Üzerine üzerine gitseniz de sessizce bekler kıyılar.

Akıl almaz operasyonlarla canını yaksanız dahi hemen tepki vermez.

Yağmur, dolu ve karla karışınca şekilden şekle girer ama bekler.
Beş yıl, on yıl, yirmi yıl, elli yıl, yüz yıl…
Önüne set çektiğimizde…

Sağından solundan sıkıştırdığımızda…

Denizle buluşmasını zorlaştırdığımızda…

Öfke nöbetine tutulan sevgiliye dönüşür.
***
Sonra bir gün…

Biz, betonla kapladıkça dünyayı, yeşili kovdukça…

Tanınmaz hale gelir kıyılar.

Tehlike çanlarını duymamamız için sağır sultan rolünü oynamak düşer bizlere.
Yaşadığımız her sel felaketinde olduğu gibi.

Deniz, verdiklerini geri almaya…

Dereler de bir an önce denize kavuşmak için daha deli dolu akmaya başlar.
Keşke “Karadeniz Sahil Yolu” yerine…

Yalnızca “Karadeniz Yolu” olsaydı ve daha yukarılardan bir yerlerden de geçseydi.
Keşke köyleri kasabaları, ilçeleri şehirleri bıçak gibi ortadan ikiye bölmeseydi.

Dere ile deniz gibi iki sevgiliyi tam da birbirlerine kavuşmak üzereyken ayırmasaydı.
Keşke yağmur, şehirleri Venedik’e çevirmeseydi.
Keşke keşke keşke…
***
Ne yapsaydı kıyılar?
Sessizliğini sürdürseydi daha mı iyiydi?

Oradan önünü kes, şuradan yolunu tıka, canı yandı demek ve patladı sonunda…
Olan Beşikdüzü’ne, Akçaabat’a, Of’a, Ardeşen’e, Görele’ye, Arhavi’ye ve Hopa’ya oldu.

Uzmanların her defasında “dere yataklarının ve kıyıların zaman kaybetmeden gözden geçirilmesi” gerektiğine işaret etmesine rağmen…  

Doksan yıl içinde bu felaketlerde yüzlerce vatandaşımızı kaybetmişiz.

Milli servetin, moral ve motivasyonun hesabı ise henüz yapılamadı.

***

Ressamları, müzisyenleri ve yazarları besleyen…

Yeşille taşın barışık olduğu kartpostallara dönüşen görüntüler yok artık.

Denizin o turkuaz derinliği, esintisi, güzelliği…

Kıyılarda ‘denizi gören’ bina ve arsa fiyatları katlanırken...

Biraz da denizden bakalım kendimize.

Bakalım, denizi mutlu edebilecek mimari eserleri kondurabilmiş miyiz kıyılara?

Yeşille taşı barıştırabilmiş miyiz? Bordo ile maviyi?

Kentleşme, kirlenme ve kabullenme…”

Sanki böyle bir süreçten geçmişiz ve sıradanlaşmış her şey.

Kıyılarla fazla mı oynuyoruz ne?

Denizin, verdiğini geri alacağını ne çabuk unutuyoruz?

Keşke kentlerin “Güney Çevre Yolu Projeleri” yıllar yıllar önce tamamlansaydı.

Keşke bizim kıyılardan da yüksek hızlı tren geçseydi.

Keşke keşke keşke…

***

1960’larda planlanan… 1987’de temeli atılan…

1997’de yapımına yeniden başlanılan Karadeniz Sahil Yolu

Ancak 2007’de hizmete açılabildi.

Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, “yanlış bir projeydi ama bitirilmesi gerekiyordu” diyerek görüşlerini ifade etmişti.

İşte bu Sahil Yolu’nun, çoğu ilçe merkezinden daha yüksek olduğu gerçeği ortada iken…

Felaketleri dikkate alıp şehirleri daha bir özenle kurmak isteyenler seslerini yükseltirken…

Bazıları da “ben demiştim” diyerek öngörülerinde ne denli haklı olduklarını dile getirirken… Başka ne bekliyorduk ki?
***
Derelerin nehirlerin öteden beriden sıkıştırılmasını, yataklarının olabildiğince daraltılmasını anlamak mümkün değil.
Sonuç olarak yanlış hesap acıyla gözyaşıyla, parayla pulla geri dönüyor. 

Plancılara da acı gerçeği fısıldıyor.
Kıyıların sessizliği yanıltmasın sizi.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mümin 6 ay önce

Hele dere kararları çok kötü yapılıyor.

banner89

banner108