Uzun süre çözüme kavuşmayan, sonuçlanmayan konular için Türkçemizde güzel bir deyim vardır. “Yılan hikâyesine döndü” deriz. Şu Kıbrıs meselesi tam bir yılan hikâyesi… Türkiye’nin AB’ne girme hikâyesine gelince o hikâye olmaktan çıktı; tam bir satranç oyunu!

Birliktelik, ortaklık aldatma ve oyunlarla kurulabilir mi? Kıbrıs’ın tek taraflı olarak AB’ne alınmasıyla yılan hikâyesi ve satranç oyunu öylesine iç içe girdi ki işler “Arap saçına” döndü. Taraflar masaya bilmem kaç yüzüncü kez oturmaktan ve bir arpa boyu mesafe alamadan kalkmaktan ruh hastası oldular; birer hırçın adama dönüştüler. Bundan bir önceki görüşmede Rum tarafının sinirli bir şekilde masayı terk etmesi bunun bir örneğidir.

1974’ten bugüne 43 yıl geçti. O savaş yıllarında doğan Kıbrıslı bebekler şimdi 43 yaşında. Konuyu yaşayarak bilenlerden değil, okuyarak öğrenenlerden… O korkunç katliam yıllarını yaşayanların çoğu zaten ölmüş durumdalar. Sorunun çözümü bu yeni kuşak neslin çalışmalarıyla olacak. Temennimiz odur ki bir yorgunluk, bir bıkkınlık veya bilinç zayıflamasıyla tarihi bir hataya düşülmez.

Yeryüzünde çözümü için kırk yıl masaya oturulan ve anlaşama sağlanmadan o masadan kalkılan başka bir görüşme var mıdır bilemiyorum ama şunu biliyorum: Kıbrıs görüşmeleri bundan böyle dostlar alış verişte görsün diye atılan nafile turlarla sürdürülemeyecektir.

Herkes birbirinden veremeyeceklerini istemektedir. Maraş’ın tarafların kullanımına kapalı olması dışında aslında adada herkes fiili olarak sınırlarını belirlemiş durumdalar. Anlaşma için Rum tarafı Türkleri yok sayarcasına adanın tamamını,  Türk tarafı ise yaklaşık yarısını istiyor. ( Önerilen: %29)

Türkler tamamını veremez ama Rumlar yarısını verebilir. Verir de arkasında AB güvencesi ve yerine göre AB kozu olmasa... Güvencesi diyorum; çünkü ada tek taraflı olarak AB’ne alınarak Türklerin müdahalesine karşı güvenceye alınmış oldu. Zira bir müdahale gerektiğinde AB sınırlarına müdahale edilmiş olunacağından Tüm Avrupa Türkiye’nin karşısına dikileceği için Rum tarafı bunun avantajı ile rahat hareket ediyor. Yine aynı gerekçe ile “Türk Askeri Avrupa toprağında bulunamaz, Türkler adadan askerlerini çekmelidir” diyor.

1699 Karlofça Antlaşması ile toprak büyümesi durdurulan Türklerin Anadolu’ya hapsedilmesinden sonra, 1974 Kıbrıs çıkarması ile ortaya çıkan ilk açılım ve büyüme eğilimi fikrini ve cesaretini Türk Gençliğine vermek istemeyen Avrupa, 45 yıldır Kıbrıs’ta yılan hikâyelerini yazmakta ve oynatmaktadır. Bu hikâyenin bir oyalama olduğunu ve Avrupa’nın kendi elleri ve yerli işbirlikçileri ile kurup Türkiye’ye karşı kullandığı ASALA, PKK, FETÖ DHKP-C, TKPM-L, DAEŞ, PYD gibi terör örgütleriyle ülkeyi zayıf düşürerek diz çöktürmek ve bir türlü elde edemedikleri zayıflığın acziyeti ile Kıbrıs’taki bu anlaşmayı imzalatmak istemektedir.

Yaptıkları plana göre ya Kıbrıs’taki iddia ve taleplerimizden vazgeçmemiz gerekiyor, ya da AB hikâyesinden vazgeçmemiz gerekiyor. İşi satrançtaki şah ya da vezir noktasına getirdiler. Bilindiği gibi AB yeni bir ülkeyi üyeliğe oy birliği ile kabul ediyor. Türkiye AB’ye üye edilecek olsa, Kıbrıs Rum kesimi istediği tavizleri almadan Türkiye’nin üyeliği için olumlu oy kullanmayacaktır. O zaman Türkiye AB’ye nasıl girecektir? Yani ya Kıbrıs, ya AB…  Ya şah ya da vezir! İkisi beraber asla!

Yılan hikâyesinin sonu nasıl bitiyordu hatırlayalım: “Bende evlât acısı varken, sende kuyruk yarası varken bizden birbirimize dost olmaz!”                          

Çözüm zor, yol uzun görünüyor…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.