Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Zafer hatıraları

Zafer hatıraları

İmam-Hatip Lisesinde okurken rahmetli babaannemle birlikte küçük bir evde kalıyorduk.  Akşamları ödevleri yapar yapmaz onu dinlemeye başlardım. Dedeme sevgisinden mi, yoksa hatıraların kutsallığından mı bilemiyorum, onları anlatırken hiçbir bıkma emaresi göstermiyordu. Milli mücadelenin başladığı yıllarda kahramanımız hafızlığını yeni bitirmişti.  Medresenin yanında, Balkan Savaş’ında kumandan olan babasından çok şeyler öğrenmiş-ti. Sevr’i parçalamaya çağrılınca, “ Ey müminler! Verdikleri sözü bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız?” ayetini okuyarak kutsal göreve koşar. İnönü Savaşları’nın en yoğun anında Hafız Mustafa “Zafer bizim.” deyiverir. Bu müjde bir anda yankılanır, göğüsler şişer, gözler parlar. Kumandan müjdeci askeri ağız telefonuyla çağırtır yanına. Sorar müjdenin kaynağını. Hafız Mustafa, şehadet parmağıyla yeşil kuşları göstererek, ” İşte…” derken, kahpe kurşun parmağını susturur. Kahramanımızın yarası küçük ama önemliydi; zira tek dişi kalmış canavarı yerine mıhlayacak tetik, işlevini yapamayacaktı. Ancak “Hakk’ın vaat ettiği günler” doğacaktı; bu kesik parmak bir an evvel göreve başlamalıydı, başladı da… Bir gece tırmanışında Mustafa’nın önüne ansızın bir taş duvar çıkar. Aşmak ister onu ama aşamaz. Üstte biri belirir, Satarili Cafer olmalı. “Cafer, Cafer” diye seslenir. Cafer duymaz, sağır mı ne? Zıplayarak ayaklarından tutar ve aşağıya çeker. Yüz üstü düşen arkadaşı aniden döner ama elinde süngüsüyle. Bir boğuşma başlar, galip olan Yunanlı değildir. Düşman ağır yaralanmıştır, ölmek üzeredir. Su istemektedir. Metinkaleli Mustafa hemen matarasını çıkarır ve ona su içirir. Asker, elini cebine uzatmaya çalışır, Mustafa merakla ona yardım eder. Yorgo’nun elinde bir yüzük vardır, onu öpmeye çalışır . Mustafa’nın gözleri dolar… Allah kahretsin… Ya Elena ya Emine ağlayacaktı; savaşın kanunu buydu. Dahası, Batılılar böyle istemişti!

Uzun süren mücadelelerden sonra düşman bozulmuştu. Süratle çekiliyordu. Mehmetçikler birer birer düşman karargâhlarını ele geçiriyorlardı. Bu arada ilginç bir olay yaşandı. Günlerce nal izlerindeki suya katık yaptıkları taş gibi tayinle aç aç dolaştık-tan sonra, Yunan karargâhındaki yemek kokuları onları mest etmişti. Ancak kumandan “yemekler zehirli, dökülecekler!” emrini verince herkes hayal kırıklığına uğrar. Dedeme ait hatıraların en çok ilgimi çekeni Yunan Başkomutanının kılıcını bizim paşamıza teslim edişini aktaranıydı. Bu tahayyül beni o kadar etkilemişti ki, her hatırlayışta babaannemden bir kez daha anlatmasını isterdim.

Nihayet savaş bitmişti. Yunan Başkomutanı diğer komutanlarla birlikte sahnenin bir tarafında. Diğer tarafında ise Mustafa Kemal ve diğer paşalar.Yunan  generali  kılıcını çıkarıp ağzından tutarak, kabzasını Mustafa Kemal’e  uzatır, o ise atını üç kere şaha kaldırır,dörtnala uzaklaşır. Ali Fuat Paşa, yorulan generalin elinden kılıcı teslim alır…

26 Ağustos 1071’de kazanılan bu vatanın, 30 Ağustos zaferiyle ebediyen bizim olacağını garantileyen aziz şehit ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz.