Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Şair Ömer Lütfü

Şair Ömer Lütfü

“Seni anlatmaya heceler yetmez / Sen var oldukça bu destan bitmez/ Başbakansan bu ülke batmaz /Seninle acılar son bulur, diner /Başbakanım sana bol bol sevgiler”

Onu çok seviyordu, onu anmadığı gün, saat yoktu; o,Türkiye’nin ikinci Atatürk’üydü adeta. Böyle görüyordu Başkan Erdoğan’ı.  O sadece bizim değil, Bütün İslâm âleminin, dünyanın lideriydi. Dünya Lideri I,II kitapçıkları hep onun çevresindeydi…

Dostluğu bambaşkaydı. Onunla “Türkçem Ses Bayrağım” adlı konferansımızın son hazırlıklar içindeyken tanıştık. ”Selamün aleyküm.”  Selamın bu kadar tatlı verildiğine hiç şahit olmamıştım. Başımı kaldırdım bütün vücudumla. Karşımda akları siyahlarla barışık uzun saçlı güler yüzlü bir beyefendi, bir veli gibi duruyordu. Ne masumane, ne alçakgönüllü bir duruş. Elimi uzattım mübarek adama, tokalaştık onunla. Sanki el almaydı benimkisi. Boncuk gibi parlayan gizemli gözleri sürekli parlıyor parlıyordu. Saçları kutsal bir şal gibi omuzlarına dökülüyordu.

Oturun deyiverdim içimden, işitti nasılsa derinden; “müsadenizle”yi içinden ilâve ederek oturdu.  Cevat başkan göndermiş, kitabının tashihini yapmam için. Sanki yıllarca alınıp incelendiğinden orası burası hırpalanmış kâğıtların yığıldığı bir dosyayı biraz daha bana yüzdürdü masanın üstünden. İhtimamla yaprakları çevirmeye başladım. Okudum bazı yerleri, göründüğü gibiydi şiirleri; samimi ve içten dile getirilmişti millî duygular:

“Biz tarihi hem yaptık hem de yazıp yazdırdık/Dünyada her zaman ilk şeyleri başardık/Bütün badireleri inanç ve imanımızla aştık/Dokuz yüz kırk sene hep şahikalarda kaldık”

Ziyaretine gittim. Dörtyol’dan Tepegören’e giden köprü ayağında bir dükkânı vardı. Kapkaçak bir şeyler satıyordu. Hava soğuktu, dükkân da. Bitişik küçücük bir oda vardı. Ördek soba üstünde kara demlik. Oldukça eskimiş bir çekyat bir iki sandalye. Ötede beride tomarlarca kâğıt. Şiirlerini burada yazarmış, olmayan müşterilerden arda kalan zamanda. Demini bakarken çayın ben de kâğıtlara uzandım. Haçkalı Baba Camii’nin fotoğrafı yanında paylaşma ile ilgili ayet ve hadisler serpiştirilmişti. “Bardakları yıkayayım” diyerek dışarı yöneldi. Bu defa Trabzon’u tanıtan şiirini gördüm:

“Verilir sahilinde çay molası/Fakir de olsa kurar misafire kral sofrası/Eksik olmaz hiçbir an lahana sarması/Hem de sofraların baş tacıdır hamsi tavası”

Oğlum Murat, TRT adına röportaj teklif edince gözleri ışıl ışıl olmuştu; ilgi ve anlaşılmanın güzelliğini onda gördüm en müşahhas ve en güzeliyle. Çekimde ben de vardım.  Gölgeli çıktı, araba korna çaldı, sabırsız müşteri geldi, baş tarafı kesik oldu vesaire derken 5 -6 kez çekim tekrarlandı. Ben vazgeçecek dedim mübarek adam. O ise Eyyup sabrıyla bir daha bir daha kamera karşısına geçti. Her defasında ilkmiş gibi taze ve güçlü başlıyordu röportajına. TRT Haber onunla gurur duydu nihayetinde…

İyi yürekli, masum ifadeli, sanat ruhlu, yakışıklı, orta yaşlı genç mekânın cennet olsun!