12 Eylül’de işkenceden geçenler

12 Eylül 1980 günü sabahı Sürmene’deki köyümdeki evime gelen bir Jeep dolusu polis ve bir minibüs dolusu asker beni aldılar. Polisler çevrede yaptıkları aramada bahçeye sakladığım kitapları bulup aldılar. Polisler evin kapısında bulunan kitapları gördüklerinde silahların haznesine mermi alıp doğrultarak, kaçak kitap var diyerek kitapları alacaklardı ki askerlerin komutanı itiraz etti. Bizim görevimiz kişiyi alıp götürmektir dedi. Polislerin bulunduğu araca bindirildiğimde, yeni almış olduğum maaşımı dergilerin arasına koymuş olduğum aklıma geldi. Sürmene karakolunda görevli olan Cemil polise durumu anlattım. Paraların yerini babam ve kardeşlerime söylemek istiyordum. Zira ben gidince eski diye gazete ve dergileri yakabilirlerdi. Cemil polis isteğimi kabul etmeyince tartıştık. Durumu gören askerlerin komutanı gelerek, yanıma bir asker verip eve gönderdiler. Ben de yakınlarıma paraların yerini söyledim. Sürmene Jandarma Karakoluna getirdiler. Talat Büyük arkadaşla birlikte MHP’den arkadaşlarda oradaydı. Bir akşam burada kaldıktan sonra ertesi gün otobüse bindirilmek üzere beklerken MSP’li olduğunu bildiğim bir doktor, otobüs şoförüne beni de alın, gezerim diyerek alay etmişti. Bu kişiyi epeyce zaman sonra Trabzon’daki Bowling salonunda namaz kılarken gördüm. Hayırdır diye sorduğumda Cem Ersever’in işkence yaptığı kişilere rapor vermiş olmasından suçlanarak buraya getirildiğini söyledi. 50 kişi kadar otobüse bindirilerek Trabzon Emniyet Müdürlüğü’ne getirildik. Burada Vakfıkebir’deki bir kahvehane müşterilerini yanlışlık sonucu gözaltına alarak otobüsle getirildiği bir grup daha vardı. Durum fark edilince nüfus kâğıdını gösteren gidebilir dediler. Herkes bunu yapıp oradan uzaklaştıktan sonra en son ben ve Talat Büyük kalmıştık. Diğerlerini arabalara bindirip yolladıktan sonra bir anda koşup gelen polislerin tüfeklerini bize doğrultarak gelmekte olduklarını gördük. Sizi yanlışlıkla bıraktık diyerek yeniden bizi aldılar. Alt kata inerken Hamdi Dilaver ile karşılaştım. Onu daha önceden tanıyordum. İhtilalden 2,5 ay önce bir operasyonla beni buradaki işyerimden almıştı. Bana o zaman komünistleri Trabzon’dan attık. İş yerim olan MTA’dan atacağız demişti. Bu sizi aşar dediğimde de tekme, tokat ve sandalye ile dövmüştü. O dönemin işkencecileri bu kişi ile birlikte Hamdi Ardalı, Ahmet Demir, Hanefi ve İhsan diye bildiğim kişilerdi. Alt katta, akşamüzeri beni başka bir ekip alarak Trabzon’a getirdi. Siyasi şubede sorgulandım. TDKP militanı olduğunu, YDGF’nin bu örgütün yan kuruluşu olduğunu kabul ettirmek istiyorlardı. Örgütü kimin yönettiğini söylememi istiyorlardı. Gözlerimi kapattılar. Ellerimi çözük bıraktılar. Önce kaba dayağa başladılar. Ardından falakaya yatırdılar. İki polis kollarıma giriyor, diğerleri copla ellerime vuruyordu. El ve ayak parmaklarıma elektrik bağladılar. 4–5 saat süren bu uygulamadan sonra başka bir odaya getirip bıraktılar. 2 gün bu odada kaldım. Yaralarım biraz iyileşince Sürmene’ye getirip, mahkemeye çıkarttılar. Tutuklandım. Bana bu sürede Sürmene’de yaşanan bir silahlı çatışmayı yönettiğime dair bir suçlamayı kabul ettirmeye çalıştılar. 12 Eylül’e bir hafta kalarak tahliye oldum. 12 Eylül sabahı alındığımda Hamdi Dilaver ne zaman bırakıldığımı söyledi. Ben de söyledim. Tekrar hesaplaşacağız diyerek Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nün alt katına getirdiler. Emniyet Müdürlüğü’nün alt katında küçücük bir odaya 20 kişi tıkıldık. Talat Büyük oturmuştu. Ne tuvalete ne de su içmeye gitmiyor, yerini korumaya çalışıyordu. Buraya arada bir uğruyor yüzbaşı durumumuzu görüyor polislere kızıyor görev dışına çıkmayın diye ikaz ediyordu. Bir haftadan sonra Erdoğdu gözetim yerine getirildik. İki günün ardından benimle beraber başka bir kişiyi alarak alt kata getirdiler. İki gün sonra da 60’a kadar sol, 40’a kadar sağ görüşlüyü Erdoğdu’da boşaltılan askeri revire doldurdular. Boş zamanlarımızda mahkeme kuruyor, yargılama yapıyorduk. Bir ay kadar sonra savcıya çıkarıldım. İfade sırasında Kıbrıs gazisi olan kişiye vatan haini suçlaması yapıldığında omzunu açarak 3 kurşun yarısına gösterdi. Sorgu sonrasında antenli araç gelip aldığında giden daha geri dönmüyordu. Oldukça seri kanlı olarak gördüğüm sağ görüşlü Hakkı isimli birisini de böylesi bir araç aldı. Geri dönmedi. Geceyi betonun üzerinde yatıyorduk. Ailemiz bizden haber alamıyordu. İki ayın ardından babam ve kardeşim gelmişti. Onlarla götürdüler. Sonra antensiz araba geldi beni aldı. Bowling salonuna getirdi. 2 gün burada kaldım. Alt kata indirdiler. Gözlerim kapalı, ellerim bağlı olarak sandalyeye oturtuldum. Subay olduğunu sandığım birisi hüviyetimi aldı. Askerliğimi sordu. Askerliğimi deniz altı filosunda yaptığımı söyleyince, askerliği en güzel birlikte yapıp, vatana ihanet ediyorsun dedi. Bende gerçeği tarih yazacak deyince dayağa başladılar. El ve ayakuçlarıma elektrik verdiler. İşkence sırasında birisinin sürekli dışarı çıkıp bilgi alıp gelmesine şaşırmıştım. Koltukta sabahlatıldım. Sabahleyin başka bir ekip geldi ellerimi çözdü. Tuvalet izni verdi. Tuvalete giderken, geri dönüp bakmak yok. Tuvaletten de geri geri yürüyerek getirildim. Öğleden sonraları yeniden işkenceye alıyorlardı. Özgeçmişimin ardından isimler ve örgütsel bilgi soruyorlardı. İşkenceler kaba dayakla başlıyor elektrik verilmesiyle devam ediyor, ardından bir oda da tazyikli su tutuluyor ve pencereleri açarak bırakıyorlardı. Bu uygulamalar gece 00.00’da bitiyordu. Ellerim bu saatte çözülüyor, doktor muayenesi yapılıyordu. Doktor şikâyetin var mı diye soruyordu. Görüyorsun dedim. 2 gün böyle sürdükten sonra yemek verip yatakta yatırdılar. Sonra salona aldılar. Burada 3 gün kaldıktan sonra Turgut ile beni zincire vurarak Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkarttılar. Hâkim saat 00.00’dan sonra yargılama yapamayacağını söyledi. Ben hâkime yeniden Emniyet Müdürlüğüne gitmek istemediğimi, burada tekrar işkence göreceğimi söyleyerek yargılanmamı istedim. Hâkim ben size kefilim dedi. Emniyet Müdürlüğüne getirildik. Normal davrandılar. Sabahleyin mahkemeye çıkardılar. Önceki ifadelerimi tekrarladım. Sorgulamalar sırasında 12 Eylül’de 4 gün önce Sürmene YDGF’yi kapatmış olmam işime yaradı. Çünkü burası sürekli baskına uğruyordu. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım.1981 yılının tahminim Eylül ayında 5 kadar polis tarafından Sürmene’de sokaktan yeniden alındım. 20 gün burada kaldık. İlk 3 gün sorguya almadılar. Sonra herkes tek tek sabahları saat 10:00 sularında alıp üst kata çıkarıp saat 17.00’a kadar işkence uygulamasında bulundular. En fazla tek ayaküstü bekletilmelerde zorlandım. Burada Muhsin isimli Sürmene’den tanıdığım bir işkenceci polis vardı. Bu işkencelerde sürekli aşağılıyor, dayak atıyor, özellikle gözlerimizin üzerlerine vuruyorlardı. Sonra beni alıp Sadi Sarıkan isimli tutuklu ile yüzleştirdiler. Uzun sakallı, çıplak ayaklı, üzeri yırtık bu kişiyi tanıyıp tanımadığımı sordular. Tanımadığımızı, bu kişinin tanımasının mümkün olmadığını söyledim. Diğer arkadaşlar Sadi’nin babasıyla yüzleştirildiğini söyledi. Sadi başına bir şey gelir diye babasını tanımadığını söylemiş. Babası ona kendi ayakkabılarını vermiş. Sadi ayakkabıları alınca da hani tanımıyordun demişler. Sadi de bana bu durumda kim ayakkabı verse alırdım demiş. Sadi’ye Emniyet Müdürlüğünün altında kendini tanıtınca tanıyabildim. Burada kaldığım 25 gün içerisinde sadece bir gün işkence görmedim. Nedeni de maalesef bir gün bir polis çocuğunun balkondan düşüp ölmüş olmasıydı. Diğer günlerde kaba dayak, falaka, cop göz üstüne vurma, tazyikli su ve el ile ayak parmak uçlarına bağlanan kablolarla elektrik uygulamalar. En sonunda tazyikli su tutup pencereleri açıp betonun üzerine bırakıyorlardı.12 saat süren bu uygulamaların ardından bir odaya getirip yazdıkları ifade tutanağını uzattılar. Okudum ve imzaladım. Alt kata indirdiler. 2–3 gün burada kaldım ve beni mahkemeye çıkarttılar. Eski ifadeleri tekrarladım. Takipsizlik kararı verildi. İşkence uygulamalarında birinci alındığımda bir hafta su vermediler. İkinci alınmam da ekmek ve sigaradan birisini tercih etmemi istediler. En çok tek ayaküstünde bekletilmek ve vatan haini suçlamasından zorlandım. Arkadaşlarımı 12 Eylül öncesinde verdikleri antifaşist mücadelede kaybettim. Hasan Alparslan, Mustafa Çevik, Kahraman Ezber, Yunus Kukul, İhsan Hacımuratoğlu, Zeki Öztürk ve Efraim Elvan gibi nicelerini hepsini saygıya yad ediyorum.















