Geçen cumartesi günü bir cenaze namazına gittim. Namazın kılınacağı alanın girişinde bir Kur’an kursu binası vardı. Binaya girdim. Kurs öğrencilerinin bulunduğu odaya yöneldim. İçeride 8-10 kurs öğrencisi vardı. Tamamının doğu illerinden gelen çocuklar olduğu hem tenlerinden hem de şivelerinden anlaşılıyordu. Hocaları yanlarında yoktu. Oturup kendileri ile sohbete daldık. Hepsinin yüzlerinde hasret ve özlem izleri vardı. Sohbet ettiklerimin çoğu Van, Ağrı ve Kars yöresinden toplanan öğrencilerdi. Hepsine özlemlerini sordum. Anne ve babaları gözlerinde tütüyordu. Bir tanesi babaannesini çok özlediğini ifade ettikçe gözlerinin dolduğunu fark ettim. Ailesinin beş çocuktan en küçüğüydü. Terör örgütleri babasına baskı yapıp aileden bir çocuğu dağa götürmek istiyordu. Babası onu kaçırarak Kur’an kursuna verdi. Odalarının döşemeleri laminat kaplı. Çocukların kiminin ayağı çıplak, kimileri çoraplı. Onlarla sohbet ederken kurs öğretmenleri yanımıza geldi. Kendisine, “Neden çocukların ayaklarında terlikleri yok.” dedim. Bunların anne ve babaları yanlarında yok. 8-10 yaşları arasındaki bu çocuklar kursta pişirilen yemekle besleniyorlar. Sayıları 35...

Kur’an kursları Türkiye’de ve özellikle Karadeniz Bölgesi’nde çok yaygın. Köy hattâ mahalleler yarış hâlinde. Ama ne yazık ki çoğunda temizlik ve beslenmede kalori eksikliği var. Gördükleri ağır eğitimden, aldıkları kalori, harcadıklarını karşılamaktan çok az olduğu yüzlerine bakınca kolayca anlaşılabilir. Bu kurslar devlet tarafından finanse edilmiyor. Tamamen toplanan bağışlarla karşılanıyor. Kurs konusu hassas bir konu. Artısını eksisini dile getirdiğin zaman bu kurslara karşı gibi kabul ediliyor. Bu kadar dağınık olan kursların Millî Eğitim müfettişlerince denetimi ne derece objektif yapıldığı ayrı bir tartışma konusu.

Sözü fazla sağa sola çekmeden esas ifade etmek istediğim şey Türkiye çapında bu kursların bölük pörçük olmaktan kurtarılması gerekir. Bunun için her mahalle, her köy, her ilçe ve il yerine devletin uygun gördüğü bölgelere tam teşkilatlı, sağlık şartlarına uygun, tıpkı yatılı bölge okulları benzeri bir yapılanmaya gitmek gerekir. Giderlerini devletin karşılaması gerekir. Bu şekilde bir sadeleştirme ile öğretim kadrosu yeterli hâle gelir. Devlet tarafından kontrolü daha sağlıklı yapılır. Bu kursların içine art niyetli kişilerin sızması önlenebilir. Örneğin Trabzon’da yapılacak böyle bir binada tüm Trabzon’daki Kur’an kursu öğrencileri tek bir çatı altına alınabilir.

Siyasî iktidarlar bu konuda risk almak istemiyorlar. Kimileri buraları “arka bahçe” olarak gördüğü için düzenin devamından yana bir tavır sergiliyorlar. Ama sorun gittikçe büyüyor, hâlledilmez hâle geliyor. Vebal devletin sırtında kalıyor. Hem devlete hem millete hem de çocuklarımıza yazık oluyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner108