İmam Hatip okulları, 1924’te açılır imam hatip mektepleri adıyla. Ancak  programları-nın dini içeriklerinin yetersizliği gerekçesiyle vatandaş bu okullara  ilgi göstermez ve  1930’da kapatılırlar. Bu mekteplerden sonra 1949’da, MEB’e bağlı 10 ay süreli  imam hatip kursları açılır bunlar da1951’ de tarih olur.
1950’de DP, İmam Hatip Okulları'nı  açar, gerçek manada açılış da budur. 1976'da Danıştay kararı ile kız öğrenci almaya başlar. MSP'nin ortak olduğu hükûmetler döneminde (1975-1978) yüzlercesi açılır. 12 Eylül yönetimince Temel Eğitim Kanunu'nun  32. maddesinde yapılan bir değişiklikle mezunlarının üniversitelerin tüm bölümlerine gidebilmesine imkân verilir.
28 Şubat sürecinde 8 yıllık kesintisiz eğitimin başlaması neticesinde  orta kısımları kapatılır. Ayrıca  üniversite sınavlarındaki katsayı uygulaması ile mezunların kendi alanları dışında üniversiteye girmeleri engellenir. Nihayet 1 Aralık 2011'den itibaren puan sistemi tamamen ortadan kalkar ve önleri açılır. Bugün  yaklaşık 15 bin lise içinde 1400 gibi azımsanmayacak bir sayıyla  eğitim hayatımızda yerini almışlardır.

Sayıları Türkiye şartlarında ihtiyaç dahilindedir. Ancak içerik olarak çok yetersizdirler. Kürsüye çıkıp vaaz vermeden mezun olanlar var. Müfredatları öylesine yoğun ki öğrencilerin kafaları karmakarışık; hiçbir alanda yoğunlaşamıyorlar. Everest tepesinin yüksekliğini, prut savaşının tarihini, Hititlerin bilmem nesini ezberlerken öte yandan hadis rivayet edenlerin isimlerini, kaynakçaları da hafızalarına kazımak zorundalar. Oysa bu çocuklara Kur’an-ı anlamaya ve  yorumlamaya yardımcı olacak tefsir, fıkıh ve kelam gibi derslerin bu yanları verilmelidir. O çocuklara öyle bir program uygulanmalı ki, matematikle pratik düşünmeyi, edebiyatla yorumlamayı, fenle pozitif bilimin gerekliliğini, tefsirle Rabbimizin katıksız sözünü algılayabilsinler… Cemaat deyince  cami cemaatini anlasın, mezhep sarmalına girmesinler…

Bu düşünceleri   mezunu olmaktan her zaman gurur duyduğum bir imam hatipli olarak dile getiriyorum. Alanım dışında eğitim gördüğüm fakültede başarılı olmuşsam bunu oraya borçluyum. Ancak orada ezbere hep karşı olmamdan dolayı sürekli sorguladığım için bir şeyler edinmişim. Hocalarımı tabiri caizse muhakemeye davet edenlerdendim  karınca kararınca. Bundan dolayı çok da yadırganmışımdır. Ama Kur’an-ı Kerim’de sözünün eri Ali Ramazanoğlu, tefsirde  hoşgörü sahibi Salih Parlak gibi işinin ehli insanlar bize hep ışık oldular. Bu arada bugün emekli bir edebiyat öğretmeni olarak konferanslar yanında vaazlar da verebiliyorsam bunu borçlu olduğum Şükrü Öztürk hocamı da zikretmeliyim. Kültür derslerinde Atatürk’e benzettiğimiz  Fransızca hocamız dâhi Fikri Altay, Matematiği sevgilimiz yapan merhum  Ali Topaloğlu, Sevecen ablamız Fen hocamız Şadiye Sinan, ciddi ve efendi Biyoloji hocamız merhum Erbil Duman da diğer saygıdeğer hocalarımızdı…

İnsanlarımızın dinini, türlü cemaat, tarikat ya da başka mahfillerden değil, okuldan öğrenmesini arzulayan, bu uğurda fedakârca gayret eden kurucumuz Celâleddin Ökten Hocamızı ve onu izleyenleri rahmetle anıyoruz.

Devlete çöreklenmiş, bürokrasiyi rehin alan güçlere karşı göğsünü siper edip, bu okulları açan dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e de şükranlarımızı sunuyor, aziz hatırasına sahip çıkmaya söz veriyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
bekir 4 ay önce

imam hatib okulları da belki önceden sade hoş netti şu an diğer liselerden ne ayrıntısı var okullar kargaşa kaos bilgi görüntü kirliliğinin okulları oldu milli eğitm aslına döndüğünde belki sade duru

banner89

banner37