Warning: getimagesize(/home/gunebakiscom/public_html/images/banner/aaa.jpg): failed to open stream: No such file or directory in /home/gunebakiscom/public_html/amp/functions.php on line 0
Soner Yalçın… Siz Erdoğan’ı düşünmeyin lütfen…

Soner Yalçın… Siz Erdoğan’ı düşünmeyin lütfen…

Günlük ortalama 10’u aşkın gazeteyi tararız. Dergiler ve kitaplar dışında… İnternet medyasının biraz uzağındayız. Sağ olsunlar dostlarımız bu eksikliğimizi önemli ölçüde gideriyor. Okumamızı, bilmemizi önemsedikleri yazı ve yorumları, video konuşmaları whatsapp üzerinden bize gönderiyorlar.

Son dönemde Soner Yalçın’ın Oda TV’de yayımlanan “Erdoğan referandum tuzağına mı çekildi?” başlıklı yazısı sosyal medyada dolaştırılıyor. Akılları zorlayan ama kendi içinde çelişkilerle dolu ve Mısır örnekli yazı daha çok ‘evet’ diyecek olanları düşündürmeyi amaçlıyor. Her şeyden önce çelişkilerle dolu ve samimi, bulmadığımız yazıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Ardından sorulan soruları analiz edeceğiz. Önce Soner Yalçın’ın yazısı

***

ERDOĞAN REFERANDUM

TUZAĞINA MI ÇEKİLDİ?

““Erdoğan diktatör”…

“Erdoğan faşist”…

“Erdoğan mafya”…

Daha neler neler söylüyorlar!

Batı medyası son dönemde “Erdoğan” dışında söz etmiyor!

12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde bile böylesini yapmadılar.

Türkiye'nin bugün yaşadıkları 12 Eylül döneminden daha mı ağır? Değil.

Biliyoruz ki:

Batı, kontrolünde olmayan korkutucu bir diktatör sembolüne her daim

ihtiyaç duyuyor; Humeyni, Saddam, Esat, Kaddafi, Mursi gibi…

Bugünlerde, “diktatör” ile “Erdoğan” adı özleştiriliyor.

Sorum basit:

Batı'da “diktatör” algısı köpürtülürken, Erdoğan bu algıyı

güçlendirecek Anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duydu?

Şu sorunun yanıtını AKP veremiyor:

“Erdoğan ne istiyor da yapamıyor?”

Zaten “tek adam” değil mi? Yok Anayasa imiş, yok yasa imiş, yok TBMM imiş,

Erdoğan'ı ne durdurabildi ki?

Hal böyleyken “diktatör algısı” zorlaması niye?

Öyle ki…

İlk kez bir sandık mücadelesinde vaat etmiyor; kendine oy istiyor?

AKP'nin en iyimser tahmini; “evet” ve “hayır” oyları baş başa gidiyor. Bu

durumda Erdoğan'ın kendini oylatması “iktidarının meşrutiyeti” adına

tehlikeli değil mi? Ya “hayır” çıkarsa? Bu riski niye göze aldı?

Kandırıldı mı?

Meselenin bam teli, bu soru…

YEDEK LASTİK

Onur Sinan Güzaltan'ın; Mısır'daki 2011 yılındaki Tahrir İsyanı'nı araştırdığı

(İlber Ortaylı'nın önsözünü yazdığı) “Tanrı Bizi İster mi” kitabı yeni çıktı.

Kahire'de yüksek doktorasını yapan Güzaltan, Müslüman Kardeşler

(İhvan) çatısı altında bulunmuş kişiler de dahil çok çevreyle yaptığı

görüşmeleri yazdı.

Benim çıkardığım ana fikir şu:

ABD Suudi Arabistan'ın da desteğiyle; İhvan lideri Mursi'yi, Mısır'ı

bölmek için kullanmak istedi! Nasıl mı?

Fayyad, solcu Tagammu Partisi yöneticilerinden.

25 Ocak'ta polis şiddetini protesto etmek için yapılacak basın açıklamasına

katılmak için evden çıkarken Markist babası, “Her zamanki gösterilerden

biri. 50 kişi olacaksınız, polis sizi çembere alacak, dayak yiyip gözaltına

alınacaksınız” diye uyarıyor.

İlk başta babasının dediği oluyor; yüz kişilik topluluğu polis kordona alıyor.

Polis copla saldırıya kalkışacakken haksızlıklara tahammülü kalmayan

yoksul İmbaba mahallesinden 200 genç, polisin etrafını sarıyor. Polis

kaçıyor.

İşte bu kitle Tahrir İsyanı'nın ateşini tutuşturuyor. İmbaba'dan Tahrir

Meydanı'na yürürken sayıları, on bine ve sonra meydanda elli bine ulaşıyor.

Ülkeyi soyan politikacılardan, işlemeyen yargıdan, devlet şiddetinden,

yoksulluktan, tek adam rejiminden bıkan (ve Mübarek'in gelecek yıl iktidarı

oğlu Cemal'e bırakmasını istemeyen) Mısırlılar, Tahrir Meydanı'nı hınca

hınç dolduruyor. Ve…

Mısır'da emperyalizmin “yedek lastiği” İhvan, küçümsediği Tahrir

gösterilerine 28 Ocak'ta katılmaya karar veriyor. Ya da “meydana

sokuluyor” diyeyim.

Böylece…

Tahrir'de büyük oyun sahneye konuyor…

MURSİ'NİN HATASI

Tahrir'de devrim isteyen gösteriler sürerken…

Mübarek'in yıkılmasının önüne geçemeyeceğini anlayan CIA görevlileri

ve Genelkurmay Başkanı Tahtavi gibi kimi üst düzey komutanlar, işbirlikçi 

Biltaci gibi İhvan yöneticileriyle toplantılar yapıyor. Çünkü…

Mübarek gitse de “tek adamlık rejiminin” yıkılmasını istemiyorlar.

Nasır yanlısı bağımsızlıkçı ulusalcılara, solculara, laiklere iktidarı vermek

istemiyorlar.

Göstermelik seçimle iktidarı Mursi'ye/İhvan'a teslim ediyorlar.

İhvan Merkez Komitesi eski üyesi ve bu hareketin legal siyasal kolu Hürriyet

ve Adalet Partisi'nde önemli görevler almış Ahmet Ban şöyle diyor:

“İhvan'ı iktidara getiren ordu idi. İhvan'ı yem olarak kullandılar. Generaller,

İhvan'ın yapacağı hatalar sayesinde halk desteğiyle iktidarı geri alacaklarını

biliyorlardı. Öyle de oldu. Hatanın büyük çoğunluğu Mursi'den

kaynaklandı. Mursi her şeyi bildiğine inanan, fakat özünde hiçbir şey

bilmeyen bir kişi. Laf anlatılması imkansız, tavsiyelere saygı

göstermeyen bir karakteri var. Konuşmalarının içi boş, birbirine benzer

sözleri tekrarlar durur.”

Dışişlerinin deneyimli diplomatı Hassan'a göre ise meselenin özü şu:

“İran, Türkiye ve Mısır bölgede devlet geleneğine sahip köklü devletler.

Ülkenin yarısına düşmanlık eden Vehhabi yanlısı Mursi, ABD desteğiyle

Mısır'ı bölecekti. ElSisi önderliğindeki millici askerler, sokağa dökülen 33

milyon halkın desteğiyle 3 Temmuz 2013'te bunun önüne geçti!”

Aslında…

Mursi'nin sonunu 22 Aralık 2012 Anayasa değişikliği referandumu getirdi.

Katılımın yüzde 38 olduğu referandumdan”evet” oyları çıktı. Sonra ipler

koptu…

Mursi'ye haklıyapıcı tavsiyelerde bulunan Erdoğan bugün, Mursi'nin

dayatma hatasını tekrarlamıyor mu?

Bakınız…

“Creative Anarchy”/ “Yaratıcı Anarşi” diye kavram var.

BOP/Büyük Ortadoğu Projesi'nin bu temel kavramı; bir ülkedeki farklı

güçleri sürekli çatıştırarak, arzulanan amacı gerçekleştirmek için

kullanılıyor!

Biliniz ki:

Emperyalizm planları; günlük haftalık değil, seneler içerir.

Erdoğan Mursi gibi referandum tuzağına mı çekildi?

Sandıktan “evet” ya da “hayır” sonucu çıksa da Türkiye'yi zor bir süreç

bekliyor.

Sahi, referanduma ne gerek vardı?

Erdoğan'ı kim kandırdı; Bahçeli mi?”

****

Soner Yalçın diyor ki: “Erdoğan bu sistemde ne istiyordu da yapamadı?”

Diyoruz ki: Sadece yönetimsel anlamda örnek verelim.

1- Yüzde 50’lik gücüne rağmen Ergenekon vakasını yaşadı.( Ergenekon yaşandı. Lakin FETÖ, Ergenekon üzerinden milli orduyu ele geçirip ABD’ye satmaya kalkınca Ergenekon’u masumlaştırdı. Tıpkı şike gibi… Şike vardı ve yaşandı. Lakin FETÖ şike üzerinden Fenerbahçe’yi ele geçirmek isteyince şikeyi masumlaştırıp örttürdü)

2- MİT vakasını kıl payı atlattı.

3- Gezi kalkışması masum (!) bir darbe provasıydı. Arkasında ABD ve Almanya vardı.

4- 17/25 Aralık darbe girişimi yaşandı. 5- 15 Temmuz darbe girişiminin kanı hala kurumadı. 1960-1971-1980-1997 darbelerini yaşadık. Sadece yüzde 50 ile gelen bir iktidara karşı bile bu sistemin nasıl darbe ürettiğini yaşayarak izliyoruz.

Soner Yalçın diyor ki: “Onur Sinan Güzaltan Mısır analizinde ABD’nin-Suudların da desteği ile İhvan Lideri Mursi’yi Mısır’ı bölmek için kullandığını yazıyor. (Burada bir hikâyeden bahsedip yanlış bir Tahrir analizi yürütüyor.) ABD ise savunan göstermelik bir seçimle iktidarı Mursi’ye teslim ediyor.

Diyoruz ki: seçimle gelen hiçbir iktidar üzerinden ülke bölünmez Aksine ülkeler hep askerî rejimlerle bölünür. Suudî Arabistan’a toprak satışını Mursi değil Sisi gerçekleştirdi. ABD hiçbir zaman sivil bir iradeyi askerî iradeye tercih etmedi. El Sisi’yi iktidara ABD getirdi.

Soner Yalçın diyor ki: “El Sisi önderliğindeki millîci askerler sokağa dökülen 33 milyon halkın desteği ile 3 Temmuz’da ülkenin bölünmesinin önüne geçti.”

Diyoruz ki: böyle bir analiz yapan, halkına silâh sıkan, binlerce insanı öldürüp on binleri içeri tıkan Sisi’yi masumlaştıran bir sözde aydının söylemlerini ciddiye alıp daha fazla analiz etmeye gerek yok. Bakarsın bir gün FETÖ’cü subayları da millî ordu mensupları olarak ilân edebilirler. Sadece bir cümle ilavesiyle…

15 Temmuz’da Erdoğan’ın “sokakları” kışla önlerini ve havaalanlarını tutun, çağrısına yalnız AK Partililer cevap vermedi. Yüzlerce şehit ve binlerce gazi yalnızca AK Partili değildi. 15 Temmuz ABD darbesine millet direndi. Burası 40 yıl gerimizdeki Mısır değil.

Değerli Soner Yalçın… Sen ve senin gibiler çok geride kaldınız. Türkiye’yi Mısır’la mukayese edecek kadar geride… Bırakınız sizin “hayır”ınız sizin olsun. Milletin “evet”i ise ülkenin olsun. Siz Erdoğan’ı düşünmeyin lütfen…