Alkol yerine meyve ve musıkimizde içki üzerine
Efendim, Başbakanımız “alkol yerine bol bol meyve tüketin” diyor.
İflah olmaz bir meyvekolik olan bendeniz, Başbakanımızın bol meyve tüketimi tavsiyesine aynen katılıyorum.
Alkol konusuna gelince…
Her ne kadar dinimize göre içki haram ise de…
“Her koyun kendi bacağından asılır” özdeyişindeki gibi…
Çevreye zarar vermemek kaydıyla içip-içmemek her bireyin kendi özgür iradesini ilgilendirir.
Kaldı ki, Halife ünvanı taşıyan birçok Osmanlı padişahının haram olduğunu bile bile bu meretin müptelası olduğunu tarih kitaplarından öğreniyoruz.
Bu meyanda, yüzyıllardır kendimize özgü bir içki kültürü bile geliştirmişiz.
Nitekim içinde rakı, şarap, mey, meyhane, bade, kadeh, şişe, saki gibi sözcükler bulunmayan şiir, şarkı, gazel, türkü, fıkra, deyim, atasözü yok denecek kadar azdır, kültürümüzde.
İçki denilince; yaşam öyküleri fıkralara konu olmuş bir Bekri Mustafa’yı, rübaileriyle ünlü Neyzen Tevfik’i, Ömer Hayyam’ı hatırlamamak mümkün mü?
Ya, yıllardır Gaziantep’le birlikte şampiyonluk (!) kovalayan ve çoğunda da hedefe ulaşmasını bilen Giresun’u?..
Arada bir Gaziantep’in de ipi göğüslediği olmuş olmasına da…
Rahmetli Ahmet Ersöz ustaya göre, bu işi gurur meselesi yapan bizim yiğit Giresun uşakları, bakınız bir sonraki yarışa nasıl hazırlanmışlar:
“İçki tüketiminde Antep bizi geçince, Kentimizde üç öğün rakı atanımız var.” (Ayranı Yok İçmeye, Ahmet Ersöz, Yeşilgiresun Matbaası, 1991)
Söz içkiden açılmışken, musikimizden bir demetle yazımızı süsleyelim mi, ne dersiniz? (İlk ikisi Giresun’dan):
“Rakı koydum fincana/Hele bakın Mican’a”
“Sokakbaşı meyhane, /Asmadandır kapısı”
“Meyhanede kaldık bu gece, mestiz efendim”
“Kadehim dudağımda, gelsen de gelmesen de”
“Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul’un”
“Fincanı taştan oyarlar/İçine bade koyarlar”
“Mey içelim, raksedelim lale zamanı”
“Unutulmuş ne varsa sevgiden geri kalan/Bir kadeh şarap gibi içilmiş şarkılarda”
“Gel ey saki şarabı tazelendir”
“İçmişim, sarhoşum, bilsen ben ne haldeyim”
“Burası Agora Meyhanesi”
“Meyhanelerde akşam olunca beni ara”
“Kimi dertten içermiş, kimi neş’eden/Kimi yar elinden, kimi şişeden”
“Şarap mahzende yıllanır”
“Öyle sarhoş olsam ki…”
“Atalım mı küçük hanım atalım mı/Rakıyı da şaraba katalım mı?”
“Gelsin kadehte rakım”
“Rakı içtim, şarap içtim sallandım”
“Bu kadeh senin için emmoğlu”
“Kadehinde zehir olsa, ben içerim bana getir”
“Nasibim oldu bir yudum şarap/Sun da içeyim yarin elinden”
Eh, bizden bu kadar.
Siz yine de ağzınıza içki sürmeyin, içiyorsanız da, ölçüyü kaçırmayın olmaz mı?
Ne de olsa şişede durduğu gibi durmuyor, meret!
Haftaya da “Musıkimizde meyve”yle devam edeceğiz.
Giresunumuz’a da içkide değil, spor dallarında şampiyonluklar dileklerimle…

Yazar Hakkında
Yazıcı için
Yazara e-posta gönder



Okuyucu Yorumları
Eser Keremcan 31 Temmuz 2010 12:32
İnsanların yeme içmesine bile karışan bir zihniyetin yargıyı da ele geçirdiğini düşünsenize! Şüphesiz o zaman bu düşünceler eylem olarak hayata geçecektir.
Sebla Girgin 31 Temmuz 2010 11:29
Akşam meyveyi fazla kaçırdım galiba, başım hala dönüyor, midem yerinden çıkacak gibi...:))) Kaç çocuk yapacağımızı, nasıl giyineceğimizi, hangi gazeteleri okumayacağımızı ve ne yiyip ne içeceğimizi öğrenmiş olduk. Ne güzel. Bize düşen sadece itaat etmek. Düşünmek, sorgulamak, zahmet çekmek yok. Her şey bizim için hem de devletin en yüksek makamlarınca düşünülüyor. Acaba demokrasi bu zihniyeti teğet geçer mi!?