“Ev hanımlığı” , “annelik” ve “aile”  kurumu son yıllarda büyük zararlar görüyor. Artık çoğu genç hanımlar; evlenme talepleri karşısında “Erkek kahrı mı çekeceğim?” diyerek evliliği, “Ben yemek yapıp, çocuk mu bakacağım?”diyerek ev hanımlığını istemiyor; dışarıda ve eşten bağımsız olmayı tercih ediyor, “yuvanın sahibi dişi kuştur, yuvayı dişi kuş yapar” anlayışından uzaklaşıyorlar.

Evli olanlar ise dışarıda çalışmanın verdiği yorgunluk ve iş yükü nedeniyle aile yuvasının gerektirdiği iş ve işlemler için; “hem dışarıda, hem içeride ben mi çalışacağım? Diyerek içine düştüğü durumu özetlemektedirler. Haksız da sayılmazlar! Öte yanda aile olmanın gerektirdiği annelik fonksiyonunu yerine getirmesi ve ailenin bir sevgi yuvası olması gerektiğini düşündüğümüzde ciddi bir sorunla karşı karşıyayız demektir.

Ortaya çıkan bu gerçekliği sorularla açarsak; çocuğa kim bakacak? Bir başka bayan… Üstelik anne olmayan, çocuğun istediği sevgi ve şefkati veremeyen bir yabancı bayan! Yemeği kim yapacak? Hizmetçi… O da diğer bir bayan, ya da bakıcı bayan… Eve ait olmayan bayan! Temizlik ve düzeni kim yapacak? Temizlikçi, o da bir başka bayan…

Ya ödemeler? Çalışan bayanın veya eşinin kazandığından verilecek…  Ekonomik midir? Belki yüksek kazanç sahibi eşler için sorun teşkil etmeyebilir ama bunun oranı yüzde beşi geçmez. Öte yandan aile ortamı sıcaklığı feda edilmiş olur.

Kadınların çalışmasına karşı çıkan bir yazı mı diye tansiyon düzeni bozulanlar varsa sakin olsunlar; hayır, konu bu değil! Konu Türk aile yapısının yok olmak üzere can çekiştiği gerçeğine dikkat çekmektir. Aile ve sosyal politikalar bakanlığınca meseleye çoğunlukla kadının sorunları açısından yaklaşılmasını eksik buluyor, ailenin bütünlük içinde, sevgi ve mutluluk yuvası olması için nelerin yapılması gerektiği üzerinde çalışmalar yapılması gerektiğine inanıyoruz.

“Ana”lık doğurganlık değil, aynı zamanda bir sosyal kurumdur. Bu kurumun yaşatılması teşvik edilerek değerli ve tercih edilir noktaya taşınması, eski fonksiyonuna, eski özelliğine kavuşturulması gerekir ki her evde bir “ana” olsun. Eşler kavgalı olmasın, analar sığınma evinde olmasın, karı koca mahkeme koridorlarında nafaka peşinde, çocuklar ayakaltında gözü yaşlı, yüreği parçalı olmasın! Yarın karşımıza yeni sorunlarla çıkmasın!

Evde ana kalmayınca nesiller televizyonun ve internetin emzirip büyüttüğü ruhsuz, kimliksiz ve merhametsiz nesiller olarak yetişmekte, toplumsal ve insani değerlerden uzaklaşmaktadır.
Öte yandan evliliğin pahalılaştığı, nikâhsız birlikteliğin ucuzladığı sosyo-ekonomik ortamda genç nesillerin gayri meşru yollara yönelmesi kaçınılmazdır. Adeta zinanın kolaylaştırıp evliliğin zorlaştırıldığı gerçeği karşısında nesiller, flörtün, ahlaksızlığın pençesinde eriyip gitmektedirler.

Bu nedenlerle evliliğin kolaylaştırıldığı, desteklendiği, gayri meşru yolların eğitim yoluyla kapatıldığı bir konsept ile konuyu ele alan projeler yapılması ve uygulanması gerektiğini şiddetle tavsiye ediyoruz.

Gidişata bakılınca görülmektedir ki kurulan yuvaların ömrünün iki yıl, hatta daha kısa sürdüğü, evliliklerin yürütülemediği, boşanma istatistik verilerinin evlenme verilerine yaklaştığı ülkemizde, nafaka kanunlarıyla, pozitif ayrımcılıkla aileye darbe üstüne darbe vurulmakta, toplumun çekirdeği çürüyüp gitmektedir! 

Nafakanın ömür boyu mu, kısa vadeli mi olmasını tartıştığımız şu sıralarda kimse de demiyor ki “bu noktaya nasıl geldik?”

Ev hanımı olan bayanlara asgari ücret üzerinden ödeme yapılmalıdır. Çünkü onlar geleceğimizi inşa eden ağır işçilerdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108