banner114

2000 yıl önce şişeleri meşhurdu. Şimdi ise dizileri…

Bir Litre Gözyaşı… Cennetin Gözyaşları… Ve daha niceleri…

Sayelerinde ekranlar ağlama duvarına döndü.

***

İnsan elbette ot değil, böcek değil. Ağlayabilen tek canlı…

Ağlamak dediğimiz şey de gözyaşı...

Her ne kadar modern dönemde unutulduğu söylense…

Özellikle erkekler için bir zaaf gibi gösterilse de…

Gülmek kadar hayatın bir parçası…

***

Gözyaşı…

Acıların ve mutlulukların gözlerimize bıraktığı inci taneleri…

Bazen bir ölünün ardından… Bazen uzaklara gidenlerin… Bazen de sevgililer için dökülüyor.

Mademki bu kadar değerliler, o zaman çok zarif küçük şişelerde saklanmalı.

Bugün, defineciler için teselli ikramiyesi yerine geçen şişeleri müzelerde görebiliyoruz.

Yarışmalardan bulmacalardan öğreniyoruz.

Bir zamanlar öyle elimizin tersiyle silinip atılmıyordu gözyaşı. Ya da bir mendille…

Ceplerde her daim bir şişe taşınırdı çünkü ne zaman döküleceği belli olmaz incilerin.

***

İyi de niçin bu aralar sürekli aynı coğrafya kan ağlıyor?

Uydurulan onca bahane yetmiyormuş gibi her gün yenileri ortaya atılıyor.

Gözyaşı şişeleri daha çok Roma Dönemi’ni yansıtıyor ve Anadolu’da yaygın.

Gözyaşı Medeniyeti’nden geliyoruz diye reva mı bize?

Hani bilsek ki beş yıl sonra acılar son bulacak, on yıl sonra, dişimizi sıkar bekleriz.

***

Manisa’da kayası bile var: Ağlayan Kaya.

Mitolojide, üzüntüsünden taş kesilen Niobe’yi anlatıyor.

Vücudundaki tek canlılık belirtisi, yaş döken gözleri.

Boşuna, “gözler, kalbin aynasıdır” demiyorlar.

***

Araçların silecek camları için gereken ‘silecek suyu’na benzetiliyor gözyaşı.

İnsan için fizyolojik bir süreç. Hissettiğimiz acıyı azaltan doğal sakinleştirici gibi…

Gözlerimizi koruyor, bakterileri öldürüyor ve bizleri sağlıklı tutmaya çalışıyor.

Vücudumuz yeteri kadar üretemiyorsa eczacılar sağ olsun.

Yapay gözyaşı damlası üretmişler.

Kadınların gözyaşı kanalları farklı olduğundan daha kolay ağladıkları biliniyor.

Yapılan araştırmalar, kadınların erkeklerden dört kat fazla ağladıklarını gösteriyor.

Erkekler yılda ortalama 17 kez ağlarken, kadınlar 64 kez ağlıyormuş.

***

Göz kapaklarımızın altı sürekli nemli olmalı.

Hastalık aşaması hariç en bilineni duygusal gözyaşı…

Gözyaşı döktükleri görülse de hayvanlarınki ‘ağlama’ sayılmıyor.

***

Dünyaya geldiğimizde eğer ağlıyorsak yaşadığımız anlaşılıyor.

Büyürken, tüm isteklerimizi ağlayarak kabul ettiriyoruz.

Gün geliyor, uluorta ağlamayı bırakıyor, gerçek gözyaşıyla tanışıyoruz.

Üzüntü ve aşk kadar mutluluk da gözyaşı döktürebiliyor.

Gözyaşı ile demiri bile eritebilirsiniz” diyor Ovidius.

Mevsim de Sonbahar olunca…

Bazen abartıyoruz; üzülüyoruz ağlıyoruz, mutlu oluyoruz ağlıyoruz. 

İlk çürüyen organımızın göz olması boşuna değil.

Kim bilir, belki de dünyanın gözyaşını döküyoruz.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108