Varya, Yokya, Arya ve Zorya’nın komşusu…

Hayvanlar dünyasının en geri kalmış ülkesi Ormanyada…

Doğa sevgisi aşılamak, çevre bilinci oluşturmak…

Dikkatleri, ormanların ve hayvan soylarının tükenişine yönlendirmek…

İnsan ve hayvan soylarının, birlikte yaşamalarının güzelliğini kavratmak…

İnsan ve hayvan rollerinin “bir an için” değiştiğini hissettirmek istemiştim.

***

Tiyatronun sadece ‘ne olduğunu’ birazcık bildiğimiz günlerde…

Rahmetli babaannemin komik haller için sarf ettiği “tiyatura maymunu” çok hoşumuza gitmiş olmalıydı. İlkokulda okurken sarı renkli matematik defterlerinin boş sayfalarına küçük küçük oyunlar karalarken bu sözün anlamını çözmeye çalışırdım. Hemen hepsi de köyümüzde geçerdi oyunların çünkü henüz şehri görmemiştim. Akşamları ocak ateşinin karşısında fırsat buldukça canlandırmak isterken… Namık Kemal’in tiyatro için “tüm sanat türleri içinde en yücesi” dediğini de bilmiyordum. Ortaokul ve lisede şiirle hikâyeye de merak sardım ama ilk aşk gibisi yoktu. Tiyatro sevdası, öğretmen ve idareci olarak görev yaptığım yıllarda daha da büyüdü. Melekler ve Şeytanlar, Beşik Kertmesi, Tatlı Şubat, Yağmurcan ile Bircan, Bu Toprağın Çocukları… Trabzon, Kocaeli ve Adıyaman turneleri yaptık. AKM, Mydonose Showland ve Ankara MEB Şûra Salonu gibi büyük salonlarda sergileme şansı bulduk.

***

Hayvanları dağların ve denizlerin derinliklerine sürünce kazandığımızı sanmıştık ama gerçek hiç de öyle değildi. Oysa oyunda durumu düzeltmek için neler neler yapmışlardı?  Hayvan Hakları Bildirgesi’ni imzalamışlar… “Biz hayvanız, siz de insansınız. Siz daha iyi anlarsınız” diye hiç sevmedikleri Adamo’ya mektup bile yazmışlardı… Ve Ormanya, hayvanların izleyeceği ilk oyun olarak sahnelenmek üzereydi… Daha sonra Devlet Tiyatrosu repertuvarına girecek olan oyun için çok zorlu bir prova süreci geçirmiştik. Dekor, kostüm ve müzikler için de az emek verilmemişti. Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi önünde toplandığımızda yalnız değildik. Çok heyecanlandığımı söylemeliyim çünkü bazı izleyiciler, kedi ve köpekleriyle birlikte gelmişlerdi oyuna… “Nasıl yani” diye soranlar oldu. “Şimdi, oyunu hayvanlarla birlikte mi izleyeceğiz, yok canım” diyenler de… “Ben hayvanlarla yan yana izlemem” diyerek kültür merkezi önünden ayrılanlar da… Oyunun yazarı olarak ortalarda bir yerde koltuğuma kurulduğumda... Bir aksilik olmasın diye dua ettiğimi hatırlıyorum, bir süre gözlerimi kapadığımı… Önüm arkam, sağım solum hayvanlarla dolu gibiydi.

Bazıları hayvan sahiplerine sormadan edemedi. “Isırmaz di mi?”

Aşılarını yaptırmışlardı ama belli mi olurdu? İnsanların ısırdığı bir dünyada hayvanlardan her şey beklenirdi!.. Kediler ve küçük köpekler sahiplerinin kucağındaydı ama koltuklarında tek başına oturanlar da vardı. Hani oyunlarda bazen ‘çok beğendiğinizi ifade etmek, oyuncuların performansını takdir ettiğinizi hissettirmek’ için yanınızdakiyle durum paylaşımı adına göz göze geldiğinizi düşünebiliyor musunuz?

***

Ve sonunda beklediğimiz an gelmiş, Ormanya başlamıştı.

Sahnedeki aslan ki şu anda ünlü bir dizide iyi bir karakteri canlandırıyor.

İzleyiciler arasında dolaşarak cep telefonu uyarısını bizzat yapmak isteyince olanlar oldu. Salondaki hayvanlar boş durur mu? Gittikçe dozu arttı bu tepkinin, sahipleri devreye girdiler de sorun çözüldü gibi… Fakat hayvanlar bir bir sahnede görününce yeniden başladı karmaşa. Karşılık verdiler aslanın kükremesine… Kedinin miyavlamasına, gorilin homurdanmasına, güvercinlerin kanat çırpmasına… İpler biraz daha çekildi, ‘eğitim’ süreçlerinden kalan bir alışkanlıkla parmaklar gösterildi, gözler ardına kadar açıldı ama bu da çözüm olmadı. Sahteleri sahnede, gerçekleri koltuklarındaydı ve durumla baş edilir gibi değildi. Hani çocuk olsalar “onlar, hayvan kılığına girmiş insan” şeklinde izah edilebilirdi fakat hayvanlar için yapabileceğiniz bir şey yoktu. Sürekli oyuna müdahale edercesine havlıyorlar, miyavlıyorlar, sahipleriyle birlikte diğer izleyicilerin de kafasını karıştırıyorlardı. Kediler biraz yola gelir gibi olsa da köpekler için aynı şey söylenemezdi. Birinci perdenin sonuna kadar dayanabildi sahipleri, salon görevlileri… Oyuncuların pek de şikâyetçi olmadıklarını öğrenecektik. Bir daha hayvanlar karşısında oynama şansı bulamayacaklarını söyleyeceklerdi, o kadar.

***

Tarihi bir ana tanıklık ettiğimizden haberimiz yoktu. Yönetmen ve oyuncularımızdan bazılarının pek çok diziyle özgün sinema filminde yer almasını “Ormanya’nın uğuru” olarak yorumlamıştım daha sonraları... “Sen, bu dilsiz günahsız canlar için emek verirsen…”

Üç kuşağın, kedi ve köpekleriyle birlikte izledikleri ilk çocuk oyunuydu çünkü...

Biraz da “Büyüklere Masal’ gibi bir şey… Yeniden sahneye konulsaydı salon görevlisine kadar herkesin hayvan kostümleri içinde olmasını isterdim. Ayrıca bilet, afiş ve tanıtım materyallerinde mutlaka “hayvan getirilmesi özellikle rica olunur” diye hatırlatır… Modern dünyada ailenin sevilen üyeleri olan, mezarları bile yapılan kedi ve köpekleri tiyatro ile yeniden buluştururdum.

Kim bilir belki de hayvanların tiyatroya şiddetle ihtiyaçları vardır.

İlle de İsviçreli bilim insanlarının açıklamasını mı bekleyelim?

                   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37