banner114

Sinema perdelerinin değişip yenilenmesi gibi, yaşadığımız dünyada her gün değişir, yenilenir. Belki de, her an her şey yeniden ibda olur, inşa olur, ihya olur. Bizi yoktan var eden ve var etmeye devam eden kudret tarafından… Her şey, ne bir an öncenin aynı, nede gayrı olarak yaratılır. Hem aynıdır, hem gayrıdır. Her şey doğar, büyür ve ölür. Ömür süreleri çok farklı olsa da, bundan çanlılar kaçamadığı gibi, cansızlarda, yıldızlarda kaçamaz. Onun için değişim ve yenilenme sonsuz ve her andır.

Hayatın kurgusunda karşılaştıklarımız iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi, kendi niyetlerimiz, tercihlerimiz, kararlarımız, yaptıklarımız ve yaşadıklarımızın etkileşiminin sonucunda önümüze çıkanlar, soframıza gelenler. “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” ilahi fermanında açıklandığı gibi… İkincisi bu günkü bahsimiz haricinde olan imtihan sorularıdır.

Onun için birçok musibet, kaza ve kayıp sebep-sonuç ilişkisi içerisinde cari olur. Yani, musibet tembelliğin, hasedin, özensizliğin, aldanmışlığın, yanlış karar, ilişki ve işbirliklerinin, yerindesizliğin, günahın neticesidir.

Bu sebep-sonuç ilişkisi bizlere, durumu düzeltmek için yeni fırsatlar verir. Olayları doğru analiz etmek, algılamak, yorumlamak ve yanlışları görerek düzeltmek, ders çıkarmak fırsatı… İlk anda vicdanımız yanlışımızı görür. Bize, en azından kendimize, itiraf dahi ettirir. Fakat nefis, kusurdan âlâ, noksandan beri olduğunu düşündüğü için hızlıca devreye girer. “Kabahat samur kürk olsa hiçbir nefis üstüne almaz” sözünü ifa eder. Sadece kendi nefsimiz değil, çevremizdeki nefisler de… Çünkü hatayı düzeltmek için alacağımız kararlar etrafımızdaki birçok nefsi etkileyecektir. Bizim hatamıza çıkarını inşa etmişler buna asla razı olmayacaktır. Onlar kırk dereden su getirerek, yanlışın bizde değil, bizi anlamayan, ulvi çabamızı idrak edemeyenlerde olduğuna bizi iknaya çalışacaklar.

Bu öyle bir zor durumdur ki, altından kalkmak vicdan için neredeyse mümkün değildir. Çünkü vicdan yalnızdır. Kendi nefsimiz de dahil, yüzlerce nefis üzerine çullanmıştır. Gerçek dostlarımız, önceki yanlışlardan dolayı, kırgın, kızgın ve üzgün olduklarından onlarda sitem ederler. Boynumuzdaki akrebi gösterirken kurdukları ifadeler çan yakar. O sitemleri, kuşatıcı şefkat ve samimiyetten uzak, kırgınlıklar ve kızgınlıkların ifadesidir.

Dost sistemleri, çıkarcı nefisler tarafından kendi tezlerini güçlendirmelerine aracı olarak kullanılırlar.  Sitemler, nefisler tarafından düşmanlık, hatta ihanet olarak takdim edilir. Bizi çukura atmalarına rağmen bizim dostumuz olarak görünme çabaları sınır tanımaz. Gerçek dostları da ebedi kaybetmekle karşı karşıya kalırız. Göz görmez aydınlıkta/Asumana dek duman, gibi bir ilizyon sarar kubbemizi…

Bütün bunların altından kalkmak gerçekten çok zordur. Gerçeklerle yüzleşmek, lime lime her şeyin muhasebesini, nefisten ve herkesten uzak, sanki başkası için yapıyormuş gibi, yapmak… İçimizdeki beni çıkartıp karşımıza koymak, aklı savcı, vicdanı hâkim atamak ve melekler meclisinde yargılanmak… Sonucunda, vicdan hâkiminin hükmüne, melekler meclisinin tasdikine razı olmak…

İmtihan zor, kayıp büyük, kazanç ebedi olabilir. Çünkü musibet yanlışların neticesi olsa bile, (ders çıkartıldığında) mükâfatın mukaddimesidir.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108