Hayatımın hiçbir döneminde cemaatçi olmadım. Fetullah Gülen ya da bir başka cemaatin toplantısına da katılmadım. Üstad Necip Fazıl’da ifadesini bulan “Allah diyen gel seni ayağından öpeyim.” düsturunu esas alıp her gönüllü kuruluşa saygı duyup bu pencereden baktım. Allah rızası için çalıştığına inandıklarıma ayrıca sempati besledim. Hani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a dönemin Adalet Bakanı ’Birinci HSYK seçimleri’ sırasında “Sayın Başbakanım HSYK’nın çoğunluğu galiba cemaatten oluyor.” serzenişini ilettiğinde “Ne fark eder Sadullah? Bunların alnı secde görmüyor mu?” cevabını veren anlayış… Alnı secde görenin adil olacağını ve kimseye zulmetmeyeceğine inanan samimiyet… Hâlbuki amellerin niyetlere göre olduğunu yalnız Allah biliyor. Biz ise ancak yaşayınca anlayabiliyoruz. İtikatta sorunlu olanların bütün stratejileri sadece kendi varlıkları üzerine kurulu. Ne bilsin ki ellerine gücü ve silâhları geçirdiklerinde demokrasi dertleri olmayacak… Ne bilsin ki o silâhlarla tekbir getirene bile ölüm kusacak.

12 Eylül 1980 Darbesi’nde harp okullarından 30-40 civarında teğmen, Fetullahçı diye atılmıştı. Sızıntı dergisinin kapağında koparılan taze çiçeklerin ortasına “Çiçeklerimizi kopardılar” başlığı atılmıştı. 1980 ve belki daha öncesinden bu yana orduya adam sokma mücadelesi… Biz zannediyorduk ki orduyu dindar subaylara kapattılar! Ordunun hassasiyetinin dindar subayın şahsında Fetullahçı subaya kapalı olduğunu şimdi anlıyoruz. Bu cemaatin derdinin orduya dindar subay sokmak olmadığını, bir gün orduyu teslim alma stratejisi güttüğünü şimdi anlıyoruz. Öyle bir cemaat ki Allah rızası adı altında kendinden başka kimseyi Müslüman kabul etmeyen… Dolayısıyla güvenmeyen… Hedefini ülkeyi ele geçirip yönetmek olarak belirleyen bir cemaat… Örneği dünyada görülmeyen bir cemaat…

Cemaatin meselesi insanların manevî kardeşliğini artırmak ve yalnızca iyi-güzel-doğruyu anlatmaktan öteye geçince ve güçlenince sıra kendinden başkasını Müslüman olarak görmemeye geliyor. Daha ileri gidiyor ve insanları bana yakın olanlar, olmayanlar diye ayırıp ölçüsünü buna göre belirliyor. “Bana destek verenler dost, vermeyenler düşman” ölçüsüne bürünüyor. Kendisine destek veren Amerika ve İsrail’i dost, kendisini tehdit gören Müslüman bir ülke ve hatta kendi ülkesi bile olsa düşman ilân ediyor. İşte böyle bir noktada durunca ABD ve İsrail’le bir olup kendi ülkesinde darbe üstüne darbe planlıyor. Fetullah Terör Örgütü’ne dönüşen bir cemaatin geldiği nokta böyle bir noktadır. Türkiye’yi iki kez Allah korumuştur. Önce 17/25 Aralık hukuk darbesinden… Şimdi de 15 Temmuz askerî darbeden… Üstelik tekbir getirerek “Ya Allah bismillah, Allahu ekber” diye bağıran kitlelere ateş açan… Kendi Meclisini bombalayan… Sonunda Yunanistan’a kaçan bir örgüt… Fetullah Terör Örgütü…

 

Hiç kimse “60-70 subayla darbe mi yapılır?” demesin. Tutuklanan 3 bine yakın subay var. 15 Temmuz Darbesi’ni hafife almak darbeyi savunmaktır. Türkiye gibi NATO üyesi ve NATO’nun en büyük ordusunu barındıran bir ülkenin Genelkurmay Başkanı ve dört kuvvet komutanını bir saatte rehin alan cuntadan bahsediyoruz. Bu ülkede kendi halkına ilk defa silâh sıkan ve üstelik kendilerini Müslüman sanan bir cuntadan bahsediyoruz. ABD’nin yaptırdığı bir darbeden bahsediyoruz. Şimdi bunlar yaptıklarını İslâm ve milletin bekası için yaptık zannediyorlar öyle mi? IŞİD de yaptığını İslâm ve Müslümanların geleceği için yaptığını sanıyor. İnsanları bunun için gözünü kırpmadan öldürüyor. Söyler misiniz ne farkları var IŞİD’den? Birileri sarıklı, sakallı, cübbeli… Diğerleri tıraşlı, gömlekli, kravatlı ve şapkalı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.