Mezar taşına Osmanlıca “On iki tarikatın şeyhi kutbuzzaman Molla Hasan oğulların-dan Haçkalı Mustafa Tarhan Hocanın ruhuna Fatiha.Şehruramazan 1365 yazılmış. Orta yaşlı biri, “Derin hocaydı, Allah adamı idi!” dedi ellerini Fatiha ardından yüzüne sürdükten sonra. Hacı Efendi,”Nerde böyle evliyalar şimdi. Mübarek, İstiklâl Savaşı’n-da cephelerdeydi. Yeryüzünde bir metre tapulu malı yoktu!” Emekli memur görünüm-lü biri atıldı, “ Allah adamı hummer jipe biner mi? Lüks hayat yaşayabilir mi? “ Sanki böyle birini çok yakınımda görmüş gibi oldum. Bıyıkları bir türlü çıkamamış bir deli-kanlı “Kuş lâkabı nerden geliyor?” diye sorunca türbede konuşulmaması gereken konu da kapanıyor. Başka bir genç bilgilendiriyor: “Zamanın kut-bu Çorumlu Mustafa Efendi’ye bir gün müridleri, Haçkalı Mustafa sizi görmek diliyor.” deyince o mübarek , “Gelsin o zaman” diye cevap verir. “Nasıl gelsin, yol çok uzak” derler. Çorumlu evli-yanın cevabı müthiştir: “Öyleyse uçsun!” Ve Haçkalı Mustafa Çorum’a , feyz aldığı hocasına kavuşur. İşte o günden beri hocaefendinin lâkabı “Kuş Mustafa”dır.”

Kurtuluşa çağıran ilâhi sesle mâbede geçtik. İmam iyiydi ama müezzin bir başkaydı. O nasıl ezandı öyle! Yakınımdaydı, pek yapmadığım bir şeyi yaptım; yüzüne baktım. Ne mübarek bir yüzdü. Bilâl’i Habeşi miydi, değildi simaen ama… Namaz ardından yanına gittim, tebrik ettim; şaşırdı. “Okuyuşunuz çok farklı bir tatta” dedim. “ Yo, kim-seden ders almadım, tecvid… bilmem “ dedi. Onları kastetmemiştim zaten. Kısacık sakallı biri, “içten okuyor” dedi. Bir diğeri, “Hoca babanın müridi.” diyerek asıl kaynağı bildirdi. Hiç beklemediğim bir anda ,”Ben burada kalıyorum, sizi misafir edebilirim” di-ye teklifte bulundu.Beni ilk defa görmüştü, hiç tanımadığı birine nasıl güvenebiliyordu;  aynı durumda biz ne yapardık?

Son cemaat mahallinde küçük bir grup oluşturduk, birbirleriyle önceden plan yapma-dan. Genç mürid anlatıyor: “Efendimizin dedesi Mekke’den Buhara’ya, oradan Erzu-rum’a oradan da Of’a gelmiş. Efendimizin babası İbrahim Efendi de imamlık yapmak için Haçka’ya gelmiş. Hocamız burada babası gibi imamlık yapmış.” Bizim dereden biri, ” Hoca babanın talebesi Metinganiyalı Molla Osman Efendi idi. O da çok muhte-remdi.” bilgisini sundu gruba..Özel bir kolejde okuduğunu söyleyen genç, “ Hocae-fendi, tütünün İblis’ten olduğunu söyler; sigara içenleri de hiç sevmezdi.” rivayetinde bulundu. Aman! Sigara içen imamlar duymasın. Canım fetvayı veren fahri imam, ma-aşlı imamları memnun etmek zorunda değil ya; harama mekruh diyerek. Onlar için mekruh önemli bir kusura işaret etmez ya o misâl. Artık bir kere daha, ilahiyatçı gö-rünmekten azami ölçüde uzak duran bir müdürün, toplantıda sigara içmesini protesto ederek salonu terk edişimin hakkım olduğunu öğrenmenin huzuru içindeyim. Veda-laşmadan paylaştık Hocababanın menkıbelerini.

İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı öncesi Trabzon’a gelir. Eski Tekel’den yukarı çıkarken, Hocaefendi’yi görür, arabayı durdurup onu yanına alır. Sorar, “Savaş ne olacak?” Hoca, “ Çok insan hayatını kaybedecek ama biz savaşa girmeyeceğimizden bizden kimse zarar görmeyecek.”

 Lisede okuyan bir yakınına, ” Burada neden avare avare dolaşıyorsun, sevgilin seni Giresun’ da bekliyor.” Yıllar geçer delikanlı askere gider, Giresun’a düşer. Sevgilisini bulur ve evlenirler.

Gönül eri hocamızı vefatının 68.yılında rahmetle anıyoruz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.