Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Şeker Değil Ramazan Bayramı

Şeker Değil Ramazan Bayramı

Bolluk bereket, rahmet ve mağfiret ayı Ramazan. Senede bir ay ruhların huzura kavuştuğu bir ay.  Bu aydan herkes nasibine düşeni alması gerek…

Ki, iki gün sonra bayram. Bayramdan da nasibini alması dileğimiz. Gelecek bayram ya nasip. Yaşayan görecektir...

Ama Şeker Bayramını değil, Ramazan Bayramını görecek!

Şöyle bir kıssa nakledilir: Ordu harpten dönerken kayalık bir yerden geçer. Tam bu esnada komutan askerine herkes yerdeki kayalardan alıp cebine doldurmasını emreder.

Kimisi az bir kaya alarak cebine koyar ve düşünür ki, ben zaten yorgunum bir de bu kayaları mı taşıyacağım.

Bir diğeri elinden geldiği kadarını alıp cebine koyar.

Bir diğeri ise ne kadar cebi varsa, bu kayaları alıp doldurur.  Öyle ya, komutan böyle emretmişse bunun da bir sebebi olması gerekir diye düşünür.

Sabah gün ışıdığında bir de bakarlar ki, ceplerine doldurmuş oldukları kayalar altınmış!…

Almayan pişman, az alan da pişman, ceplerini tıka-basa dolduranlar ise memnun.

Ramazan ayı da böyle bir ay. Kim ne kadar yerden kaya alabilirse bu Ramazan ayında, ahirette bunun altın olacağını görecektir!

Camilerde asılan mahyalar ve televizyon ekranlarında yapılan Ramazan sohbetleri bize çok şeyler anlatıyor.

Ki, bu programları gerçekleştirenlere gönül dolusu teşekkür ediyoruz.  

Sağ olan iki gün sonra bayrama kavuşacak elbet.

Birlik, beraberlik içerisinde bu bayramlara kavuşmayı diliyoruz.

Ne var ki, az da olsa çatlak sesler çıkmıyor değil…

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Ateşe atılmaya en cüretkâr olanınız, fetva hususunda cüretkar olanınızdır.”

Ama cahil cesur olur ya, her ne kadar isminin yanında prof. Ünvanını taşıyor olsa da cahil demek. Aklına geldiği gibi konuşmaktan geri kalmıyor. Bir yerde müctehitliğe soyunuyor!

Hani Ramazan’da şeytanlar bağlanır ya, herhalde bunlar şeytanın vazifesini yapmaya çalışıyorlar!

 Şu var ki, önemine binaen bizi huzursuz ediyor…

İlahiyatçı biri çıkarak sahurun bir saat önce yapıldığını iddia ediyor.

Yok yani, bir saat fazla oruç tutmak mesele değil de, sabah namazı vakti var ki çok önemli…

Namazın farzlarından biri de vakittir. Eğer sabah namazı vakti girmemişse kılınan bu namaz sabah namazı yerine de geçmez. Peki o zaman ne olacak?

Bir takım hocalar da diyor ki: “ Sahura kalktığınızda yatmayın. Ezan okunmasını bekleyin ve sonra da sabah namazını kıldıktan sonra yatın.”

Peki, namaz vakti girmemişse neyin namazını kılacaklar?

Yıllardan beri takvimlerde imsak vakti aynı. Dağıtılan imsakiyeler de aynı. Ama adam çıkıyor imsakiyenin bir saat önceyi gösterdiğini  savunuyor.

Bizim diyanet işleri de uyuyor sanki…

Eğer imsakiye bir saat sonraysa neden bu saat uygulanmıyor?

Yok eğer bu saat doğruysa, neden televizyon ekranlarına çıkıp  da bunu izah ederek halkı aydınlatmıyorlar?

Bizim içimize bir şüphe düştü. Ki, bunu çekip çıkartmak diyanet işlerinin görevi olsa gerek!