banner114

İnsanın bu dünyada yaşamasına anlam katan onu değerli kılan ilkeleri ve öncelikleri vardır. Buna halk arasında ‘’insanın duruşu’’ denir.

Konuyu biraz açalım beklentilerimiz nedir bu hayattan niçin yaşıyoruz, gayemiz nedir?  Önceliğimiz makam mevkii, şan şöhret mi, para, mal mülk mü, yoksa günübirlik hayatı idame ettirmek mi ya da yüce yaratıcının ilke ve yasalarına uygun bir hayat tarzı mı belirlemek?  Bu sorulara vereceğimiz cevap iki dudağımızın arasından çıkan kelimeler değil eyleme döktüğümüz hayat tarzımız davranış biçimi ve eylemlerimizdir.

Rehberimiz    Hz.Muhamed’i  el-emin yapan şey neydi?  Bu soruya hepimizin vereceği şudur sanırım: eylemleriyle söylemleri arasındaki tutarlılık. Söyledikleriyle yaptıkları asla birbiriyle çelişmeyen ne söylemişse onu yapan, ne yapıyorsa onu söyleyendi.

 Etrafındaki herkes gibi değil, inandığı tek doğru için ömrü boyunca dosdoğru kalan ve o uğurda mücadele eden değil miydi? Bu da onu her türden inanca sahip bütün insanlar tarafından  emin olunan kişi yapmıyor muydu?

Yani diyebiliriz ki olaylar ve sorunlar karşısında net tavır takınan, duruşu olan, eğilmeden, bükülmeden, kınayıcının kınamasından korkmadan, elif gibi dimdik, yanlışa yanlış, doğruya doğru, eğriye eğri, zalime zalim, hırsıza hırsız, haklıya haklı diyebilen ve kendisi de olduğu gibi görünen ve göründüğü gibi olabilendir.

Hayatı bir cam ya da elmasa benzeterek örnekleyecek olursak; Bu iki madde de ışığı geçirir ve renklerine ayırır. Işık renklidir ama renk karmaşası yoktur, renkler birbirine karışmaz. İnsan da renkli olmalı hayatta ama renkten renge girmemelidir,  cam gibi şeffaf olmalıdır. Olaylar ve yaşam mücadelesinde hemen kırılmamalıdır veya  elmas gibi de çok sert olmamalıdır.

Bu yazdıklarım olması gereken insan profiliydi peki ya şimdi ki duruşumuz nedir?

 En önemli vazife başına seçimle getirdiğimiz bizi ve ülkemizi yöneten siyasetçilerimize ve kendimize bir bakalım acaba nasılız. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız özelliklerin neresinde duruyoruz. Duruşumuz ne?  Bazı siyasetçilerimizi ve tanıdıklarımızı istisna tutarsak büyük çoğunluğumuzun hakikatler karşısında  takındığı tavır ‘nabza göre şerbet vermek’ değil midir?

Küçük dünyalıklar ve ikballer uğruna yanlış(a) gördüğü halde ses çıkaramayan zavallı kuru kalabalıklar olmuşuz. İlahi adaleti unutup parayı, şöhreti ve şehveti kendimize ilah edinmişiz, vah halimize demekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Hani bir hadisinde peygamberimiz diyor ya ‘’Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.’’ diye. Bu söz artık kitaplarda, tozlu raflarda kaldı.

23 Haziran’da malum İstanbul’da belediye başkanlığı seçimi yenilenecek. Okuduğumuz haberlerde ve anketlerde, seçmenin eğilimi ne bakıldığında değişimler var deniliyor. Merak ediyorum seçimin üzerinde bir henüz üç ay geçmemişken şeçmenin eğilimini değiştiren nedir? Bu kadar mı erken değişir insan. Ne çabuk  boz(ul)duk, toplumun yapısını.

Kişiliğimizi, kimliğimizi ideallerimizi ne çabuk unuttuk. Çoğunluk ne derse o mudur doğru olan, yoksa hak ve hakikat neyse o mudur doğru olan. Kendi küçük dünyalıklarımız, makam, mevki, beka  ve iktidar hırsımız ne tez değiştirdi bizleri. Neleri kaybettik ki geri almak için çırpınıp duruyoruz.

Hani biz idealleri uğruna mücadele edecek, haktan, adaletten, şeffaflıktan ayrılmayacaktık, net olacaktık, söylem ve eylem bütünlüğümüz olacaktı. Ne değişti öyleyse?

Maalesef öyle bozulduk ki, insan olmamız bile bir duruşa göre değil, kuruşa göre ölçülür oldu günümüzde. Hâl bu ki duruş; ne kuruşla ne de cinsiyetle olurdu.

Nuri Pakdil Klas Duruş adlı kitabında şöyle der ; ‘’ Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam nasıl hak edebilirim yaşamayı ?’’Üstad  yaşamı kuşatan her şeye karşı insanda bir duruş arar maalesef.

Ve meşhur karınca hikayesi ne güzel anlatır insanın duruşunu;

İbrahim’i yakmaya çalışan ateşi söndürmek için koşan karıncaya “bir damla su ile mi ateşi söndüreceksin” dediklerinde karıncanın; “Söndüremesek de safımız belli olsun…” dediği gibi.

Beni bir dost, kardeş kabul ederseniz derim ki insanın bir duruşu olmalı bu hayatta. Ve yapacağı her işi ona göre yapmalı, renkli olmalı insanın kişiliği ancak renkten renge girmemeli bukalemun gibi. Bulanık olmamalı akan su gibi duru ve berrak olmalı.

Kalın sağlıcakla.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108