Timur lakaplı bir değerli büyüğümüz vardı. Asıl adı Mehmet olmasına rağmen Timur adıyla ün salmıştı. Bu ismine ne kendisi, ne ailesi karşı çıkmıyordu. Çünkü bu adıyla toplumun ortak değeri haline gelmişti. Timur’un anıları hâlâ bu adıyla yaşatılmaktadır. Yıllar önce öldü. Allah rahmet etsin.

Timur, paraya pula değer vermezdi. Uzun sakalları vardı. Almanya’da çeyrek asır gurbetçilik yapmıştı. Köye ilk traktörü o getirmişti. Sempatik hareketleri vardı. Herkesin gönlüne girmişti.

Hayırseverdi. “Ne güzel elbisen var.” diyen bir lise öğrencisini, kendi giysisine imrendiği için götürüp mağazadan giydirdiğine şahit oldum. Türk Silahlı Kuvvetlerine düzenli yardım ettiğini ona törenle verilen plâketten öğrendik.

Alaca Dağı’na bir tahta kulübe yaptırmıştı. Yılın çoğu aylarını bu kulübede geçirirdi. Kış aylarında yine bu kulübede yaşadığı zamanlar olurdu. Onu özleyenler; esprili, komik ama düşündüren, felsefi sohbetlerine katılmak için bu dağa gider, onu ziyaret ederlerdi.

Kimine göre meczup, kimine göre ermişlerdendi. Her ne olursa olsun bana göre çok akıllı ve değerli bir insandı. Evet, hareketleri, konuşmaları, olaylara ve insanlara bakışı farklıydı; kimseninkine benzemiyordu. Zaten bu haliyle bir renk ve zenginlikti. Onun eksikliğini çektiğimizi şu sıralarda daha iyi anlıyorum!

Tam hatırlamıyorum, 15-20 yıl kadar önceydi, Sis Dağı’nda bir yaz gecesi Çayır Obası’nda Osman Dayı’nın kahvesinde maç saatinde toplanmıştık. Kahve kalabalıktı. Timur da kahvede bizimle birlikte maç seyrediyordu. Maç aralığında gençler onunla konuşmak, daha doğrusu onu konuşturmak ve anlattıklarına gülmek, yorumlarıyla eğlenmek istiyorlardı.

Timur, bu akşam pek isteksizdi, konuşmak istemiyordu. Çivi gibi bakışlarıyla ortamı izliyor, çayını yudumluyordu. Kendisine yöneltilen sorulara pek ilgi göstermiyordu. Onunla diyalog başlatamayan gençler, niyetleri kötü olmasa da onu konuşturmak isterken ölçüyü kaçırdılar; hoş karşılanmayacak davranışlarda bulunmaya ve sözler söylemeye başladılar. Bunun üzerine kaşlarımı çatarak gençleri uyardım; yaptıkları davranışın yanlış olduğunu, yaşlılara saygılı olmak gerektiğini söyledim.

On beş yaşlarında, bıyığı yeni terlemeye başlamış olan bir genç;  “Ama o zaten deli, anlamaz ki!” dedi. Bu sözü üzerine ona kızdığımı belli eden bir ses tonu ile; “bu lafını duymamış olayım!” Dedim.

Timur bunun üzerine omzumdan tutarak beni kendisine doğru çekti ve kulağıma sessizce; “BOŞ VER, DELİ SANSINLAR!” dedi.

Sanki başıma taş düşmüş gibi oldum! Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece düşündüm; gençleri uyarmakla ben mi yanlış yaptım? Alaycı sataşmalarıyla gençler mi yanlış yaptı? Yoksa bu hoşgörüsü ile Timur mu yanlış yapıyordu? Bu soruların cevabını yıllardır düşünüyorum.

Ne dersiniz? Hangimiz toplum içinde kendisine “deli!” denildiğinde kızmaz? “Deli” deyince umursamayan mı delidir, böyle bir kişiye  “deli” diyen mi delidir?

Nedir bu efelik, bu kabalık, bu kabadayılık? Nedir bu benlik, bu üstünlük! Korna çaldın diye birbirine saldırmalar! Daha neler, daha neler?

 “Deli” kimdir? Nefsine uyan saldırganlaşanlar mı, kendini aşan, hoş görülü ve sabırlı olan mı?

Timur gibi “ deli “ olduğumuzda ” adam olduk” demektir. Varsın bizi “de deli sansınlar” ne olur!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37