“Soruverse: Ben neyim ve bu hal neyin nesi?/Yetiş, yetiş, ey sonsuz varlık muhasebesi.” Hayatın ve varlığın bir muhasebesi var. Günümüzün, ayımızın, yılımızın ve yaşamışlığımızın muhasebesi… Bizler “ipi boynuna atılmış” ve öylece başıboş bırakılmış varlıklar değiliz. Toprağa girince unutulup, bırakılacak ve nihayet yaptıklarımızdan hesaba çekilmeyecek de değiliz.

Topraktan yaratılmış bir vücut evinin içine ruh, başına akıl, üstüne his ve bin bir çeşit yetenek konularak inşa edilmişiz. Yaratılmışların en şereflisi, akıllısı, üstünü, sorumluluk sahibi, hesap verecek olanı, imtihana tabi tutulanıyız. Şefkat ve merhamet edilmiş, rızıklandırılmış, en güzel sanatlarla müzeyyen ve Vacibü’l Vücud’un, Sani-i Zülcelal’in isimlerine ayna yapılmışız.

Varlığımız ancak Halik-ı Zülcelale nispet edildiğinde, bağlandığında “iman tılsımı” ile anlam kazanır. Nasıl ki, bir sanat sanatkârına nispet edildiğinde kıymet alıyorsa, aynen öyle… İman kendi irademizi kullandıktan sonra Allah’ın kalbimize indirdiği bir nurdur. Bu nur iç dünyamızı ışıklandırarak üzerimizdeki ilahi sanatların ve güzelliklerin görülmesini sağlar. Güzel ameller bizleri ulvileştirir. İman ve güzel ameller bir birini kuvvetlendirir. İman bir yapma, onarma, onurlandırma, güzelleştirme ve sevgi hareketidir. İç huzurun ve Rabbe teslimiyetin idrakidir. İnsan imanı kuvvetince dış olayların olumsuz etkilerinden korunur.  Hakkın üstünlüğüne inanır.

İnkâr ise insanın Rabbiyle ile olan bağını keser, içindeki iman nurunu söndürür. Vicdan dahi kokuşursa ortada bir canavar hayvan kalır. Binlerce cana kıyar, binlerce hakka girer. Yalan ve hile insan hayatının gündelik oyunları haline gelirse, insanın ruhunu günah ateşi kavurur, günahkâr ve bekli de münafık olur. Kendini ıslah edicilerden, terbiye edicilerden, düzelticilerden görse de, sadece yıkar, yok eder, insanların ve varlıkların hukukuna tecavüz eder. Kabulü akli olmasa da, icrası yokluk olduğu için kolaydır ve cehennemi bir haz içerir.

İman sadece iç dünyamızı ışıklandırmaz, aynı zamanda, geçmiş, bugün ve gelecek zamanı da ihya eder, anlamlandırır. Yaşadığımız ve dünya kurulduğundan beri yaşanmış ve var olmuş hiçbir şey yok olmamıştır. Levh-i mahfuz ve ezelde mevcuttur. Yaşanacak ve gelecek olan her şey ise ilmi ilahide ve ebette yazılmıştır. Hiçbir şey yok olmuyor ve hiçbir şey tesadüfi değil… Ya bir mükafat, ya bir mücazat, ya bir imtihan… Ama her şey ilahi kader planının bir parçası, kudret tecellisinin bir inşasıdır. İnsan cüzi iradesinin ve tercihlerinin mesulü, yaptıklarının sorumlusu, yapması gerekirken yapmadıklarının hesap vericisidir.

İman kalbe girerse, ruha tesir ederse, duygu ve yetenekleri biçimlendirirse insanı gerçek insan eder, belki de âlemine sultan eder. Bilir ki, beni yaradan, bana önem veren, bana rızık veren, şefkat eden ve bana ebedi cennetleri vaat eden bir Rabbim var. O’nun her şeye gücü yeter, O her şeyi bilir, beni imtihan ediyor. O’ndan gelen kime keder

İman bu dünya çölünde ruhumuzun vahasıdır. İmansız bir hayat çorak topraklar gibidir. Sonucu sıfırı eşit olan bir denklemdir. Ölüp haşerelere yem olmaktır. İmansız hayat kaybedilmiş bir âlemdir.

İman hayatın hem nuru, hem ruhu, hem manası, hem kuvveti, hem onurudur. Hakiki imanı elde eden adam ne dünya için kazandığına sevinir, ne kaybettiğine üzülür. İman bütün varlığın kardeşliği ve sevgi yağmurudur.

İman zerre kadar hayrın, iyiliğin mükafatını alacağını ve zerre kadar kötülüğün, kul hakkının ise hesabını vereceğini bilerek yaşamaktır. Ayetin buyurduğu gibi “Ey iman edenler iman edin.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89