Milletlerin kalkınmasında en büyük rolü öğretmenler sağlar. Bilhassa büyük maharet, bilgi ve beceri isteyen ilköğretim öğretmenleri. Bir toplumun, bir devletin gelişmesinde en büyük sorumluluk bunlara düşer. Teknolojide mesafe katetmiş ülkeler, gelişmişliklerini ideal öğretmenlerine borçludur. Batılı devletler bu gerçeği çok önceden gördükleri için önce insanı yetiştirecek mürebbiyelerini hazırladılar. Batı ülkeleri, bilhassa Finlandiya, Norveç ve İsveç bu işin öncülüğünü yaparak ülkelere örnek olmuşlardır. Bunu sağlayamayan devletler, teknolojiden mahrum kalmış, gerilemişlerdir. İyi yetişmemiş öğretmenin elinden sağlıklı yetişmiş insan almak mümkün değildir.

Ameliyatını iyi yapamayan doktor hastasının ölümüne sebep olabilir. Müvekkilini iyi savunamayan avukat onun hapse girmesine sebep olabilir. Bina projesini iyi yapamayan mimar mühendis sadece binanın yıkılmasına neden olur. Ama insan eğitimini beceremeyen bir öğretmen toplumu mahveder. Çökertir. Toplumun geleceği kararır. Bu nedenle eğitimi yapacak kişilerin ehliyetli, yetişmiş kişiler olmaları lazımdır. Yarım yamalak, hazırlanan eğitimcilerin gelecek nesillere katkısı olmayacağı gibi bilakis tamiri bir nesil boyu yapılamayacak kadar zarar getirir. Nitekim 94 seneden beri biz bu sıkıntıları yaşıyoruz. Doksan dört yıldır yerimizde sayıyor, bir arpa boyu bile ilerleyemiyoruz. İşe başlangıçta eğitmen, vekil öğretmen, ortaokul mezunu muvakkat öğretmen, hızlandırılmış eğitimden geçirilmiş öğretmen okulu mezunları, yedek subay öğretmen, başka başka branşlardan pedagojik formasyonu olmayan üniversite mezunları ile kadroları doldurmaya çalıştık. İnsanlara iş verdik ama işin özüne uygun eleman bulamadık. lisans eğitimi alamayan öğretmenleri apar topar ön lisanstan geçirip kendi kendimizi kandırdık. Atatürk’ün dediği gibi eser olabilecek yeni nesil yetiştiremedik.1982 yılında F. Almanya’ya eğitim görevlisi olarak tayin edildim. Giderken iddialı, kendini beğenmiş bir öğretmen olarak gittim.65 öğretmen mevcutlu bir okulda diğer Alman öğretmenlerin yanında eksiklerimi görünce iyice eziklik duydum. Belli ki bizi fabrikadan ham geçirdiler.

Her milletin eğitiminde kendine has eğitim sistemleri vardır. Bunlar kolay kolay değişmez. Ama bize gelince başka başka devletlerden kopyalamağa çalıştığımız sistemlerle yetindik. Adına “milli” dediğimiz sistemi bir türlü milli hale getiremedik. Üstelik de 4-5 yılda bir sistem değişikliğine gidip eğitimi yazboz tahtasına çevirdik. Apar topar yapılan sözde eğitim şuraları ile istenilen değişiklikleri yapamadık. Yıllarca havanda su dövdük. Hâlâ da dövmeğe devam ediyoruz. Çocuklarımızın sınav fobisi sayesinde psikolojilerini bozduk. TEOG, YGS, LYS ve KPSS gibi adlarla sınavdan sınava koşturduk. Aileleri yarıştan yarışa koşturduk. Seçme işi için bunca külfete katlanmak neden? Her yıl üniversite sınavına giren iki buçuk milyon gencin bir milyonunu yerleştirip, kalanını sokağa döken bu sistemi sorgulayacak bir eğitim bakanına ne zaman kavuşacağız? Çocuklarını hayata hazırlayıp intibak yaptıracak bir sistemi ne zaman bulacağız?

Bunun için yeni bir kıta keşfetmeğe gerek yok. Bu işi ciddi olarak ele alıp inceleyecek yetişmiş bir bakanlık kadrosuna ihtiyaç var. Bana kalırsa sıkıntımız buradadır. Önce kendimize has, kopya olmayan bir sistem geliştirip uygulamaya başlamalıyız. O zaman belki yol almak için işe başlamış sayılırız.

           

               

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.