banner114

Rahmetli annem böyle başlardı söze…

Bizi, defnelerin altından uğurlarken, dereye denize gönderirken…

Boğulursanız sakın eve gelmeyin.”

Tipik bir Karadeniz sözü olduğunu ancak yıllar sonra anladım.

Dikkat edin”le başlayan ve saatler süren bir tembih faslından daha etkili olduğunu…

Anne, biliyor musun, kimseler boğulmadı bizim köyde.”

Belki de tüm anneler aynı tembihte bulunmuşlardır.

***

Onca tembihe rağmen…

TV, radyo, okul sıraları, tabela, afiş, sosyal medya…

Bangır bangır kulağımızın dibinde, gözlerimizin önünde…

Özellikle çocuklar gençler, söz dinlememekte sınır tanımıyorlar…

Sarı sıcaklar başladığında, süs havuzu mu gördüler yoksa kanal falan filan…

Bir anda kendilerini serin sularda buluyorlar.

Yüzme biliyor musun?”

Biraz… Öyle fazla açılmayacağım, kıyısında…”

Öyle olmuyor işte… Suyla buluşanlar büyük de olsalar çocuklaşıyorlar.

Açılalım, biraz daha, biraz daha” derken ihtimalleri hesaba katmıyorlar.

Ayağımıza kramp girermiş, boyumuzu aşarmış, akıntıymış” umursamıyorlar.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) verilerine göre boğulanların çoğu yüzme bilmiyormuş. İşin ilginç tarafı ise boğulma vakaları, sahil kentlerinden daha çok iç bölgelerde… “Madem yüzme bilmiyorsun” diye sorgulamanın da âlemi yok.

Hayat veren su, adres şaşırtınca, olan çocuklara gençlere olunca...

Buradan yola çıkarak şöyle diyebiliriz.

Yüzme Dersi, müfredata girmeli ve zorunlu olmalı.”

Yani liseyi bitiren her genç yüzebilmeli.

Tamam, bazı sporlar yetenek ister. Atletizm, boks, güreş, basketbol, futbol gibi…

Fakat yüzmeye ayrı bir parantez açalım ve yanına da savunma sporlarını koyalım.

Üç tarafı denizle, dört tarafı düşmanla çevrili bir ülke’den bahsediliyor.  

Nehirler, göller, göletler, barajlar, sulama kanalları, havuzlar…

Su’yu gördük mü dayanamıyoruz.

Yüzme biliyor muyuz, bilsek bile burada yüzülür mü? Bir engelimiz var mı?

Kendimize sormadan, sorsak bile cevap almadan cumburlop suya…

Çoğunluk “serinlemek için” diyor. Termometre, bilmem kaç dereceyi gösterince…

Asfaltta yumurta pişince bize de suya girmek düşüyor.

***

Evimiz, denize bir saatlik yürüyüş mesafesinde olunca dereler göller yetişmişti imdadımıza… Şana Deresi üzerinde irili ufaklı göller vardı ki en önemlisi İnzaa idi…

Metrelerce yüksekten dökülen şelalesine “şarşar” derdik ve tam orta yerindeki bölmeden ancak lise yıllarında atlayabilirdik. En yüksek yerinden atlamak ise büyük bir cesaret isterdi. Temmuz ve Ağustosta adeta piknik yerine dönerdi.

Hemen herkes orada atardı ilk kulaçlarını, dalıp çıkarırdı renk renk çakıl taşlarını…

Yani demem o ki suyla küçükken tanışacaksın, ‘kaldırma kuvveti’nin farkına varacaksın. Ve sonra huzur içinde kendini suyun kollarına bırakacaksın.

***

Ehliyet’ veriliyor.

Karada, havada, denizde araç kullanabilir” diye…

Sıra kendimize gelince sorgu sual yok.

Aslında biletlerde ‘yüzme’ maddesi bulunması isabetli olur.

Hiç değilse ‘biliyor, bilmiyor’ kutucuklarını işaretlerken biraz düşünür insan.

Ya, bu yaşa geldim nasıl olur da hâlâ yüzme bilmem?

Otobüse, trene, uçağa binenler “ne alâka” diyebilirler. Gemi zaten ‘onsuz’ gitmiyor. Fakat bazen bütün yollar su ile kesişebiliyor.

İşte o an bildiğiniz her şeyi unutun.

Yüzme?”  

Dijital kimlik kartlarımızda da yerini alsa…

Hem plajlardaki cankurtaranlara fazla iş düşmez hem de anne babalar, kaybettikleri canlarının ardından gözyaşı dökmez.

Ehliyet ruhsat kontrolü’ yaparcasına…

Yüzme Sertifikası’…

Ya da “kimlik kartını bi okut bakalım.”

***

Deniz sezonu çoktan açıldı, veliler endişeli…

Tatile çıkanlar, çıkamayanlar…

Hiç kimse ‘sudan sebeplerle’ veda etmek istemez bu dünyaya...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108