‘Darbe gecesi TRT yerine  Genelkurmay’a gitseydik’

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 15 Temmuz'da yaşadıklarını anlattı. Soylu, 15 Temmuz kanlı darbe girişiminde şehit düşen vatandaşlardan bahsederken duygusal anlar yaşadı. İşte Bakan Soylu'nun 15 Temmuz gecesi yaşadıkları:

“Çalışma Bakanlığında mesaim devam ediyordu. Çalışırken zannediyorum Ankara Gençlik Kolları Başkanlığımızdan bir telefon geldi. Hakkârili gençlerin Ankara'da olduğunu, üç dört günlük periyodik programlarının bulunduğunu,  benimle görüşürlerse çok memnun olacaklarını söylediler. Ben de bir saatlik bir zaman ayırabileceğimi ve bir saatte gençlerle beraber olabileceğimi söyledim ve o saatte onlar geldiler. Konferans salonunda karşılıklı demokrasiyi, Türkiye'nin geleceğini konuştuk. Hayallerimizi, terörün biteceğini konuştuk. Toplantının sonuna doğru bir telefon geldi. Sosyal Güvenlik Kurulu Başkanı'nın acilen benimle görüşmek istediğini söylediler. Hem Boğaz Köprüsü ile ilgili görüntüleri aktardı hem de havada uçakların olduğunu, Ankara'da alçak uçuş yaptıklarını ve bir tuhaflık olduğunu ifade etti. Ben bir tek soru sordum: ‘Uçaklar Meclisin üzerinde uçuyor mu?’ diye. Uçuyor dediler. O zaman ‘Darbe var.’ dedim. Gençlere hiçbir şey hissettirmeden konuşmamızı toparlayalım dedik ve bitirdik. Onlar bir fotoğraf çektirmek istedi Bakanlığın önünde. Benim için saatler alan zaman dilimiydi, çabuk çabuk çektirdik ve hemen yukarı çıktım, odama geçtim. Televizyon açıktı, arkadaşlar bana köprünün üzerindeki görüntüyü gösterdi. Hemen başbakanımızı aradım. ‘Nasılsınız?’ dedim. ‘Bu ne maskaralık Süleyman Bey.’ dedi.  Karşılıklı konuşmaya başladık. ‘Galiba darbe oluyor.’ dedim. ‘Talimatınız, emirleriniz nedir?’ dedim. ‘Sizin hemen Çankaya Köşkü’ne geçmeniz lazım, orada toplanalım.’ dedi. Bir taraftan cep telefonları ile konuşuyorum.

TÜM BAKANLARI TEK TEK ARIYORUM

Bir taraftan Genel Sekreter Bekir Bey, Maliye Bakanı tüm bakanları tek tek arıyorum. O esnada bir telefon geldi. Mehmet Bey’den, Mehmet Muş'tan. ‘Muğla'ya acilen tedbir almamız lazım.’ dedi. ‘Muğla'da ne işimiz var?’ dedim. Dedi ki ‘Berat Bey orada.’ deyince ben sadece orada Berat Bey olduğunu düşündüm. Sonra Cumhurbaşkanı’mızın da olduğunu söyleyince ilk tepkim ‘Eyvah oyuna geldik.’ diye bir tepkim oldu. Ve hemen Muğla'da oradaki eski il başkanımızı, milletvekilimizi, Marmaris ve Muğla civarında çok dostlarım, ahbaplarım var. Onları teker teker arayıp otele sevk edilmesi gerektiğini onlarla konuştuk. Çankaya Köşkü'ne kadar geldik. Çankaya Köşkü'nde zifiri karanlık var. Kapı kapalı. Oradaki bildiğiniz televizyonlarda gösterilen kapıları açmadım. İlk önce anlayamadılar çünkü ben kırmızı plaka çok takmıyorum. Ve indim aşağıya, ‘Arkadaşlar kapıyı açın.’ dedim. Yüksek ses tonuyla ‘Bizim dışımızda kim geliyorsa vurun.’ dedim. ‘Hiç acımayın, burası memleketin ve milletin size bıraktığı namustur. Bu namusu koruyacaksınız.’ Ve böyle gözlerimizle birbirimizle anlaştık ve ben Çankaya Köşkü'ne girdim. Abdülhamit, Mehmet, Selçuk Bey, Fatma Betül o ara bir aradı ne yapmam gerekir diye. ‘Acilen buraya gelmen gerekir.’ dedim. ‘Korumalar bunu doğru bulmuyorlar.’ dedi. ‘Sen boş ver onları, atla gel.’ dedim. O da hemen geldi. Onun dışında İsmet Yılmaz geldi. Faruk Özlü, unuttuğum varsa bağışlasınlar. O an küçük bir kriz masası oluşturduk. İsmail abi, TBMM Başkanı’mız önce Meclise geldi daha sonra biz onun Çankaya Köşkü'ne gelmesinin lazım olduğunu söyledik. Değerlendirme yapalım. O esnada Başbakanla birçok kez konuştuk, o da yoldaydı. Bir taraftan da hem olayın boyutunu ölçmeye çalışıyoruz hem kapasitesi yükseliyor mu yükselmiyor mu hem Çankaya Köşkü'nün üzerinde helikopterler dolaşıyor. Bir ara bizi güvenli bir bölgeye almaları gerektiğini söylediler. ‘Toplantı yapacağımız bir yere buyurun.’ dedim, makul karşıladık.

ENERJİ ODASINA GÖTÜRECEĞİZ SİZİ DEDİLER, 'SİZ DELİ MİSİNİZ?' DEDİM

Beraber yürümeye başladık. Bizi çıkardılar. Çankaya Köşkü'nün arka kapısından bir yere götürüyorlar. 5 adım attık. ‘Bizi nereye götürüyorsunuz?’ dedim. Dediler ki  ‘Şurada bir enerji odası var oraya götüreceğiz sizi’ ‘Siz deli misiniz?’ Geri dönüyoruz.’  dedim. Bulunduğumuz odaya geri döndük. Bir kişi bilmiyoruz kim olduğunu bizi götürüyor, biz de zorunlu olarak gidiyoruz. Biz Meclise gitme kararı aldık. Hep beraber Meclise geçtik. Meclisin açık kalması gerektiğini düşündük. İsmet Yılmaz'a bıraktık ve oradan doğal olarak TBMM'ye geçtik. Hepimiz farklı yollardan geçtik. Ve o esnada içeri girdik, kapı kitliydi. Yani Meclis Genel Kurulunun kapısı kitliydi. Anahtar bekliyorlardı. Bir anahtar getirdiler ama dolap anahtarı çıktı. Biraz bağırdık çağırdık. Bağırış çığırış son anda anahtar geldi. O sırada Meclis kapısını kırarak açmayı düşündüm ve öyle yaptım. Tam açacağım sırada aklıma şu geldi 'ya bu TBMM'nin kapısı. Bu işler geçer yarın öbür gün, TBMM'nin kapısını kırarak açtılar.'  ifadesi bana o anda örtüşen ifade gelmedi. Durduk anahtarı bekledik. A haberi, AA'yı aradık. A haberin canlı yayın aracının acilen gelmesi gerektiğini söyledik. Bir muradımıza daha eriştik, içeriden yayını dışarı aktarmak. Düzce milletvekilimiz Ayşe bu arada Facetime'dan Meclis Başkanı'na yayın yaptırdı. Hangi TV olduğunu hatırlamıyorum ama yayın yaptırdı. Mecliste olduğumuzu, Meclisi açtırdığımızı hem Türkiye ile hem milletimizle paylaştı.

İlk nokta olarak TRT'nin alınması lazım geldi. Bu arada Ankara' da vatandaş grupları ‘Bizim ne yapmamız gerekiyor?’ diye bize soruyorlar. Ben onları TRT’ye sevk ettim.   Ardından TRT'den telefon geldi. Biz çok iyi bir noktadayız. Burayı alabiliriz eğer gelirseniz büyük moral olur. Hep beraber gireriz içeri. İyi bastırıyoruz şu an. Ben de Meclis Başkan'ımızın yanına gittim.

BEN TRT'YE GİDİYORUM BANA MÜSAADE EDİN

Hüseyin Kocabaş'la beraber İzmir Milletvekili. Hadi beraber gidelim dedi ki: ‘Sen bakansın, orada başına bir şey gelir. Milletin morali bozulur yani bu doğru olmayabilir.’ Dedim ki ‘TRT'yi buradaki hadise benim başıma bir şey gelmesinden daha önemli bir hadise stratejik olarak. Onun için gitmemiz gerekir.’ Sonra ben yürümeye başladım. Sonra arkamdan koştu. O da geldi. Meclis kapısının önüne çıktığımda üç kişi geliyordu. Cumhurbaşkanı Başvekili diğer iki Urfa milletvekiliydi. Sadece şu soruyu sordum: ‘İçinizde hanginizde silah var.’ Ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ‘Bende silah var.’ dedi. Üçümüz arabaya bindik ve TRT'ye yol aldık. Vatandaş sokaktaydı. Orada benim canım çıktı. Vatandaşla temas hâlindeydik. Dua edenler, ellerini semaya açanlar bambaşka bir tabloydu. Bir tanesi arabamızı durdurdu. Dedi ki: ‘Bu hainler arabanızın farını görebilirler. Ne olur arabanın farını söndürün.’ Kendini düşünmeyen, hemen karşısındakini düşünen işte milletimizin yüce bir anlayışı. İçeri girerken tedbirli girdik. Birkaç el atış açıldı yani acaba bir şey var mıdır diye. Orayı işgal edenler derdest edildiler ve herkes elinden geleni yapıyor. Sağ olsun vatandaşlar bizden önce oraya giden de vardı. İstiklal Marşı okunmaya başlandı büyük bir heyecanla. Çok güzel tablolardı. Milletin yerini millet ele aldı. Hiç duymadın sanıyorum orada o kadar şeye giderken ya da meclisten TRT'ye giderken oldu bu onu hatırlayamıyorum. Telefon geldi bana dedi ki 'Erol Olçok ölmüş.' Ben saliseler geçmeden cevap vermişim, bu cevabı da hatırlamıyorum. 'O şehit oldu üzülme.' demişti. Orada bizim içinde bulunduğumuz ruh hâli bambaşka. Darbecilerle yüz yüze gelmekten dolayı Cenâb-ı Allah'a şükrettiğimiz dakikalar oldu. Ses kodlarınız zaten o an ortaya çıkıyor. Hiç düşünmedim. Bunun sonu bizim açımızdan trajedi olur diye hiç düşünmedim ve bu bizim açımızdan derken şahsım açısından değil, burada açık alanda başımıza her şeyin gelebileceğini tahmin edebiliyoruz. Bundan da çekinmiyoruz. Ama esas olan başarıya ulaştırabilecekleri şeklinde zihnimde düşünce yok oluşmamış. Biz oradan çıktık. Meclise dönmek benim planım. Meclise gidiyoruz. Meclise gidince Abdülhamit'i aradık genel sekreterimizi. Ben geliyorum dedim TRT ile ilgili haberi verdim. Dedi ki biz sığınağa indik, senin oraya gelmene gerek yok dedi. Ne yapabiliriz diye karşılıklı mukayese ettik.

VE HÂLÂ İÇİMDE AHIMDIR

Başbakanlığa gitmemin daha doğru olduğuna karar verdik ve hâlâ içimde ahımdır. Bizim gitmemiz gereken yer Genelkurmay'dı. Aslında Genelkurmay'a gitmemiz lazımdı. Oradaki şeyi de biliyorum ama şöyle düşünüyorum yani Genelkurmay'da blokaj var, oradan hareket etme kabiliyetleri değil burada bizimkiler çoğaldıkça orayı alacaklardı. Daha ziyade Başbakanlığa gidelim ve genel durumu görelim. Aslında o da iyi oldu. Başbakanlığı gidince Numan Bey gelmişti. Tuğrul Bey oradaydı. Ve o arada telefon aldık, Halil İpek Amasya Milletvekili bir komşusunun önemli haberler vereceğini söyledi. Ben de aradım, aradığı yer mürtet. Kahramankazan'daki hava üssünün bulunduğu yeri. Bana bulunduğu yeri fotoğraf gibi anlattı. Bu gün bildiğimiz her şeyi ve ne yapabileceğini de anlattı. Dedi ki: ‘Genelkurmay Başkanı burada, Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri burada.’ Biz ilk kez orada öğrendik. Bu değerlendiriliyor ama helikopterler kalktı indi orada olabileceğini biliyoruz artık onu başka yere götüremezler, götürecekleri yer orası. Ve burada ne yapalım diye şey yaptı aslında şifreleri de verdi. Ankara'nın vurulmaması lazım. Sonra Kazan Belediye Başkanı ağlayarak aradı: ‘Bunlar tarıyor ve öldürüyorlar.’ dedi. ‘Ne olursunuz geri gelmeyin.’ diye yalvardı. Aklıma bir şey geldi. Orada buğday tarlaları var mı, bunları yakın ve bunu da ilk kez burada söylüyorum iki tane tanker bulun bu cengâver köyün üzerini içi de şey dolu olsun yakıt dolu bunları yakarak içeri girin. Yani bizim orayı durdurmamız lazım. Onu bulamamışlar. Ama tarlaların yakılmasını gerçekleştirdim, bu esnada oradan kaçanlar var. Kaçanlar için koordinasyon kuruluyor sürekli ve neticede ilk söyleyen enteresan bir şey söyledi. Pistin yakılması gerekiyor dedi. Ve en nihayetinde Başbakan talimatıyla onlar da gerçekleştiler ve orası bombalanınca onların hava üstünlüğü sona erdi.

GECENİN KIRILMA ÂNI

Bence pek çok kırılma ânı var ama bu çok önemli bir kırılma ânıydı. Oradan kalkmamalı demek zaten ciddi şekilde demoralize olmuşlardı.  Sadece hanım mı beni aradı ben mi onu aradım mı bilmiyorum ama Samsun'dan eve geldiğini öğrendim ve karşılıklı birbirimizle konuştuk. Bir işin ortasındaymış gibi konuştuk. Bir şey bitiyor bir tehdit geçirmişiz gibi değil böyle bir olay var ve karşı karşıyayız diye sonra babamı aradım ve babama bir darbe gerçekleştirildiğini, bizim Çankaya Köşkü'nde olduğumuzu ve bu darbeyi bastırmak için elden gelen her şeyin yapıldığını, rahat olması gerektiğini söyledim. Çünkü eski bir siyasetçi, bu mesele çok başından geçmiş insanlar. İlk önce ‘Yine mi darbe!’ gibi bir şey söyledi ‘Allah yardımcınız olsun.’ dedi. Helalleştik ve telefonu kapattık. Burada her fikre ihtiyaç var da iyi izler onun da bilmesi gerektiğinin önemli olduğunu bir şekilde helalleşmenin lazım geldiğini düşündük. Onun dışında inanın sadece meselemiz bu hainlerin, bu hayvanların daha aşağı bin dürtüyle hareket eden bir bu insanlık dışı varlıkların nasıl durdurulabileceğine yönelikti. Başka bir şey düşünmedim ama Cumhurbaşkanı'nın Marmaris'te olması o sürecin bizi en çok etkileyen olaylardan bir tanesiydi. Çok etkili belki hayır olur bilemiyorum ama orada yalnız başına bulunması daha doğrusu. Muhakkak Berat Bey, Hasan Bey birlikteydi. Arkadaşlar birlikteydi ama o küme orada yalnızdı. O bizi etkiledi. Ta ki İstanbul Havaalanı'na inene kadar çok endişe yaşadık. İnanın çok endişe yaşadık ama Allah'a hamdolsun bu endişelerin hiçbiri gerçeğe dönmedi. Öyle bir durum ki her an daha iyi bir noktaya geldiğimiz, sürekli mesafe kazandığımız darbe sürecinin içinde her bir vatandaş gibi üzerimize düşen görevimizi yapmaya çalıştık.

ŞEHİT SEDAT’I ANLATIRKEN GÖZYAŞLARINI TUTAMADI 

Zannediyorum Trabzon'da konuştuk Sedat’la veyahut beni telefonla aradı. ‘Hastayım, tedaviye ihtiyacım var.’ dedi. Biz de Sedat'ı Ankara'ya aldırdık. Burada gerek özel kalem danışmanlar vasıtasıyla Sedat'a hastanede yer bulduk. Sedat tedavi ediliyor, o esnada doktor bir iki gün daha kalman lazım aslında dönmesi gerek tekrar tedaviye girecek Sedat'ın zor bir hastalığı vardı. Amcasının oğluyla Kızılay'da dolaşıyorlar. O sırada telefonla mesaj geliyor. Biz teşkilattan mesaj attığınız doğru olacağını düşünerek mesaj atmıştık. İlk teşkilatlarda buluşuldu.  Sedat da yanındaki akrabasına partinin üyesi ben bunu da bilmiyorum. ‘Ben teşkilata gidiyorum.’ dedi. Ayrılmışlar Sedat giderken şehit olmuş, Cenâb-ı Allah’ın takdiri, hepsinin gözleri doldu. Hepimiz için olacaktı. Tabii biz öyle biliyoruz neyle karşı karşıya kaldığını bilmiyoruz. Allah rahmet eylesin, Allah sevdikleri ile cennette buluştursun inşallah. 

ARKASINDA KİM VAR BİLİYOR MUSUNUZ?

Tabii arkasında kim var biliyoruz. Bunda endişemiz yok. Nasıl bir operasyon olduğunu da biliyoruz ama içerideki çok karmaşık çok kompleks bir sistem FETÖ'yü koordine edenler çok karmaşık yapı... Bu kadar yakın bir zamanda darbe yaşadıktan sonra elbette akılların tereddütte olması doğal. Yüzde yüz bu tehlike geçti dediğim andan itibaren bana söylenecek şey 'Sen 14 Temmuz’da böyle bir şey düşünüyor muydun?' diye sorarlar. Bu makul soru olur. Ama şunu söyleyeyim, biz 15 Temmuz'da esas yapacaklarımızı yapamadık. Bu çok net. Bize o fırsatı verirler mi bilmiyorum yani şu bir daha böyle bir şeye kalkışırlarsa biz o fırsatı almış oluruz bu net. FETÖ'nün böyle bir yetkinliği yok. Bu kabiliyeti söz konusu değil. Recep Tayyip Erdoğan'ı uçuruma sürükleyecek kabiliyeti söz konusu değil. Ama darbenin arkasında esas oyunu kuran unsurlar burada devam ettirmek isteyebilirler. Biz açık verirsek devam etmek isteyebilirler ama biz açık vermeyiz. Aziz milletimiz müsterih olsun. Biz 15 Temmuz'u hayatımız boyunca nasıl yapıldığını anlatmaya çalışıyoruz. Ama 15 Temmuz'un ana dili tarihinde hangi kırılmayı oluşturduğunu bizden sonraki nesiller tanımlayacak bu büyük bir olaydır. Bu milletin kırılma anıdır. Bu milletin aslında özgüvenli nasıl kendisini yürütebileceği gecesidir sabahıdır. 15 Temmuz bizim millet olma felsefemizin en önemli yoğrulduğu günlerden biridir. Bu karakter inşallah Türkiye'yi muhafaza edecek karakterlerden biridir. Allah milletimizden razı olsun."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner29