Gönül kırma makinesi

Taş kırma makinesini biliyorduk.

Fındık ve ceviz kırma…

Plastik, odun, yem, tel, buz, yumurta, kömür, fıstık, kayısı çekirdeği ve cam kırma…

Liste uzayıp gidebilir ve her geçen gün yeni “kırma” makineleri de eklenebilir ama “gönül kırma makinesi”nin de icat edildiği hiç kimsenin aklına gelmezdi.

Biz.

 El ve dil verildiğinden beri faaliyetteyiz. Kime güveniyoruz ve gücümüzü nereden alıyoruz? Hiçbir kutsal kitap ruhumuza fısıldamaz böyle yapmamızı…

Hiçbir anne baba öğütlemez…

Öğretmen yönlendirmez…

İyi de nedir bu halimiz?

 Kır kır nereye kadar?

Gönül kırma makinesi olup çıktık sonunda…

Aslında kendimize bir “dur” dememiz gerekmiyor mu?

Aynaya baktığımızda gördüğümüz başka biri mi yoksa?

Muhasebenin en zorunu yapmak için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Karşımızda kim varsa onlar da kendimiz gibi (!) mutsuz olsunlar diye çırpınıyoruz.

Sahte bir tebessüm siniyor yüzümüze, sesimiz vahşi bir coğrafyadan yankılanıyor gibi…

İşin ilginç yanı hiç kimse bize gerçeği söyleyemiyor, söylemeye çalışsa bile duymuyoruz. Kırdıkça kırdıkça daha bir bütünleşiyoruz ve doyamıyoruz kırmaya…

Hani Yunus’un dediği gibi ‘hepsinden iyice, bir gönüle girmekti…’     

Ne oldu bize?

‘Huzursuz Bacak Sendromu’ gibi bir şeydir yakalandığımız…

Gönül Kırma Sendromu…’

Gönlümüz kırıldığında yaşadığımız acı, huzursuz bacak sendromundan daha beter olmalı...

Uyku tutmaz gözlerimizi, başımızı yastığa koyduğumuzda kırıktan kaynaklanan ince sızı tüm bedenimizi sarar ve en büyük makama şikâyet ederiz sessizce.

İnsan insanın kurdudur’ diyen Thomas Hobbes’u haklı çıkarmak için varımızı yoğumuzu ortaya koyuyoruz.

Gücümüzü korumak için her şeyi yapmaya başladığımızda yavaş yavaş bir canavara dönüşüyoruz ve kendimizi tanıyamıyoruz.

 “Bu ben miyim?” 

 “Evet, o canavar sensin, mutsuzluktan beslenen ve ‘huzursuz bacak sendromu’na  huzursuz adam sendromunu ekleyen…

J.J.Rousseau'ya göre insan özünde iyi ve ahlâklı bir varlık...

Onu mutsuz eden de toplumsal hayat…

Toplum dışında kendimizi bir “hiç” olarak düşündüğümüzde daha da saldırgan hale gelebiliyoruz çünkü yalnız kalmaktan korkuyoruz.

O, sert mizaçlı, gülmeyi unutmuş insanların emekli olduklarında sergiledikleri tavrı bir düşünelim.

Gönül kırma makinelerini…

Hal hatır soranlar, kapılarını çalanlar olacak mı? 

Ya da görünce yolunuzu mu değiştireceksiniz, adı geçtiğinde yüzünüzü mü ekşiteceksiniz?

Sorun değil” diyenler de olabilir, yaşadıklarımızdan öğrendiklerimizle yolumuza devam edebiliriz…

Neyin var?”

Gönül kırma saatim geldi.” 

Kır o zaman” diye bir komut almışçasına süreç başlıyor.

Biri, daha çok geceleri ortaya çıkarken diğeri zaman ve mekân dinlemiyor ama gündüzü sevdiği konusunda hemfikiriz.

İş hayatını…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hatice Altun 1 ay önce

Bu kadar güzel bir anlatımla gönül kırıklarımı aklıma getirdiniz. Maalesef insanlar nankör ve hazımsız. Kendisine iyilik yapanları bırak kırmayı gönlünü un ufak edip insanlara küstürüyorlar.Bu güzel yazınız gönül kıran insanlara ışık olsun kaleminize sağlık

Avatar
Fatma 1 ay önce

Nekadar güzel yorumlamissin ellerine yüegine saglik hayatim boyunca hep kirildim artik kimsenin beni kirmasina müsade etmiyorum yeterince kirmislar

Avatar
Musa SARICAOĞLU 1 ay önce

Maalesef günümüzün bulaşıcı hastalığı. Birbirine baka baka kim taha fazla kıracak...
Guzel ve guncel bir yazı olmuş.
Kalemine sağlık.
Selamlar...

banner35

banner37