Türbenin girişinde kitabede bilgi veriliyordu: “  Erzurumluların gönlünü Hz. Peygambere bağlayan öncülerden; Hz. Peygamberin getirdiği son ilahi mesajı Anadolu topraklarına taşıyan kutlu ordunun sancaktarlarından…  651 yılında  Habip bin Mesleme komutasındaki orduyla Erzurum’a gelen Sahabelerdendir.”

Türbenin önünde  ortalarında genç biri oturan  iki yaşlıdan soldaki  seslendi: “Gardaş, gel bakalım orayı yazdın bir de ben anlatayım.” Oldum olası halkı en iyi kaynak, onun  sözlerini en iyi belge kabul etmişimdir. Menkıbedir anlattıkları ama mesele o zatların halkta bıraktığı izse o zaman onları dinlemelidir. İki üç adımda yanlarındayım, ayağa kalkıp buyur ettiler. Oturdum çağrıyı yapanın yanına. Mübarek  başladı, girizgâhsız konuşmasına:  “Peygamber'in   Ordusu  Erzurum'u fethederken, yoğun çatışmalarda askerlerden birinin  başı bir düşman kılıcı ile bedeninden ayrılır ve yere düşer. Kellesini koltuğuna alan asker  elinde bulunan İs­lam'ın Sancağını Palandöken'in en yüce noktasına dik­mek üzere dağa tepeye doğru koşmaya başlar. Orada  bulunan çobanlar korkudan donakalırlar. Bir tanesi dayanamayıp; “Aman Allah’ım kafası koltuğunda hâlâ koşuyor!” diye bağırır. Tam bu anda sır ortaya çıktığından  asker  olduğu yere düşer, kalır.  İşte o asker, ordunun bayraktarı Abdurrahman Gazi Hazretleridir.” Bir diğeri ekledi, “Hacı” dedi, “Hz .Ebu Bekir’in oğlu olduğunu söylemedin.” Bilgilere kulak veren, tesettürlü, öğrenci görünümlü genç bir hanım, hafifçe bir nida ile :” Bu mezarın  yerini İbrahim Hakkı hazretleri rüyasında gördü, gündüz geldi burayı gösterdi.” deyince, düzgün, kısa sakallı abi,”Yaşa be kızım, Allah anan babandan, hocalarından  razı olsun,”deyiverdi. Vedalaşırken hiç konuşmayan nur yüzlü adam, askerin başını koltuğuna aldığı yeri tarif etti.Büyük bir merakla oraya yöneldik… Arabayı  boşa alıp indi kaptanımız. Bir de ne görelim araba yavaş yavaş hareket etmeye başladı; 200 m kadar gittik;şaşkınlıkla olayı seyrettik. Ha bir de söyleyeyim direksiyonu hiç oynatmadım, oynamadı ki!...

Erzurum’a önce lise mezunu iken TRT’nin yapımcı sınavı için, imamlık yaparken  oğlumu askeri hastaneye götürmem vesilesiyle ve son olarak öğretmenken bir aile dostumun çocuğunu üniversiteye kayıt amacıyla olmak üzere  üç kere geldiğim hâlde bu sahabeden haberim yoktu, çok üzüldüm; bunu bilmeliydim hem nasıl olur da kimseden duymamıştım…

Ailece günübirlik ziyaretti bizimki. Önce şehir içinde çifte minareli medreseyi ziyaret etmiştik. O civardaki diğer tarihi eserlere de  dakikalı süreler kadar uğramıştık. Amasyalı bir abi, medreseden çıkarken bizi bilgilendirdi bu zatla. “Hem dedi türbenin aşağısında piknik yerleri var, orada dinlenirsiniz.”

Torunlar da olunca hâliyle şehir turu bitince önce dinlenmeye zamanımızı verdik. Küçük Sare, oyun parkında ablasıyla oynadı, her zaman olduğu gibi özellikle dedesinin nezaretinde. Kaydıraktan kaydık, zincirle sallandık, tahtırevallide birbirimizi gayet adil tartık! Vakit geçti, e sabah torunların uyanmasını bekledik, biri asansörde kaldı derken zaten 14.teydik mübarekler diyarında. Ha bir de Kop geçidi vardı, oradan geçmek yalnızca bir fatihayla mümkün değildi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner108