banner114

Eylül ayı ülkemizde eğitim-öğretimin başladığı aydır. İnsanlık tarihi boyuncu, güvenlik, adalet, ekonomi, eğitim ve sağlık her zaman önemli konular olmuştur. Bu sorunların dile getirilmesi ve çözüm aranmasına devam edilmesi varlığımızın devamının bir gerekçesidir.

İnsan dünyaya diğer canlıların aksine kendi yaşam şartları ve bilgilerini bilmeden gelir. Örneğin hayvanlar dünyaya geldikleri gibi çok kısa bir sürede yaşamaları için gerekli bilgi ve becerilere sahip olduklarını gösterirler. Mesela dünyaya gelen balık yüzmeye hemen başlar, kuş çok kısa bir süre sonra uçar. Ama insanın yürümesi ayları, konuşması yılları, iyi ile kötüyü ayırt etmesi ise bütün bir ömrünü alır. Onun için eğitim insan için kaçınılmazdır. İnsan hem varlığını, hem de çevresindeki varlıkları ve ruhundaki manayı öğrenmeye, anlamaya, kavramaya ve idrak etmeye ihtiyaç duyar. İnsanın ihtiyacı hem öğrenmek, hem yapabilmek, hem de ifade edebilmektir.

   Bu ihtiyacın formüle edilmiş adı, eğitim ve öğretimdir. Öğretim; bilgilendirmek, bilir hale getirmek, eğitim; davranış değişikliği sağlamak, yapabilir hale getirmek olarak kısaca ifade edilebilir.

Bizim sistemimiz daha çok öğretmek hedefi üzerine yoğunlaşmış görülmektedir. Öğrenme adayı olan çocuk ve gençlerimizi sınıflara ayırıp, kapalı mekânlar içerisine topluyoruz.   Bir slayt perdesine veya akıllı tahtaya yansıttığımız bilgi ve görüntüleri paylaşıyoruz. Bu öğrencilerimiz burada bir şeyleri duyuyorlar, hafızası güçlü olanların aklında bir şeyler kalıyor, sınav öncesi notları okuyarak tekrar hatırlıyorlar ve sınav sonrası bir farkındalık kalıyorsa ne ala… İnsanın doğası bu “duyduğunu unutur, gördüğünü hatırlar, yaptığını öğrenir” demişler. Ne yazık ki bir öğrenme aktivitesi bile gerçekleşmeden, saatler, dersler, aylar, yıllar geçip gidiyor.

İşin eğitim ayağı çoğu zaman yok, varsa da çok az etkili ve sonuç alıcı oluyor. Eğitimin gerçek bir yetenek geliştirme süreci olabilmesi için doğrudan hedeflenen yeteneklere dokunulması, tetiklenmesi, harekete geçirilmesi gerekir. Harekete geçen yeteneğin gelişmesinin takip edilerek, yönlendirilmesi ve kendi zirvesine ulaşması sağlanmalıdır. Ne kadar yapabiliyoruz?

Okullardan mezun ettiğimiz öğrenciler, evde bir musluk veya ampul değiştirebiliyor mu? Yolda karşılaştığı bir yabancıya bir yabancı dilde yol tarif edebiliyor mu? Her hangi bir sporu düzenli yapıyor mu? Resim, müzik veya geleneksel sanatlardan biriyle uğraşıyor mu? Gıdaların, bilgisayarların üretim süreçlerini haberdar mı? İnsan hakları, demokrasi, din, adalet gibi kavramları verilere dayalı tartışabiliyor mu? Bu sorulardan bir veya ikisine çok az kişiden olumlu cevap alıyoruz.

Eğitimin gerçek hayatın ihtiyaçları karşılayacak ve yaşama katkı yapacak bir sürece dönmesi gerekir. Örneğin lise mezunu ortalama bir öğrenci, kendi dilini güzel konuşmalı, tarihini, kültürünü içselleştirmeli, hayata dair bir takım bakım-onarım işlerini yapmalı, hayatın matematiğine hakim olmalı, bir yabancı dil konuşmalı, bir sanat veya sporu yapma alışkanlığı kazanmalı, meslek lisesi ise mesleğini icra edebilmeli…

Eğitim zincirleme bir süreç, öğreten yapabilmeli ki, öğrenene öğretebilsin. Örneğin, sınıfta öğretmen İngilizce konuşursa, öğrenci İngilizceyi konuşur. Eğitimciyi yetiştiren öğretim üyesi eğitimi İngilizce yaparsa, öğretmen adayı İngilizceyi ders anlatabilir. Bilgisayar programı yazabilen, öğrenciye yazılımı öğretebilir.

            Eğitim kalitesini geliştirmenin ön şartı, eğiticilerin kalitesini geliştirmektir. Eğitimci ve öğrencilerin, hayata dokunan bir eğitim süreci yaşamaları dileğiyle, yeni dönemleri tebrik ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108