Bu gün ülkeler, toplumlar, şirketler ve insanlar arasındaki mücadele daha çok ekonomik güç üzerinden sahneye konmakta ve oynanmaktadır. Ekonomisi güçlü olanlar çoğu zaman etkin olmaktadır.

Ekonomik gücü belirleyen unsur, kişi, şirket veya ülkenin üretim ve ürettiklerini pazarlama becerisidir. Üretim çok zor bir süreçtir. Bir şeyi yapmayı içerdiği için onun lazımı olan bütün unsurları uygun bir şekilde bir araya getirmek zorunluluğu vardır. İlgili faktörleri bir araya getirmek de yetmemektedir. Bunları bir araya getirme zamanlaması, miktarları da önemlidir.

Üretim aynı zamanda bir dönüştürme sürecidir. Ağacı tahtaya, buğdayı una, unu ekmeğe, petrolü plastiğe, demiri uçağa dönüştürmek gibi…. Dönüşüm, hem dönüşümü tasarlayacak, hem de uygun teknolojiyi geliştirecek,  bilgi ve yetenek ister. İşin başka bir zor tarafı da budur. Aklımızda, hayalimizde,  kağıt üstünde bir çok şeyi kolayca dönüştüreceğimizi ifade etmemiz, bu işlerin kolay yapıldığını bize göstermez.

Üretim faktörlerini bir araya getirip, dönüştürerek ürettiğimiz mal ve hizmetlerin bize ekonomik güç kazandırabilmesi için bu mal ve hizmetlerin taliplerini bulma riski daha büyüktür. Talipler bulunsa bile maliyetlerin üstünde, firmayı güldürecek fiyat ve teslim şartları almak ayrı bir zorluktur.

Görülüyor ki rızkını temin etmek aslanın ağzından girmek gibi görünüyor. Üretmek için, üretim faktörlerini bir araya getirme, üretimi dönüşüm yaparak gerçekleştirme, pazar bulma ve pazarda iyi şartlarda ürünleri satmanın birçok zorluğu ve riskleri bulunmaktadır.

Bu kadar zorluğu ve riski kim göze alabilir? Kim üstesinden gelebilir? Hangi babayiğit? İsterseniz bu sorunun cevaplarını hepimizin çok sevdiği gibi seçenekli verelim.

a. Ailesinden, babasından, kardeşlerinden, mahalleden geçinenler /b. Çalışıyor görünmesi rağmen üretime katkısı olmayan gizli işsizler /c. Sadece çalışıyor görünmek için en alt düzeyde iş yapanlar /d. Sağlam olmasına rağmen değişik adlar altında sosyal yardım alanlar /e. Özel şartlarda verilen kredi veya teşvikleri alanlar /f. Devlete anahtar uydurmak isteyenler. Galiba olması gerekenden daha fazla şık oldu, gerçi daha bir çok seçenek daha vardı ama onlar kalsın.

Yanlış anlaşılmasın bütün bu seçenekler bedenen, aklen ve ruhen sağlam ve çalışma gücüne sahip olanlar içindir. Yoksa toplumun zayıf kesimleri topluma Allah tarafından verilmiş emanetler ve imtihan vesileleridir.

Doğru cevabı şıklar arasında bulabilen var mı? Yok mu? Peki o zaman kim ekonomiyi kurtarır?

Belki de cevap şıklarında bunlardan biri olmalıydı.  “İnsan için çalıştığından başkası olmadığını” bilenler. “Ne kadar ekmek, o kadar köfte” özdeyişindekiler. “Hak edilmiş lokma yemenin lezzetini tadanlar.” “Alın ve akıl terinin kutsallığını” anlayanlar. “Meşru bir şekilde çocuklarının rızkı için çalışmayı ibadet” görenler gibi…

Batı dünyasında Max Weber üretici olmak ile ahlak arasındaki bağı kurarak bizlere üretici insan tipinin üretime yönelik ahlaki bir alt yapısı olması gerektiğini göstermiştir. Aslında bizim inanç ve kültürümüzde yukarda saydığımızdan çok daha ileri bir şekilde üretici olmakla inanç ve ahlak değerlerimiz arasında ilişki kurulmuştur.

Üretici olabilmek için, öncelikle insanımızdaki içsel mekanizmayı harekete geçirmeliyiz. Çünkü dünyadaki el yapımı olan her şey insanın iç dinamiklerinin bir yansımasıdır. Üzeri külle örtülmüş olan üretmek ateşini korlayıp,  insanımızın yüreğine düşürmemiz gerekir. İçimizden gelen bir arzu, bir coşku ile üretmekteki lezzeti akılara ve kalplere tattırmamız gerekir. Gerçek hayatta kendi ayakları üzerinde durabilen, düşse de kendisi kalkabilenler, kendi emeğini kendine rızık edinenler... gerekir. Üretim toplumu için politika ve kararlarımızı öncelikle bu ahlaki dinamikler üzerinden tanımlamalıyız. İşte o zaman üretimi artırmak için yapacağımız teşvik ve sübvansiyonlar anlam kazanır.  Aksi durumda verilen teşviklerin etkili olmadığı, orta ve uzun vadede veriliş amacına uygun kullanma oranına bakıldığında anlaşılacaktır.

Soruyu tekrarlarken şıklara yeni bir seçenek ekliyorum.  “İnsan için çalıştığından başkası yoktur” anlayışı ile içine kor düşen girişimci ve çalışanlar. Galiba doğru cevap….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner3