90’lı yıllardı, öğretmenliğimin ilk on yılı dolmak üzereydi; kendime güvenim tamdı. Öğrencilerimle arkadaş gibiydik; beraber güler,beraber sinirlenir beraber ağlardık.Onları çok iyi tanıyordum.Yaşları 16-18’ di ama düşünceleri benden geri değildi bilâkis bazen benden daha iyi buluşları oluyordu.Duvar gazetesi çıkardık, her şeyi onlar yaptı,ben sadece moral verdim: “Yapabilirsiniz, siz çok zekisiniz.” dedim.Lisenin ilk dergisini çıkardık,ön vererek onlara.

Hiç unutmuyorum, liseye geldiğimde stajyerliğim yeni teklif edilmişti.Bana 10 Kasım programını verdiler. İlkti benim için, neler yapılmıştı yönetmeliğe göre ne yapılmalıydı, bilmiyordum. Kendimce bir program yaptım. Atatürk’ün Lider Kişiliği konulu bir konuşmayı başa koydum ve bunu bir öğrenciye verdim. Şiirler, oratoryo diye devam eden program dosyasını idareye verdim. “Olmaz!” dedi her şeyi en iyi kendisinin bildiğini sanan müdür,”Öğrenci yapamaz! İnkılâp Tarihi öğretmeni yaptı bugüne kadar yine o yapacak”.  Baktım diğer yandaşları da aynı telden çalıyor. “Bu çocuklar şimdi konuşmayacak da ne zaman konuşacak? Küçüksün anlamazsın dedik, büyüyünce de sen konuşmayı bilmiyorsun diyeceğiz.Hatta seni okutan öğretmene yuh olsun, diye de hakaret edeceğiz. Yok dedim ben öğretmenim  bu konuşmayı yaparım ama önemli olan öğrenciye yaptırabilmek, mesele budur dedim.İtiraz etmediler ve bir kuralı değiştirdim,bir ilki gerçekleştirdim. 16 yaşındaki çocuğun konuşması çok beğenildi, tebrik etti arkadaşlar. 

Akçaabat’ta ilk açıkoturumu öğretmenler değil öğrenciler gerçekleştirdik. Öğretmenler daha sonra iki okul birleşerek bunu başarabildi.Hatta Anadolu lisesinde öğretmenlerle bu ilki gerçekleştirmek istedik ama olmadı, teslim olmak olmadığından inancımızda bunu öğrencilerle başardık.

Demem o ki gençler yetişkinlerden çok daha başarılı, çok daha gayretli ve de samimi.Öyleyse onlara görev verelim.

Bu arada  bu fakiri edebiyat öğretmeni yapan, ona ilk okul 2. sınıfta cemaate metin okutup anlattıran okuma yazması olmayan yaşlı Hüseyin Amcayı rahmetle anmak istiyorum.

Ey Türk gençliği diye seslenerek  Türk istiklâlini ve Cumhuriyetini gençlere emanet eden Mustafa Kemal’e  bu düşünceyi 15 yaşında okulu, oyunu bırakıp Çanakkale cephesine koşan gençler ilham etmişti.

15 Temmuzda gece selâlar okunduğunda köy meydanlarında toplanıp tanklar önünde barikat yapan gençler   bu doğruyu bir kez daha ispatlamamış mıydı?

 12 yaşında iken ülkesinin zor durumda olduğunu fark edip  babasını göreve çağıran, ardından yüzyıllarca fethedilemeyen İstanbul’u fethedip çağ açıp kapatan   Fatih Sultan Muhammed Han da bir genç değil miydi?

En son, en mütekâmil dinin tebliğ edicisi Hz.Muhammed (SAS) bize bu konuda en güzel örneği ,Suriye’ye gönderdiği orduya komutan olarak 18 yaşındaki Üsâme b. Zeyd’i göndererek vermemiş mi?

Geleceğimizi, gönül rahatlığı içinde bırakacağımız gençlere bugünden güvenimizi gösterirsek, onlar daha çok çalışacak ve ülkemizi daha  müreffeh hâle getireceklerdir.

Gözümüzün arkada kalmaması için gençlere de bir yol açalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Usta 7 ay önce

Gençler canımızın içidir,elbette onlara yol vermeliyiz