Anadolu’nun işgaline isyan eden milli şair Mehmet Âkif, Balıkesir, Zağnospaşa Camii’nde vatanı kurtarmanın kutsal bir amaç olduğunu  söyleyerek  ilk kıvılcımı çakar. Mustafa Kemal’in çağrısıyla İstanbul’dan  Ankara’ya geçer. Burada göreve Hacı Bayram Camii ‘nde  halkı cihada davetle başlar.

Burdur’da düşmanın işkence ve hakaretlerini canlandırırcasına anlatarak halkın hissiyatını harekete geçirir. Çankırı’da eli silah tutan herkesi askerlik şubelerinin önüne yığar. Sevr’in milletimiz için bir ölüm fermanı olduğunu dile getirdiği   Kastamonu  Nasrullah Camiinin kürsüsünde, “Dünya üzerinde henüz istiklâline sahip yegâne ‘hükûmet-i  İslâmiye’ Türkiye’dir; fakat Türk milletinin tarih, namus, şan ve şerefi ayaklar altına alınmak üzeredir.

 Milletler topla tüfekle zırhlı ordularla yıkılmıyor, yıkılmaz. Milletler ancak aralarındaki bağlar çözülerek herkes kendi menfaatini sağlama sevdasına düştüğü zaman yıkılır.(…)Buna imkân vermemek için fertler arasındaki birlik ve beraberliği sarsacak en küçük hareketlere dahi meydan vermemek gerekir…” şeklinde verdiği vaazı, Anadolu’nun bütün camilerinde okutulur...

Bu sırada halk önderleri Batı Cephesi kumandanı İsmet Paşa’dan, halkın hissiyatını coşturup onu cepheye koşturacak bir marş yazdırılmasını ister. İsmet Paşa bu kutsal isteği Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’a iletir. Açılan yarışmaya 724 eser gelir ama   mücadelenin azameti nisbetinde kuvvetli , gönülleri heyecana verecek, güçlü  bir ses değillerdi…

 Çanakkale arslanlarını, Paygamber kucağına veren şair bunu yazmalıydı. Ama o şair, böyle kutsal bir görevin para karşılığı yazılmasına şiddetle karşıydı. Nihayette marş için belirlenen ödülün bir kuruma verilmesi şartıyla kendisini dinine ,vatanına adayan Akif, yarışmaya girer. Evde, sokakta, camide, Meclis’te, uyurken, yürürken,  yemek yerken âdeta bütün hücreleriyle İstiklâl Marşını yazıp bitirir.

Yarışma günü oturum Başkanı Mustafa Kemal bir konuşma yapar: “… her taraftan yeis haberleri, felâket, matem  sesleri  geliyordu… Herkes şaşırmış (kimse) ne yapacağını bilmiyordu… Her taraf endişe ve ıstırap içinde çalkalanıyordu… Bir sene zarfında, azim ve iman sayesinde bütün bu dağılan şeyler toplanıyor… Ye’se  düşen  gönüller yeniden kuvvetleniyor…”

Bir takrirle Hamdullah Suphi, gür sesiyle okumaya başlar. Her mısra, her dörtlükten sonra alkışlar Meclis’i titretir. 12 Mart 1921 Cumartesi günü  de 17.45’te resmen kabul edilir.

Akif, bugün yaklaşık 60 vekil maaşına denk gelen 500 altını, kadın ve yetimlere meslek öğretip onları işe yerleştiren Dar’ül-Mesai’ye bağışlar.

Bu arada Marşımız için  Ali Rıfat Çağatay’ın bestesi kabul edilir. Ancak  daha  sonra  ilkokul öğretmeninin, ordumuzun İzmir’e girişini anlattığı hatıralardan ilham alan   Osman Zeki Üngör’ün   yaptığı beste onun yerini alır..

Sözü, Mustafa Kemal ve Ali Fuad Paşa’yla  cephelerde dolaşıp askerlere cesaret verici konuşmalar yapan, Akif’in dileğiyle bitirelim: “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın!”

.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Akyuz 7 ay önce

Tesekkurler sayın hocam

Avatar
sultan boz 7 ay önce

sayın hocam,istiklal marşımızı ayetlerle tahlil ettiğinizi duydum.o çalışmayı yayınlamayı düşünüyor musunuz?

banner89

banner37