Dün Özgecan

Bugün Leyla ve Eylül için ağlarken…

Hainler, kent meydanlarına kurulamayan darağaçları yerine…

Sosyal medyada sallanırken…

Bazı insanların ellerinin el, dillerinin dil, yüzlerinin yüz olmadığını bir kez daha gördük.

***

Özgecan, Leyla ve Eylül…

Bu, nasıl bir benzerlik, nasıl bir güzelliktir?

Bizleri köylere şehirlere götürüyor.

Yaşamaya yürek yetmediğini…

El ayak, böbrek yetmediğini hissettiriyor.

Büyüdükçe büyüyor içimizdeki sancı.

Bu, kaçıncı kez utançtan kıpkırmızı kesildiğimiz?

Kaçıncı kez, nereye gittiğimizi ifade etmekte zorluk çektiğimiz?

***

Özgecan/Çarşamba Perisi adlı romanla…

Haydi Kızlar Okula Kampanyası’ tanıtım filminin şiirini yazarken, klibini hazırlarken…

Kaç kez iki gözüm iki çeşme misali ağlamıştım.

Leyla ve Eylül’ün yokluğunda da aynı şey oldu.

Kanımıza dokunmuşlardı, canımıza…  

Artık bundan böyle havası suyu değişecek buraların…

Çünkü onlar, şehirlerle köylerle birlikte gitti.

Koca ülkede adım atılacak yer bırakmadan…

Dönüp bakılacak…

Öylesi bir yalnızlık olacak ki içimizde…

Ölesi bir yalnızlık…

Yüreğimiz ha durdu duracak.

***

Elleri kolları bağlı, öylece oracıkta…

Hiç uyumamış gibi uyumakta yeryüzünün kanatsız melekleri.

Evlerin, bahçelerin, sokakların neşesi…

Ve şimdi bakar mısınız insan soyuna?

İnsan soyu” demeye dilimiz varmıyor.

İnsanın soysuzuna…

Bütün kötülükler ona çıkıyor.

Oysa bir kez bile başı secdeye değmişse…

Bir kez bile el açmış Allah’a dua etmişse…

Elinden dilinden emin olunan kimse’ydi Müslüman.

Cenazelerin bile “din kardeşlerimize duyurulur” diye anons edildiği topraklarda…

Nasıl olur da öldürürüz çocukları?

Leylaları, Eylülleri, cennet kokulu bebekleri?

Herkes üstüne alsın çünkü bu günah bizim.

Memleket, iki damla yaş gibi gözümüzden düşerken…

Yine en yüce makama havale ediyoruz.

Allah belanızı versin e mi kelebek katilleri.

***

Köyümüzü geri istiyoruz, mahallemizi, şehrimizi, ülkemizi.

Öyle bir seferberlik ki… En ücra köşesinden gökdelenlere kadar dalga dalga yayılmalı.

Yasalar çıkarılmalı, en ağır yaptırımlar uygulanmalı.

İnsan’ dediğin…

Gece gündüz, dere tepe insandan korkmadan yaşamalı.

***

Uzayın derinliklerini keşfederken…

Her nedense küçücük dünyamızda kaybolmaya devam ediyoruz.

Güzellikleri bir bir kaybetmeye, katletmeye…

Boşuna “sözün bittiği yer” demiyor ustalar.

Kelimelerin boğaza düğümlendiği…

Yemeklerin tadının tuzunun kaçtığı…

Sohbetlerin çekilmez olduğu anda…

Keşke bir rüya görsek de uyansak, bir Allah bilse…

Gözyaşımız içimize akarken...

Leyla, Eylül geri gelse, yüzümüz gülse…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37