Ata yurdumuz, Orta Asya’nın steplerinden kopup, batıya, daha batıya doğru başlayan göç maceramız, Anadolu’ya varınca durulmuş gibi oldu. Anadolu’yu yurt edindik. Sonra Balkanlara oradan Orta Avrupa’ya açılma girişimimiz bir süre başarılı olsa da sonuçsuz kaldı. Anadolu’da toplandık.

Anadolu, insanlık medeniyetinin başladığı yer, tarihi, ırmakları, bereketli ovaları, zenginliklerle dolu dağları, yaylakları olan anavatan… Öyle ki ona âşık olduk, hatta rahmetli Nurettin Topçu gibi tarihimizi bile nerdeyse onun ile başlattık… O bizim sadece üzerinde yaşadığımız toprak parçası değil, o bir sevgili, o bir medeniyet, kültür, hayatımız ve canımız… Onun için hiç düşünmeden öldük, öldürdük… O candan da içeri oldu.

Sonra sanayi devrimi, bilgi çağı, dijital devrim derken, dağlardan, yaylaklardan vazgeçtik. Ankara’nın doğusundan batısına, iç bölgelerden deniz kenarlarına başladı yolculuğumuz… Anadolu köyden şehre, doğudan batıya taşındı. İzlediğimiz politikalar, yaşadığımız iç acıtan olaylar, toprakları, yaylakları, bağları bahçeleri terk ettirdi bize… Şehre, şehrin varoşlarına, arka sokaklarına götürdü bizi… Kimliğimizi, örfümüzü, kültürümüzü geride bırakarak… İş bulmak için, okumak için, iş kurmak için gittik… Bazen başarılı, bazen başarısız olduk, ziyaret etmeye döndük, ama yaşamaya geri dönmedik…

Geride mağdur şehirler, kimsesiz köyler, terk edilmiş mezralar, ekilmeyen tarlalar, otlatılmayan yaylaklar kaldı… Sonra onlara geri kalmış diyemediğimizden, kalkınmada öncelikli iller, mecburi hizmet bölgeleri dedik. Ne kadar teşvik verdiysek, çekemedik oralara yatırımları, tutamadık insanları, memurları mecburi hizmet için getirdik, süreleri dolduğu gibi döndüler…

Bu mağdur şehirlerde, elleri ekmek olmuş, gönülleri sevgiyle dolmuş çok bilge insan yaşar. Onlar beyefendiliklerinden, tevazularından, bilgeliklerinden, dünya metaı için niza etmediklerinden öne çıkmazlar. Sade ve mutlu bir hayatları vardır, çevresine sevgi saçarlar… Kendilerini göstermekten hayâ ederler… Bütün varlıklarını şehre ve insanlara veririler, büyük eserler yaparlar ama kendilerinden bahsettirmezler… İnsandan anlayanların onları arayıp bulmaları ve onlardan ilham almaları gerekir.

Birde bu illerin şarklı açıkgözleri vardır. Şehrin elit kişileri olmak, şehri ele geçirmek sevdasında olanlar… Şehrin, ticari, sosyal ve kamuoyu araçlarını ele geçirmeye çalışan veya geçirmiş olanlar… Onlar küçük benliklerini her şeyin mikyası yaparlar. Gelecekse şehre bir fayda önce onlara gelecek, geçecekse bir yol onların tarlasının önünden geçecek, yapılacaksa bir okul onların işyerlerinin karşısına yapılacaktır. Gelen üst düzey bürokratları önce onlar ağırlayacak, bir şekilde söz sahipleri sofralarında yiyecek, mümkünse koltuklarının altına girecek… O şehrin milliyetçilik söylemi, kendi çıkarlarıdır. O şehri sevmek, hizmet etmek sadece onların aynasında yansımakla mümkündür.  

O şehre büyük bir yatırım yapsanız, yüzlerce kişiyi çalıştırsanız, binlerce nüfus getirseniz, onların benliklerini mutlu etmedikçe, siz o şehri sevmiş olamazsınız, hizmet etmiş olamazsınız… Onların sofralarına yanaşmayan, bir takım tekliflerine açık olmayan, yetkilerini onlara kullandırtmayan, onlara yaranamaz. Sizi şehrin düşmanı ilan ederler, göz önünde büyük bir eseriniz olsa dahi, onu değersizleştirirler…

Elbette Halik bilir, gariban vatandaş görür, balık bilmese de… Fakat nimet şükrü görmezse ziyadeleşmez, aksine gizlenir, kaybolur…

Bilmem neylersek döner mağdur şehirlerin makûs talihi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
M.BAYRAK 2 hafta önce

kalemine ve yüreğine sağlık hocam.

Avatar
Muharrem aşkın 2 hafta önce

Sayın hocam;her zamanın bir hükmü var.bazen sağdan sola,bazen de soldan sağa, bazen halden istikbale, bazen de İstikbal'den maziye savruluyoruz. Her savruluş silkeliyor, sarsıyor ,handikaplar husule getiriyor. Fakat kış fırtınaları arkasından bahar çiçekleri vucutpezir oluyor. Asıl nokta niyetimizin güzellikleri nereye kadar uzanıyor

Avatar
Hamdi 2 hafta önce

Guzel

Avatar
Özgün kalkışım 2 hafta önce

Sayın hocam toplumun menfaatlerini, kendi çıkarlarının üzerinde tutamayan anlayışlar. Oradaki imkanları kendi egolarını tatmin etmek için kullanan zalimler için yaşasın cehennem.

Avatar
Taci 2 hafta önce

Hocam soyledikleriniz katilmamak elde degil gununuz sartlari malesef oyle hayat riya olmus biz sadece tiyatro izler gibi beylerimizi izliyoruz

Avatar
Fazil Kaya 2 hafta önce

Hocam duygularimiza ışık tutmussunuz, yureginize saglik... "kimsesiz köyler, terk edilmiş mezralar, ekilmeyen tarlalar, otlatılmayan yaylaklar kaldı…" acaba burada mi yatar/başlar sehirlerin makus tarihini/talihini döndürmek?...

Avatar
Erdal Taha Aydoğdu B 2 hafta önce

Hem duygulandım hem düşündüm.. Aslında bir şekilde memleketinden ayrılanlar için burukluk hiç bitmiyor... Neye yeniyi nede eskiyi bırakabiliyor... Arada bir yaşam....