Bir taraf dağ

Bir taraf deniz

Ortasında biz

Biz, dağ aslanları

Denizkızları

Biz denize benzeriz

Ne olduysa son elli yılda oldu.

Hızına ayak uydurulmakta zorlanılan, izleyenlere görsel bir şölen sunan horon, ülkeyi sallarken dünyanın pek çok noktasından da ödüllerle dönüyordu.

O kadar ki… “Yarışmada horon ekibi varsa birinci belli” diye konuşulur olmuştu.

Dev şovları izleyenler birbirlerine “Karadeniz müthişti” diye mırıldanıyorlardı. 

Sahnelere çok yakışıyor; kemençe, kaval, davul zurna ve tulumla ortalığı kasıp kavurmaya devam ediyordu. Ve bu muhteşem oyun, üstad Niyazi Tarakçıoğlu’nun elinde “Horonum” diye destanlaşıyor, ne söylenilmesi gerekiyorsa bizim adımıza dile getiriliyordu.

Horon, bu tek kelime neler ifade etmez

Yüzlerce mısra yazsam onu tarife yetmez

Onsuz tarla ekilmez, onsuz biçilmez başak

Onsuz fındık toplamaz Karadenizli uşak

Horon, başka nasıl anlatılabilir ki? Şiirin tamamını okuduğunuzda daha bir derinden hissediyorsunuz ve horonun yalnızca bir oyun olmadığını daha iyi anlıyorsunuz.

1920 yılında Trabzon Ortahisar’da doğan şair ve tiyatro yazarı Niyazi Tarakçıoğlu, bu şiirin yazılış hikâyesini şöyle anlatıyor: “Bana, horon şiirini yazdıran Tonya Horon Ekibi olmuştur. İl dışı gösterilerimize ilk defa Erzurum’da katıldık. Horon şiirimi de orada yazdım.

Şiirleri ve tüm yazıları ölümünden (23 Mart 1996) iki yıl sonra Hüseyin Albayrak tarafından “Bir Trabzon Sevdalısı Niyazi Tarakçıoğlu” adıyla yayınlanan saygıdeğer ustamızı minnet, şükran ve rahmetle selamlıyoruz. Ölüm yıldönümü yaklaşırken sevenleri, yazar ve akademisyenlerin katılacağı “anma günü” gerçekleştirilmesinin, manevi mirasına saygı açısından çok yerinde bir karar olacağına inanıyoruz.  

***

Trabzon’da çıkardığımız Horon dergisindeydi şiir…

Halk Oyunları Türkiye Finali için Sivas’a giderken de uğur getirsin diye yolda birkaç kez okuduğumu hatırlıyorum. Kapalı Spor Salonunda horon ekibimizle birinci olduğumuz açıklandığında çocuklar gibi havalara zıplamış, arkadaşlarıma sarılmıştım. Sevincimize ortak olan Karadenizli bir izleyicimizin “artık ölsem de gam yemem” sözü hâlâ kulaklarımda.

Horon nasıl da heyecanlandırıyor insanları; buluşturuyor, birleştiriyor, coşturuyor.

***

Endişelendiğimiz yıllar da oldu. Rock and Roll, Tango, Rumba, Çaça, Twist, Hip-Hop ve Break Dance; “bizim oyunlarımız unutulacak mı” diye kafamızı az karıştırmamıştı.

Dere akmış ve yatağını bulmuştu sonunda.

Halk oyunlarımız, köy düğünlerinden başlayarak kasaba ve şehirleri birer birer ele geçirmişti.   

***

Masal diyarı Kaf Dağı’nın kıyısında Zümrüdüanka’nın renklerine bürünen, “Dansın Doğduğu Deniz” olarak görülen Karadeniz’de;  

ABD Los Angeles’ta bulunan, dünyaca ünlü sanatçıların el ve ayak izleriyle küçük notlarının yer aldığı ‘Hollywood Bulvarı’ örneğinden yola çıkılarak her kentte bir ‘Horon Bulvarı’ ve bulvarın açıldığı ‘Horon Meydanı’ olmalı… Sanatçılarımızla birlikte horonun günümüze ulaşmasında emeği geçen adsız kahramanları da unutmadan…  

Çocuklar ve gençler, tüm açık hava gösterilerini mutlaka bu meydanlarda sergilemeli.

Özellikle de horonu…    

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yüksel Yavuz 3 hafta önce

Üstad yazarımıza Allah tan rahmet, mekanının cennet olmasını niyaz ederim.

Avatar
Hatem Ötgün 2 hafta önce

Ufkunuz meydanlar kadar geniş hayatınız horon gibi neşeli olsun

banner88

banner37