir şeydir.
"Sonra eşyayı, bitkiyi, hayvanları ve evreni seversin zamanla. Bilirsin ki her şey O'dur aslında; ne yöne dönersen dön, O'nun aşkıyla yanarsın... Ve öyle bir an gelir ki eşrefi mahlûkat olan insanoğlunun yükselebileceği en üst makama çıkarsın. Bu makam ki adına Makam-ı Aşk denir."
Bilal Karabulut, "Makam-ı Aşk" adlı kitabında böyle diyor ve devam ediyor.
"Ve o zaman anlarsın: 'Aşk, iki iken bir olmaktır. Aşk, bizi en çok sevene gönül bağlamaktır.' Ve yine anlarsın ki bu makam pür-i pak AŞK'tır; sendeki bu hal, nar-ı beyza halidir. Dünyanın tüm kirlenmişliklerinden sıyrılır, Bir olanla Bir olursun."
Avni Anıl'ın; güftesi İlham Behlül Pektaş'a ait olan Nihavend makamındaki eseri hemen herkesin dilindedir.
"Aşk nedir nasıldır bilen var mı?"
'Aşk Makamı' dışındaki tüm makamlar geçici ama insanoğlu, çözümsüzlük abidesi olarak direniyor.
Yüce dinimiz İslam, hırsa dönüşen 'makam aşkı'nın sebeplerini "haram olan şeylere meyletmek ve makamı üstünlük zannetmek" diyerek açıklıyor.
"Ol" denildiğinde o makam için yaratılmışçasına koltuğa yürürken,
"Öl" denildiğinde kırk dereden su götürmek, "olmazsam olmaz" demek…
İyi de hani bizim "Bir lokma, bir hırka" diye bir felsefemiz vardı.
Demek ki neymiş?
Olmak ya da olmamak...
Gelmek ve gitmemek...
İşte bütün mesele bu…