Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Otokrasi Şarttır

Otokrasi Şarttır

Birinci Cihan Harbi sonrasında kurulan dünya düzeninin değişim adımları 1923 – 1927, II. Meclis tarafından atıldı. Devlet yeniden yapılandırıldı ve yeni bir merkez-dünya ve merkez - çevre ilişkisi kuruldu. Dış baskıların içeride yapısal değişiklik gücü açısından Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Meşrutiyet’in ilanı denklemi ile Cumhuriyetin ilanı arasında dış baskının şiddetinin artmasından başka pek fark yoktur.

Yeni “devlette” merkez - çevre ilişkisinin ve çatışmasının hangi zeminde yürüyeceği mütareke yıllarından işaretlerini vermiştir. Son Osmanlı Meclisi-i Mebusanı’nın toplanması müzakerelerinde “Meclisi-i Mebusan’ın İstanbul dışında toplanması gereği” açık olarak işgal üzerinden konuşulsa da Ankara’nın teklif edilmesi, mütarekeci bürokrasinin, saltanat aristokrasisinin ve çoğu eski yüksek devlet erkânı İstanbul eşrafının baskısını da dikkate alan bir tedbir olduğu ortadır. Ankara’nın başkent yapılmasının esas gerekçesi de budur.

Bu onların hain oldukları anlamına da gelmez. Kadim alışkanlıkları ve zihin kodları yeni denkleme adapte olmalarına engeldir. En basiti bunlar içki içtiğini bildikleri Mustafa Kemal’in liderliğini sindirememektedirler ve bu da tutumlarına yansımaktadır.

Birinci Mecliste (1920-1923) vekillerin demokratik meşruiyetleri ve siyasal katılım kabiliyetleri hem çeşitlilik hem de derinlik olarak çok yüksektir. Dışarıya ve iç isyanlara karşı istiklal savaşını veren bu yapı geçmişin olağan tüm siyasal reflekslerini taşımaktadır. Demokratik açıdan marazlı olsa da 1924 meclisi yenidünyada yeni Türkiye’yi yapılandırma misyonu için daha ziyade merkezden bizzat Mustafa Kemal’in belirlediği adaylar şeklinde teşekkül etmiştir. Toplumsal dinamiklerin muhalefeti karşısında çok da başarı şansı olmayan bu meclis ıslahatçı yöntemlerin de iki yüz yıllık sorunlarını bildikleri için inkılâpçı bir yol izlemiştir.

Bu meclisten çıkan kurucu ekip ıslahat yoluyla değişiklik yapmanın değil paşa-bey, Genç Osman gibi birçok padişahın katli ve hâli ile sonuçlandığını, doksan yıl sonra Nizam-ı Cedid’i (1707-1807) sonlandırdığını ve Asakir-i Mansure-i Muhammediye (1826) ordusunun ancak kıyıcı inkılâpçı bir şekilde Yeni Çeri Ordusunun kaldırılmasından sonra kurulabildiğini biliyordu.

Açmaz; kamunun yeniden yapılandırılmasında merkezin çevreden kaynaklanan marazlardan arındırılması için atılan adımların kolaylıkla dine, tarihe ve kültüre olan hasımlıktan kaynaklandığı propagandasının cari ve etkin olabilmesidir. Bu propaganda Patrona Halil isyanından bu yana Türk siyasasında iş görmüştür.

Ankara; merkez ve taşra teşkilatını yeniden yapılandırırken ortaya çıkan direncin endişesiyle pozitivist devrimci bir tutuma yaslanarak yeni bir ulus yaratma fikrine kaymıştır. Merkez bu amaçla dini ve kültürel arındırma şaşkınlığına düşünce “din düşmanlığı” söylemi dindar halk nezdinde daha inanılır bir şekil almıştır. Bu noktadan sonra merkeze güven zayıflamıştır. İşin doğrusu merkezde böyle insanlar yok da değildir.

Biriken bu muhalefet enerjisi 1950 sonrası, siyasal ciheti kontrol altında tutularak serbest bırakılmıştır. Kamu denetiminden uzak merdiven altı “cemaat ve tarikatler” sağ iktidarların yelkenine üflerken sağ iktidarlar da onları sosyal ve siyasal taban mantığıyla, “demokratik bir hak” olarak kamu kurumları içinde irrasyonel bir şekilde yapılandırmışlardır. Bürokrasi ve siyaset üstünden elde edilen meşruiyetle gerek toplumdan gerekse siyasilere yakınlıkla kamu mülklerinden vakıf ve derneklere ciddi mali kaynaklar aktarılmıştır ve aktarılmaya devam etmektedir. Bankaları, basın yayın kuruluşları, ticari şirketleri olan bu yapılar, özel öğretim kurumları ve yurtlarda başkalaştırdıkları çocukları kamuya yerleştirerek kurtarılmış kurumlar oluşturmuşlardır. Bunun demokratik gereklilik olarak görülmesi yanlıştır. Demokratik gereklilik bürokrasinin demokratik yollardan belirlenmiş iktidarlarca otokratik bir biçimde yönetilmesidir. Bürokraside liyakat ve uyumlu çalışmadan başka hassasiyet gözetilmesi çürümeden başka bir yere hizmet etmez. Liyakat tespitinde diploma ve ezber ölçüm yöntemlerinden vazgeçilmelidir. Cemaat ve politik yakınlık üzerinden gelen referanslar da objektiviteden ve kamu menfaati hassasiyetinden uzak, kayırmacı arkaik çıkar hesaplarına dayanmaktadır.