Gıda ve beslenme konularında genelde bir tedirginlik ve güvensizlik var. Çoğu gıdamızın tabii olmaktan uzak suni müdahalelerle bozulduğu, birtakım katkı maddeleriyle de gıda olmaktan çıkarılarak zehir haline getirildiği kanaati yaygın halde. Televizyonlarda konuşan hekimlerin anlatımlarıyla, yemememizi ve içmememizi tavsiye ettiklerine baktığımızda işimizin çok olduğu ortaya çıkıyor.

Sağlıklı beslenme için herşey tabii olacak. Yediğimiz ekmekten tuttun da, ette, sütte, peynirde, yoğurtta, yağda, sebzelerde, meyvelerde, içeceklerde hep katkı maddesinin olduğu, bunlardan uzak durarak tabii olanlarını tercih etmemiz gerektiğini söylüyorlar. 80 milyonluk nüfusumuzun yüzde 75’i artık şehirlerde yaşıyor ve kendisi üretmekten uzak, üretilenleri yiyor ve içiyor. Marketten, manavdan, kasaptan, fırından aldığı bütün bu yiyecekler hormonlu, katkı maddeli ve sağlıksız ürünler ise ne yapabilir ki.  Bile bile zehiri yutacak ve yudumlayacak.

Burada suçlu devlettir ve devleti yönetenlerdir. Çünkü sağlıksız, kaçak, korsan üretime fırsat veriyor, GDO’lu ürünlerin ithaline ruhsat veriyor, görevleri iken gereken önlemleri almıyor ve milletin zehirlenmesine seyirci kalıyorlar.

Eğer yediğimiz ekmek katkı maddeli ise, vatandaşın un fabrikalarına müdahale edecek gücü ve pozisyonu yok. Bu bir örnek diğer bütün üretilen ürünler için de aynı durum söz konusu. Böyle olunca devlet sağlıklı ürün üretim ve tüketip politikasını ortaya koyacak, gereken müeyyideleri uygulayacak ve milletine sağlıklı ürün tüketebilme imkânlarını sağlayacaktır.

Sözde tabela olarak bakanlıklarımız, daire müdürlüklerimiz, araştırma merkezlerimiz, enstitülerimiz… var da var. Bunların görevi nedir ki bize sağlıksız ürünler yedirilmesini önleyemiyorlar.

Sofra başına oturduğumuzda gerçekten kara kara düşünüyoruz. Acaba yediklerimizden hangisi daha az zararlı veya zehirli diye aklımızdan geçiyor, hatta sofra arkadaşımıza dahi soruyoruz. Bu ne acziyet, bu ne yürekler acısı durumdur.

Türkiye bir ziraat ve hayvancılık ülkesi iken ve açlık tehlikesi olmayan dünyanın yedi ülkesinden biri iken bugün yanlış politikalar ve yönlendirmeler yüzünden etinden, sütünden, peynirinden, meyvesinden, pirincinden, baklagillerinden, patatesinden, meyvesinden ithal eden ülke durumuna düşürüldü. Düşünülsün ki patatese, soğana varıncaya kadar ithal ediyoruz. Düşünmemiz, düşünebilmemiz ve utanmamız gerekir…

Şehirlerin çevrelerinde, bağ, bahçe, bostanlık, ekilebilinen yeşil alan bırakmadık. Artık marul sebzesine varıncaya kadar ithal ediyoruz. Her tarafı sağlıksız, çirkin, ruhsuz beton yığınları ile doldurduk. Üretilen yüzbinlerce konut boş ve Türk insanından ziyade yabancı alıcılarını bekliyor. Hani bir söz vardır “Dere akar, Türk de bakar” biz de aynı durumdayız.

Felâket dellallığı yapmak istemem. Görünen köy de kılavuz istemez. Bu tempo vebu tahribatla gidildiğinde birgün ekilecek bir karış yerimiz kalmayacak, beton duvarlarını yalayarak yaşama zorunluluğu doğacak.

Yapmayın beyler! Bu millet size her türlü gücü ve imkânı verdi. Ülkeyi güzel yönetin de, sofralarımızda sağlıklı ürünler yiyerek beslenelim. İhmallerinizle bizi zehirlemeyin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37