Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Devlet ve Tarikatler

Devlet ve Tarikatler

Tarih din ve devletin birbirinden ayrıldığına tanıklık etmemektedir. Ayrılığına dair söylenenler efsane, olabilirliğine dair natüralist, pozitivist ve materyalist söylemler de ütopyadır. Ya din; devlet üzerinden toplumları ve devleti ya da devlet; din ve ideolojiler üzerinden din ve toplumları şekillendirmiştir. Çoğu zaman da ikisi aynı anda yaşanmıştır.

En nihayetinde yönetim toplumlara otoritelerini ya salt güç ve korku üzerinden ya dinileştirme ve uhrevi idealler üzerinden ya da akıl ve hikmetle sağlamışlardır. Bunlardan hangisi başat olursa olsun diğerlerinden tamamen arınık olamamıştır.

Her hal de yöneten ve yönetilen insan olduğu için ve her insan tekinin de ister yöneten ister yönetilen olsun ve ister inkâr cihetinden ister iman cihetinden olsun din ve ideolojilerden arınık kalması düşünülemez. Hiç kimse de bu bağ ve bağlantılardan bağımsız bir akıl, vicdan ve ahlak varsayılamaz.

Burada irdelemeye çalıştığımız din devlet ilişkileri açısından bir kişinin bir topluluğu ya da bir gurubun bir toplumu rızası dışında otorite altına alarak yine rızası dışında bir inanç veya ideolojiye zorlamasının haksız, vicdansız ve ahlaksız oluşudur. Velev ki dayatmacının dini İslam olsun ve ister bütün parçaya ister parça bütüne baskı yapıyor olsun.

Çoğu zaman muhalefet de hem dil hem de uygulama olarak bir inanç, görüş, ideoloji veya guruba yaslanarak hem içeriye hem de dışarıya doğru farklılıklara tahammülsüz davranmıştır. Böyle olunca da çatışma söz konusu inanç ve gurubun yaşayan menfaatleri için olmanın dışındaki anlamlarını kaybetmiştir. Fakat her zaman taraflar kitleleri etraflarında tutabilmek için bu durumu mistifike etmişler, kitleleri etkileyen sözel ve görsel hipnotik yöntemler kullanarak şahsi ve gurupsal menfaatlerini perdelemişlerdir.  

Hz Ali, “sana gizlice biat edelim” diyenlere “biat nikâh gibidir, gizlisi olmaz” diye cevap veriyor. Hiç kuşkusuz Hz Ali’nin referans aldığı kaynak da ona bu teklifi getirenlerin kaynağı da Kur’an ve İslam Şeriatı idi. Hâkim hukukun İslam şeriatı olması Hz Ali’yi Muaviye’nin alt politik gerekçelerle “hakkı gizlemekle” suçlamasını ve hukuku aşarak siyasallaştırmasını, Haricilerin de tekfir ederek savaşmasını engelleyememiştir. Buna rağmen ortaya çıkış biçimi ve dili ne olursa olsun hiçbir siyasi hareketin  sosyal ve ekonomik nedenlerden ari olmadığını bilmesine rağmen Hz Ali her iki gurubu da İslam dairesi içerisinde tarif etmiş ve hukuklarını korumuştur.

Bu anlamda hak ve batıl; Müslüman olmak ya da olmamakla da alakalı değil, dini, inancı, mezhebi, cemaati veya ideolojisi ne olursa olsun gerek kendi içinde gerekse başkalarıyla aralarındaki ilişkileri hak ve adalete mi yoksa perdesi din olsa da zorbalığa mı dayandırıyor olmasıdır. Çünkü zulüm; Müslüman elinden gelse de zulüm, adalet; kâfir eliyle tecelli etse de adalettir.

Türkiye’de yerleşik siyasal örfe karşı darbe yoluyla saldırarak, milletin kendi kaderi için rey hakkını gasp için canına kast eden şarlatanlara karşı devleti temsil eden siyasi iktidarın hukuktan başka yolu yoktur. Aksi bir tutum en hafifinden nefis veya kan davasına döner ki bu ıslaha değil fitneye hizmet eder. Eğer hâkimlerin vicdanı ile kararları arasına maddi ya da manevi bir teşvik edici ya da caydırıcı korku giriyorsa kaynağı da kendisi de ülkenin temeline dinamit koyuyor demektir. Bunları dinle imanla tevil etmeye kalkmak, hakkı örtmek ve Abdullah’ın yetimine indirileni inkâr etmekten başka bir anlam da taşımaz.

Sarayın yanlışlarını ve halkın hoşnutsuzluğunu dini bir dille isyan için kullanan Hasan Sabbah Büyük Selçukluların,  Baba İlyas ve Baba İshak da Anadolu Selçukluların zayıflamasında en büyük neden olmuş ve bu devletleri dış saldırılara açık hale gelmişlerdir. Nihayetinde Büyük Selçukluları Haçlılar ve Kara-Hıtaylar, Anadolu Selçuklularını da Moğol istilası yıkmıştır. Tarih bilen Osmanlılar yalnız iktidar meşruiyeti olan boy ve budunları değil, tarikat yapılarının da devlet kademelerinde örgütlenmesine izin vermemiştir. Bazı padişah, devlet adamı ve müderrisin şahsi nefis terbiyesi için çeşitli tarikat ve tekkelere intisablı olması kafaları karıştırmamalıdır. Hiçbir tarikat devlet içinde örgütlü davranamazlardı, ikinci olarak; müderrisler medresede tarikat eğitimi veremezlerdi. Devletin bütünü ya da bir parçası örgütlü bir ideoloji, tarikat ya da cemaate teslim edilemez/edilmemelidir.