Kardeşliği Canlandırma Projesi yeni umut doğurdu

Kardeşliği Canlandırma Projesi adı altında Güneydoğu’nun 6 ilinden bölgemize gelen 52 din âliminin görüşmeleri Trabzon’da devam etti. Dün İkram Sofrasında muhteşem bir toplantı gerçekleşti. Toplantıda konuşan Diyarbakır’ın önde gelen din âlimlerinden Tayyip Elçi, artık ulemânın tavrını ortaya koyma zamanı geldiğini söyledi. Elçi, “Allah muhafaza buyursun yoksa sonumuz Suriye ve Irak gibi olur.” dedi. Elçi, gelişlerinin bu amaca yönelik olduğunu sözlerine ekledi.

Sayın Bakanım, sayın Valim, ‘Kardeşlik buluşması’ dedi arkadaşlarımız, hocalarımız. Evet bizler de kardeşliği yeniden tesis etmeye değil, kardeşliği yeniden canlandırmaya geldik. Zira zaten biz zaten kardeştik. Kardeşliğimiz yeni kurulmuyor. Biz bin yıllık bir geçmişe sahip olan, bin yıl öteden başlayan zaten bir kardeşliğimiz vardı. Zira iki gün önce kutlaması yapılan 1071 Malazgirt Kutlaması ile başlamıştır bizim kardeşliğimiz. Hatta ondan önce Uhrev ihsan ile başlamıştır kardeşliğimiz. Ama yakın ilişkimiz, kenetlenmemiz 1071 ile başlamıştır.

Manzara budur. Ancak bizlerin artık bu manzaraya dur demesi lazım. Umera ve Ulemanın tavrını ortaya koymak suretiyle bu gidişe artık dur demesi lazım. Yoksa Allah muhafaza sonumuz, Suriye gibi, Irak gibi, sonumuz Allah göstermesin o meşun manzaralarını gördüğümüz yekyesan ülkeleri gibi olur. Buna dur diyebilmek için yeniden birbirimize kenetlenmemiz lazım. “Mü’minler ancak kardeştir” ayet-i kerimesini tekrar gündeme getirmek suretiyle Lailahe İllallah Muhammederrusullullah sancağı altında bir araya gelmek suretiyle Ay yıldızlı bayrağın altında tek yürek, tek ülke olmak suretiyle bizlerin birbirimize kenetlenme zamanı gelmiş ve geçmiştir. İşte bu geliş bu amaca yönelik bir geliştir.

Bu arada Hz. Ömer’in sözünü hatırlatmak istiyorum. Hz. Ömer Radıyahhahu anh şöyle der; ‘Biz İslam’la aziz olmuş, İslam’la şeref bulmuş, İslam’la güç kuvvet kazanmış bir halkız, bir milletiz, bir ümmetiz, İslam dışında başka yerlerde izzet aradığımız zaman, şeref ve güç aradığımız zaman Allah bizi zelil edecektir. Bugün ümmetin manzarası budur. İslam’ın dışında başka unsurlarda, başka sebeplerde biz kuvvet, izzet aradığımız için bugün, ümmet bölük parça olmuş, ümmet gücünü-kuvvetini maalesef kaybetmiştir. İşte bizim buraları ziyaret etmemiz, inşallah o izzetimize kavuşmamızın, kenetlenmemizin ve ‘anam babam İslam’dır’ diyerek birbirimize kucaklaşmamızın ilk adımı olacaktır diye umut ediyoruz inşallah.

“Burada bulunduğum 4-5 gün içerisinde tüm arkadaşlarımın duygularını arz ediyorum. Gerçekten bir inşirah… bir kalbimizin genişlemesi, göğsümüzün genişlemesini yaşadık, yaşıyoruz, bu açıdan halkımıza teşekkür ediyoruz. Son olarak şunu söylemek istiyorum, hocalarım ima ettiler ben daha açık bir şekilde söyleyeyim; Bugün ümmetin bulunduğu halinden kurtulması için, ümmetin yeniden yek vücut olması için; tek umut Türkiye’mizdir. Dolayısıyla Türkiye’nin de bu liderliğini yapabilmesi için ümmetin birliğine, küçük bir numune olarak kendi içerisinde birlik-beraberlik, kendi içerisinde adalet ve eşitlik ve uhuveti sağlaması gerekir. Çünkü Türkiye’den başka ümmetin umudu kalmamıştır.”

Bizler Diyarbakır’dan, Batman ve Mardin’den ve Siirt’ten gelen arkadaşlarımıza katılarak bir kuvvet bir kardeşlik köprüsünü kurmak üzere yola çıktık. Dolayısıyla Medeniyet şehrinden, Peygamberler şehrinden, sahabeler diyarından sizlere kucak dolusu muhabbetler, selamlar getirdim, onları tebrik ediyorum.

Gerçekten Diyarbakırımız medeniyet şehridir, 33 medeniyet görmüş 10 bin yıllık bir geçmişi olan bir şehirdir. Tarihi eserleri ile surları ile zaten bilinir. Diğer taraftan Zülküf ve Elyasa Aleyhi vesselam Kur’an’da ismi geçen bu iki peygamberin kabirleri orada bulunmaktadır. Onlar dışında birkaç tane daha nebilerin kabri mevcuttur. Diyarbakır Resulullah Aleyhiselatu vesselamın vefatından sadece 7 sene sonra bin kişiden fazla sahabenin de iştirak ettiği İslam ordusu ile miladi 639 yılında fethedilmiştir. Hz. Halid bin Velid’in de cihanda katıldığı bu fetih esnasında Hz. Halid’in oğlu Hz. Süleyman ve 27 şehit sahabe Hz. Süleyman Camii’nin hazinesinde beraberce bulunmaktadırlar. Onlar dışında 541 sahabenin Diyarbakır’da meftun olduğu Dicle Üniversitesi’nin yaptığı bir sempozyumla tespit edilmiştir. Ayrıca Diyarbakır’ın ilk 10 valisinin de sahabe olması Diyarbakır’a ayrı bir katkı yapmıştır.

Diğer tarafından Diyarbakır Ulu Camii’nin daha önce kilise iken fetihten sonra camiye dönüştürülmesi hasebiyle hem onca sahabenin orada namaz kılmış olması, hem de Anadolu’ya açılan ilk İslam kapısı olması hasebiyle de tarihte 5. Haremi şerif olarak kabul edilmektedir ki Mescid-i  Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa, Şam’daki Emeviye camisinden sonra 5. önemli mabet olarak kabul edilmektedir.

İşte böyle bir ilim, irfan, böyle bir peygamberler ve sahabeler diyarından sizleri ziyaret etmeye geldik.

Sayın Bakanım, sayın Valim, ‘Kardeşlik buluşması’ dedi arkadaşlarımız, hocalarımız. Evet bizler de kardeşliği yeniden tesis etmeye değil, kardeşliği yeniden canlandırmaya geldik. Zira zaten biz zaten kardeştik. Kardeşliğimiz yeni kurulmuyor. Biz bin yıllık bir geçmişe sahip olan, bin yıl öteden başlayan zaten bir kardeşliğimiz vardı. Zira iki gün önce kutlaması yapılan 1071 Malazgirt Kutlaması ile başlamıştır bizim kardeşliğimiz. Hatta ondan önce Uhrev ihsan ile başlamıştır kardeşliğimiz. Ama yakın ilişkimiz, kenetlenmemiz 1071 ile başlamıştır. Zira 1071 yılında Selçuklularla Romen Diyojen komutasındaki Rum ordusunun savaşında, o zamanki Selçuklu komutanı Diyarbakır Silvan ilçesi o zamanki ismiyle Meyyafarikin diye bilinir tarihte, o zaman destek ister. Meyyafarkin’in komutanından o zaman destek ister. Mervani komutanı 10-12 bin kişilik bir Müslüman Türk ordusunu, Müslüman-Türk kardeşliğinin Anadolu’ya geçişine yardımcı olması için gönderir. Ve orada Müslüman Türkler ile Müslüman Kürtler omuz omuza Rum’a karşı savaşırlar. Ve Türklerin Anadolu’ya geçişini sağlarlar. Ve o zamandan başlar bu kardeşlik. Bu kardeşlik daha sonra Selahaddin Eyyubi isimli Kürt komutanı Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturmak, Haçlılar’dan temizlemek için; Araplarla birlikte, Faslılar’la, Kürtlerle birlikte Türk ordularının da komutanlığını yapmak suretiyle yine Kudüs’te omuz omuza savaşmışlardır. Bu kardeşliği bir kez daha pekiştirmişlerdi. Diğer taraftan Safeviler’e karşı Şia’nın ülkemize girişini engellemek için yine Kürtlerle Türkler beraber savaşmışlardır.

Kurtuluş Savaşı’nda Sakarya’da, Çanakkale’de velhasıl bin yıllık tarih içerisinde nerede kritik bir savaş ve cihat olduysa, görüyoruz ki orada şühedanın mezarlarının tahtalarına, o mermer taşlarına baktığımızda kimisi Edirneli, kimisi Urfalı, kimisi Hakkarili, kimisi Trabzonlu, Samsunlu, kimisi Diyarbakırlı yan yana uzanmışlardır. Bu demektir ki bunlar hep beraber savaşmışlardır. Dolayısıyla bin yıllık bir kardeşliğimiz vardır. 150 seneden beri bu kardeşliğimizi bozmak, aramıza fitne-fesat sokmak için dışarıdan bazı zehirlerin aramıza, beyinlerimize, kalplerimize enjekte edildiğini öğreniyoruz. Nitekim Osmanlı’nın dağılmasının en önemli sebebi bu hastalıktan kaynaklandığı hepimizce malumdur. Araplar’a Arapçılık enjekte edilerek, ’Türkler niye başımıza bela olmuş, niye onların yönetimi altındasınız’ diye Araplar’ın isyana kalkışması sağlandı. Sonra maalesef Kürt kardeşlerimize benzer zehirler enjekte edildi. Bunlardan belki de en geç etkilenen halk yine Kürt halkı oldu. Ancak maalesef 40-50 senedir bir taraftan bizi birbirimize bağlayan din çimentosunun önü engellendi, medreseler, tekkeler, Kur’an kursları tamamen yasaklandı. Bizi birbirine bağlayan, bizi bir araya getiren o uhrevi imaniyeyi bizlere aşılayan hocalarımız, şeyhlerimiz asıldı. Dolayısıyla çimentomuz adeta söküldü. Diğer taraftan da bizi birbirimize düşürecek ırkçılık belası bize enjekte edildi. Dolayısıyla yeni nesiller maalesef bu zehirden gerektiği kadar nasibini almışlardır. Küfrün son iki senedir İslam ümmetine karşı savaşı artık cihat meydanlarında sıcak savaşlarında değil İslam, İslam’ı İslam’la, Müslümanları Müslümanlarla vurmak gibi bir taktiği maalesef başarıyla sürdürmektedir. Bugün Suriye’de de, Irak’ta da, Yemen’de de ve bugün Türkiye’de yaşanan budur. Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmak. Bugün Pakistan’daki de Afganistan’daki durum da budur. Yani Ümmet coğrafyasının her tarafında Afrika’da da aynı şeyi görüyoruz.

Manzara budur. Ancak bizlerin artık bu manzaraya dur demesi lazım. Umera ve Ulemanın tavrını ortaya koymak suretiyle bu gidişe artık dur demesi lazım. Yoksa Allah muhafaza sonumuz, Suriye gibi, Irak gibi, sonumuz Allah göstermesin o meşun manzaralarını gördüğümüz yekyesan ülkeleri gibi olur. Buna dur diyebilmek için yeniden birbirimize kenetlenmemiz lazım. “Mü’minler ancak kardeştir” ayet-i kerimesini tekrar gündeme getirmek suretiyle Lailahe İllallah Muhammederrusullullah sancağı altında bir araya gelmek suretiyle Ay yıldızlı bayrağın altında tek yürek, tek ülke olmak suretiyle bizlerin birbirimize kenetlenme zamanı gelmiş ve geçmiştir. İşte bu geliş bu amaca yönelik bir geliştir.

Unsuriyet hiçbir zaman bu ülkeye ve bu ümmete zarardan başka bir şey getirmemiştir. Dolayısıyla ‘Türkiye Türklerindir’, ‘Ne Mutlu Türk’üm’, ‘Türk’üm, doğruyum, çalışkanım’ ‘Varlığım Türk varlığına armağan olsun’ gibi sözler yıllarca bize söyletildi, ezberletildi. Ama bu sadece kopuş getirdi, bu sadece ayrılık tohumlarının çocuklarımızın beyinlerine, zihinlerine yerleşmesini getirdi. Evet artık bu söylemleri de bir kenara koymak suretiyle sadece İslam kardeşliğini ön plana çıkarmamız lazım.

Evet, Selman-ı Farisi’nin dediği gibi, ‘Hani bir kere mescide girerken orada Araplar arasında unsuriyet, Araplar arasında meşreple, soyla-sopla övünmek çok meşhurdu. Belki yüzlerce babalarını sırayla sayarlar, ‘Falan dedem şöyleydi, filan dedem böyleydi’ diye bunlarla övünürlerdi. Selman-ı Farisi bir kere mescide girdiğinde onlar bu münakaşayı müzakere yaparlar Selman’la da istihza etmek için, ‘Selman sen bir nesebini say bakalım, sen kimin oğlusun, senin ataların kimdir’ derlerdi. Aslında bunu onu küçük düşürmek için söylerler. Ama Selman bütün tarihe ders verecek bir cevap verir, ‘’Benim anam da babam da İslam’dır’ buyurur.

‘Bana mezhebimi sorma, bana soyumu sorma, benim anam da babam da İslam’dır’ Evet işte biz bunu gündeme getirmediğimiz sürece, çimentomuz olan bizi birbirimize kenetleyen İslam bilincini ortaya koymadığımız sürece maalesef tarihten silinip gideceğiz.

Bu arada Hz. Ömer’in sözünü hatırlatmak istiyorum. Hz. Ömer Radıyahhahu anh şöyle der; ‘Biz İslam’la aziz olmuş, İslam’la şeref bulmuş, İslam’la güç kuvvet kazanmış bir halkız, bir milletiz, bir ümmetiz, İslam dışında başka yerlerde izzet aradığımız zaman, şeref ve güç aradığımız zaman Allah bizi zelil edecektir. Bugün ümmetin manzarası budur. İslam’ın dışında başka unsurlarda, başka sebeplerde biz kuvvet, izzet aradığımız için bugün, ümmet bölük parça olmuş, ümmet gücünü-kuvvetini maalesef kaybetmiştir. İşte bizim buraları ziyaret etmemiz, inşallah o izzetimize kavuşmamızın, kenetlenmemizin ve ‘anam babam İslam’dır’ diyerek birbirimize kucaklaşmamızın ilk adımı olacaktır diye umut ediyoruz inşallah.

Gelişimizin ikinci sebebi ise Ahmet hocam hasbel kadar izah ettiler. Biliyoruz ki Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren medreseler, Kur’an kursları, tekkeler, Kur’an harfleri olan Arapça harfler tamamen ilha edildikten sonra kimi hizmette topal-sakatta olsa hasbel kadar (Hatta bütün bölgede söylenmesinde sakınca yok) kimi zaman mağaralarda kimi zaman da samanlıklar ve ahırlarda da olsa aynı manzaralar burada da biliyoruz yerin altındaki dehlizlerde de olsa bu Kur’an hizmeti hasbel kader devam etmiş ve gönülde kalıplaşmıştır. Bu süre içerisinde Karadeniz Bölgemizde Arapça ve temel İslam ilimleri oldukça zayıflamıştır ancak kıraat ve hafızlık ilimleri  çok güzel bir şekilde çıtayı çok güzel bir şekilde yükseltmiştir. Bunun tam tersi olarak Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgemizde de kıraat ve hafızlık müesseseleri çok zayıflamış lakin Arapça ve temel İslam ilimleri hasbel kader ayakta durmayı başarmıştır. Ahmet hocamızın bölgemizi ziyaret etmesi ve bizim buraları ziyaret etmemizin ikinci önemli ayağı da karşılıklı eksiklerimizi birbirimize tamamlamak olacaktır inşallah. İşte bu karşılıklı, bir taraftan kardeşliğimizi yeniden pekiştirme diyorum, ‘yeni bir kardeşlik kurma demek’ bence uygun değildir, kardeşliğimizi bir taraftan pekiştirirken, diğer taraftan bu bölgeler arası ilim sirkülasyonu ki bu öğrenci mübadelesi ile olur farklı metotlarla olur. Burada kendisini yapıyoruz inşallah bu yemekten sonra da yapmaya devam edeceğiz. Diğer taraftan ilim-irfan köprülerini inşallah kuracağız. Dolayısıyla gelişimizin iki önemli amacı bunlardan ibarettir.

Sayın bakanım, sayın valim. Sizlerin de desteği ile bu kardeşlik köprülerini yeniden inşa etmek, dökülen taşlarını yeniden tamir etmek için başta Karadeniz olarak başladık, inşallah tüm ülkemizi saran bir kardeşliğe dönüşmesini Allah’tan niyaz ediyorum. Bu arada hem sayın valimizin, sayın bakanımızın, belediye başkanımızın teşriflerinden ve bu ikramları bizlere sunmalarından dolayı teşekkür ederken, diğer taraftan bu imkanı bize sağlayan sayın Muhittin Hocama ve bu süre içerisinde her türlü hizmeti ve imkanını fazlasıyla bize seferber eden valilerimize, kaymakamlarımıza, belediye başkanlarımıza ve günlerdir bizimle koşuşturan bize her türlü imkanı sunan tüm bürokrat ve vatandaşlarımıza canı gönülden teşekkür ediyoruz. Lakin her şeyden daha fazla halkımıza teşekkür ediyorum. Bizler orada iken Karadeniz’in ve Karadenizliler’in özelliklerini duyardık ama bu kadarını da beklemiyorduk. Bugünler içerisinde buradaki kardeşlerimizin böyle canı gönülden bizi kucaklaması, evleriyle birlikte kalplerini, gönüllerini bizlere açması bizleri fazlasıyla memnun etmiş, duygulandırmıştır. “Burada bulunduğum 4-5 gün içerisinde tüm arkadaşlarımın duygularını arz ediyorum. Gerçekten bir inşirah… bir kalbimizin genişlemesi, göğsümüzün genişlemesini yaşadık, yaşıyoruz, bu açıdan halkımıza teşekkür ediyoruz. Son olarak şunu söylemek istiyorum, hocalarım ima ettiler ben daha açık bir şekilde söyleyeyim; Bugün ümmetin bulunduğu halinden kurtulması için, ümmetin yeniden yek vücut olması için; tek umut Türkiye’mizdir. Dolayısıyla Türkiye’nin de bu liderliğini yapabilmesi için ümmetin birliğine, küçük bir numune olarak kendi içerisinde birlik-beraberlik, kendi içerisinde adalet ve eşitlik ve uhuveti sağlaması gerekir. Çünkü Türkiye’den başka ümmetin umudu kalmamıştır.” Bugüne kadar katıldığımız nice uluslararası ulema toplantılarında ve ziyaret ettiğimiz nice ülkelerdeki ulemalar ve halk aynen ağızbirliği yapmışçasına bize şu cümleyi söylediler; Sizler umudumuzsunuz, sizler umudumuzsunuz.

Türkiye’deki umera ve ulemanın sorumluluğu çok büyüktür. Sadece ülkeleriyle değil tüm ümmet coğrafyalarını kuşatan sorumlulukları vardır. Dolayısıyla önce ulemaların kucaklaşması, önce din görevlilerinin din gönüllülerinin kucaklaşması. Ve umera ile birlikte el ele verip Türkiye’yi önce birleştirecek ondan sonra inşallah ikinci adım olarak ümmeti kurtaracaktır. İnşallah Osmanlı döneminde olduğu gibi tekrar ümmetin “La ilahe illallah, Muhammedün resulullah” , sancağı altında ve o kuvveti İhsaniye şuuru altında bir araya gelmesini Allah-u Teala hepimize nasip eylesin.

Bir ricamı da dile getirerek bitiriyorum, bizden 50 kişilik bir hocalar grubu olarak buraları ziyaret ettik. Ancak sayın valimizin ve bakanımızın huzurunda tüm hocalarımızdan ve Karadenizlilerden de bu iadeyi ziyareti de bekliyoruz. İnşallah bizler de Diyarbakır’ımızda, Mardin’imizde, Batman’da, Siirt’te tüm Doğu ve Güneydoğu bölgemizde sizlere hizmet etmekten şeref duyacağımızı arz etmek isterim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.